100 Best Chamber Music

Klasik müzik dinlemeye 2000’li yılların ortalarında o zamanlar hayatına devam eden Akbank Oda Orkestrasını takip ederek başlamıştım. Şef Cem Mansur konser başlamadan yarım saat önce sahneye çıkar ve o gece çalınacak eserlerin çeşitli özellikleri hakkında bilgiler verir, renkli üslubu ve derin olduğu anlaşılan bilgisi ile tanıtırdı konserin içeriğini izleyenlere. Mozart’ı anlatışı hâlâ kulaklarımda. Onun nasıl bir deha olduğunu ve müzik konusunda dünyanın kendisine olan borcunun ne büyük olduğunu bu konser öncesi açılış konuşmalarından öğrenmiştim.

Unutamadığım konserlerden biri ise Lara St. John’un Vivaldi’nin Dört Mevsim’i ile, bu büyük eserden etkilenerek bestelenen Arjantin’li büyük besteci Astor Piazzola’nın Dört Mevsimi’ni dinlediğim konserdi. İlk defa o konserde, içinde başka bir esere yapılan direkt göndermeleri, belirgin esinlenmeleri idrak edebilmiştim. Satın aldığımız albümü imzalatırken “Arwen için imzalar mısınız?” dediğimde, isim başarılı solist’in dikkatini çekmiş, kendisininde “Ancalagon” diye bir nick kullandığını söylemiş ve gerçekten de albümün arkasında yazan bu kelimeyi göstermişti bize.

Birkaç yıl sonra Akbank Oda Orkestrası müzik hayatına son verdi ve konser öncesi yapılan o yararlı bilgilendirmelerle birlikte tarihteki yerini aldı. Biz ise eşimle beraber daha orkestra kendini kapatmadan önce başka klasik müzik konserlerine, festival etkinliklerine, operalara vb. katılmaya başlamış, klasik müzik bilgimizi, görgümüzü arttırmaya başlamıştık. Dinledikçe geliştiğini farkettim kulağımın. Ülkenin en önemli koro şefiyle, en önemli korolarından ikisinde de görev alan bir korist olarak eşim Şemsinur Arman hem söyleme hem dinleme konusunda normalin üstünde bir terbiyeye sahipti ama ben o yıllarda kendime yeni bir uğraş ediniyordum.

Uğraş diyorum çünkü klasik müzik sadece dinlenip keyiflenilecek, melankoliye kapılınacak veya coşup heyecanlanılacak bir eğlence değil bir derya. Anlaşıldıkça keyfi artan,ilerledikçe katmanları ve tarihselliği boyunca önünüzde genişleyen bir ufuk çizgisi.

Bugün dinlemekten büyük keyif aldığım ve dinleme eylemini aslında okuma edimiyle de birleştirebildiğimi düşündüğüm, içimdeki tutku klasik müzik.

Oda müziğiyle başladım klasik müziğe. Bunu bilinçle yapmamıştım ama şimdi değerlendirdiğimde enstrümanların sesleri, seslendirenlerin, solistlerin, virtüözlerin, şeflerin kendine has özellikleri, oda orkestralarında daha bütünlüklüydü. Güzel ses dinlemeye aç kulağım, eserlerin arka planlarını, bestelendikleri tarihin akımlarını, bestecilerinin yaşamlarını ve dönemlerinin toplumsal yapısını öğrendikçe daha da açılmaya başladı. Çok fazla sayıda olmayan enstrümanla ve performans için küçük sahnelere ihtiyaç duyulan oda orkestrası eserleri bana müziği tanımam konusunda çok faydalı oldu. O kanaldan girdim sonsuz büyüklükte ve hâlâ genişlemeye devam eden klasik müzik dünyasına.

EMI markasının topladığı eserlerin oluşturduğu 100 parçalık bu chamber orkestra albümü oda müziği konusunda bütünlüklü bir yaklaşımla hazırlanmış. Barok dönemle başlayıp klasik formun en yetkin örneklerine, romantizmin, lirizmin, anlatımcı müziğin bütün merhalelerinden geçip nihayet modern anlayışın atonal tınılarına kadar oda müziğinin en seçkin eserlerinden oluşturulmuş albüm, yayıncı şirketin bu konudaki tecrübesini yansıtır nitelikte.

Ben müziği sokakta dinleyen biri olarak, albümü başından sonuna sırayla dinlemek yerine rastgele modunda dinlemeyi tercih ettim. Müziğin kendine özgü tarihinin bir ucundan diğerine savruldum üç ay boyunca.

Klasik müziği anlamak isteyen, onu sadece dinleyerek değil, öğrenerek de özümsemek isteyenler içinse sırayla dinlemek daha eğitici olabilir bu 7 saatlik büyük albümü. Çünkü dönemlere ayrılmış bölümlerde, dönemlerin bütün müziksel özellikleri anlaşılır şekilde hissediliyor.

Klasik müzik evreninde güzel ve anlamlı bir yolculuk için olduğu kadar, o evrene ucundan kıyısından ilişip, yıldız tozuna bulanmak için iyi bir fırsat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir