Anthony Burgess – Otomatik Portakal

İçinizde kontrol edemediğiniz güçlü bir yıkım duygusuna, can yakma, kan akıtma ve zarar verme dürtülerine neden olmayacak söz veriyorum. Şimdi açın Beethoven’ın dokuzuncusunu. Belki biraz coşku duyacak, kreşendolar sırasında kalp ritminizin arttığını hissedeceksiniz ama emin olun, anti kahramanımız Alex gibi, kendinizi uyarıcı maddelerle zenginleştirilmiş bir çeşit süt içerek azılı bir suç makinesine dönmüş bulmayacaksınız.

Bach’ın Brandenburger Konçertoları da sizi olsa olsa hislendirecek; yoksa gece yarısı yaşlı insanları köşe başında sıkıştırıp, sırf bu iş için yapılmış demir uçlu çizmelerle kafalarını kırıp paralarını çalan insanlara döndürmeyecektir. Mozart ise sizi bir pamuk yumağına çevirme potansiyeli taşırken, nasıl bir tecavüzcüye dönüştürebilir?

Müziğin ve özellikle klasik müziğin insanları iyi yapabilme gücünün olduğu kanıtlanır mı bilinmez. Bununla beraber, kötüler iyi müzik dinleyerek iyileşebilir mi acaba? Bunun gibi daha bir çok soru müzikseverler için Otomatik Portakal romanı boyunca zihnimize takılıp duruyor. Klasik müziğin devleri şiddet sahnelerinden sonra, cinsel sapkınlıklarla beraber, ceza verilirken, sağaltım yapılırken en güzel eserleriyle rol alsalar da, en fazla ikincil öneme sahip roller olabiliyor bunlar. Çünkü kitabımızın başrolü şiddet. Hem de billurlaşmış, sadeleşmiş, varlığının özünden haykıran, akan kanın, kırılan kemiğin, kaybedilen masumiyetin sesiyle şiddet. Sayfalar boyunca saflaşan, ete kemiğe bürünen, insan doyumsuzluğuyla kimliklenmiş şiddet.

Şiddetin pençesindeki genç insanların gece yarıları zorbalıkla hüküm sürdüğü bir karanlık gelecekte geçen romanın sonunda Alex isimli kahramanımız neyse ki bütün bu şiddetin kaynağını gençlik denen evreye bağlıyor da rahatlıyoruz. O artık büyüdüğünü hissedip sebepsiz uyguladığı aşırı şiddet davranışlarından vazgeçerek bütün o karanlık geçmişini geride bırakır. Bizler, gerçekçi anlatılmış şiddet sahnelerinde kıpkırmızı ve oluk gibi akan kanın caddede yavaş yavaş akışını, iğfal edilerek öldürülmüş kadınların son inleyişlerini, bir yanağı boydan boya kesen iki ucu keskin sustalının açılırken çıkardığı metalik sesi okuruz. Şiddetin kaynağını merak edenlerimiz olur bu kült romanı okuyanlar içinde. İnsanların neden şiddet davranışlarında bulunduğunu, şiddete eğilimin nedenini, şiddetin bulaşıcılığını ve iyileştirilebilen bir hastalık mı olduğunu soranlar olmuştur kendilerine okumaları boyunca. Kitabın başarısı benim için bu oldu: şiddeti düşündüm. Öğretmenlik hayatında zaman zaman karşılaştığım genç insan şiddetini hatırlattı bana. O yaşta sınırsız bir öfke potansiyeli taşıyan genç öğrencilerimi düşündüm. Aile hayatlarından ve çevre koşullarından kaynaklandığının belirtilerine rastladığımız öğrencilerimiz olurdu sıklıkla. Umuyorum hepsi büyüdüklerini hissettikleri bir küçük aydınlanma anında içlerindeki şiddet duygularını bir kenara bırakmış ve hayatlarına büyük bedeller ödemek zorunda kalmadan devam etmişlerdir, Alex gibi. Umuyorum gençken uyguladıkları şiddet davranışlarına mağdur olarak katlanmak zorunda kalmış insanlar hayatlarına psikolojik sağlıkları yerinde olarak devam ediyorlardır. Keşke şiddet bütün dünyamız için büyüyünce geçecek bir yaramazlık olsa ve sonuçlarından kimse etkilenmese.

Az daha sabredip, yazının sonuna kadar dayanarak Otomatik Portakal filminden bahsetmemeyi başarmak isterdim. Ama yapamıyorum okuduğunuz gibi. Çünkü kitabı okuduktan sonra, anlamı çoğalan bir film olduğunu görüyorum Kübrick’in eserinin. İyi bir uyarlama olduğunu söyleyemezdim tabii ki kitabı okumadan, ama çok iyi bir yönetmen filmi olduğu meraklıları tarafından belirtilmiştir çoğu kez. Aynı fikirdeyim. Bence kitap ve film, kendine özgülükleri konusunda elde ettikleri başarıyı birbirlerinden bağımsız sürdürebilme kapasitesindeler. Elbette Burgess olmadan Otomatik Portakal filmi olamazdı ancak kitabın tanınmasında filmin etkisi yadsınamaz. Neden Burgess’in filmi izledikten sonra “keşke bu kitabı yazmasaydım” dediğini, filmdeki erken sona bağlıyorum. Filmde Alex’in katarsisini Burgess’in belirttiği gibi göremesek de, Kübrick filminde şiddeti,  tıpkı kitapta anlatıldığı gibi kristal halinde sinema tarihine geçirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir