Arthur Schopenhauer – Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar

Kitaplıkta daha iyi anlaşılabilmek için yeniden okunmayı bekleyen Nietzche’nin kitapları, filozofları biraz olsun anlayabilmek için sistematik bir şekilde felsefe çalışmak, belki uzaktan da olsa bir programa kaydolmak ve bol bol okumak gerektiğini öğretti bana. Schopenhauer’ı okurken, haliyle Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Felsefe bölümünün faydasını gördüm. Yeniçağ Felsefesi dersinde çok da derine inmeden sunulan görüşleri, onun felsefe dünyasındaki konumlanışı yönünden bilgilendirici oldu. Havada kalan, birbiriyle çarpışarak oradan oaya savrulan Nietzche okumalarından kalanlar, belki daha sonra yapılacak bilinçli okumalarla yerli yerine oturur. Çünkü artık biliyorum ki, Schopenhauer, Nietzche ‘yi öğrencisi gibi etkilemiş bir filozoftur.

Bir filozofun yapıtı, düşüncesinin hangi çağda ortaya konduğu ile bağlantılı şüphesiz. Belki dünyadaki pek çok gelişmeyi yaşandığı çağ belirliyor ama bir bakıma çağı belirleyen de filozof oluyor. Sanat, edebiyat, bilim, toplum, ahlak vs. hepsi çağının ruhunu oluşturan filozofların düşünce dünyasından, onların gerçekle ilgili aksiyomlarından süzülerek yaşamın gerçeğine karışıyor.

Schopenhauer’ı da doğallıkla ayrı düşünemeyiz bu durumdan. O da, insanı ve onun yapıp etmelerini, varoluşuyla ilgili sorunlarını, çağının öncüsü olarak incelemiş ve kendisinden sonra gelen pek çok düşünürü etkilemiştir. Ayrıca, Aydınlanmanın insanı evrenin merkezine koyduğu bir dönemin ayrıksı bir düşünürü ve ününü hak etmiş biri olarak anılmaktadır hâlâ. Ancak o, insanı konumlandırdığı noktada karamsar bir tablo çizer önümüze. İnsan, gereği olmayan varoluşunun kıskacında asla iyi olmayan ve olamayacak bu dünyada kazanamayacağı bir mücadeleye mahkûmdur ona göre.

Bu mahkûmiyete neden olan kavram aynı zamanda bizi Schopenhauer’ın felsefesini açıklamakta kullandığı anahtara götürür: istenç. Bizler, istençin yönlendirdiği kişiler olarak, irademiz ve yazgımızın da üzerinde hüküm sürene boyun eğeriz. Yaşamımızı o belirler, bütün dünyamızı onun gölgesinde ve kontrolünde kurarız. Dünya istencin kendisidir.

Hızlı bir araştırmadan sonra elde edebileceğimiz ve biraz daha fazlasına okul kitaplarında da yer verilen bu gibi bilgilerden sonra, Aforizmalar kitabı tabii ki daha anlaşılır ve öğretici oldu. Bir filozofu kendi dilinden anlayabilmenin zorluğunu daha önce okumaya çalıştığım Nietzche kitaplarından deneyimlemiş biri olarak, elimde bulunan Mustafa Tüzel çevirisi için minnettarım diyebilirim. Sayesinde bir filozofun karmaşık ve birbiriyle çarpışma hızı gittikçe artan düşünce parçacıklarının dünyasına rahat okunabilir ve anlaşılır bir Türkçe ile girip, keyifle okuyabildim.

Bir filozofun fikir dünyasının ve düşünce sisteminin anahtarlarını sunduğu önemli bir kitabının içeriği amatörce kotarılmaya çalışılan bir yazının içinde ne denli düzgün anlatılmaya çalışılsa da, bahsedilen düşüncelerin tekrarından ibaret olacaktır ama bunu göze alarak, filozofumuzun aydınlatıcı metninden, ana hatlarıyla bahsetmek istiyorum. Sonuçta burası kitaplar hakkında yazıların yayınlandığı ve kitaplara yazılan yazıların biriktirildiği bir alan. Yani, belki sadece yazmaya çalışarak bile bir antrenman ortamı yaratıyor olabilirim kendime.

Mutluluğun, anlık ulaşılmış ve doyurulmuş haz duygusuyla değil, mümkün olan en acısız hayat ile yakalanabileceğini söylüyor Schopenhauer. Acıdan kastın, bildiğimiz ağrı anlamında söylendiğini ifade etmeliyim. Dolayısıyla sağlıklı bir vücut mutluluğun en önemli ihtiyacıdır. Ağrısız bir hayat varoluşumuzu anlamlandırma konusunda en önemli desteğimizdir, yoksa ulaştığımız an elimizden kayıp giden ve yeniden yakalayabilmek için yaşam enerjimizin çoğunu tükettiğimiz hazlar, sadece mutluluğun yanlış yorumlanmış hayaletleridirler. Onları yakaladığımızda, uğrunda çok fazla kayıp verdiğimiz bir gölgeyle karşı karşıya kalmışızdır aslında. Zaten hemen ardından, yani biz yeni bir tanesinin peşinde koşturup kendi mahvımıza yol almaya başlamadan önce yok olup gitmiştir bile.

Schopenhauer kitabında, insanın bilge bir yaşam ve mutlu bir hayat sürmesi, ayrıca kendisi ve çevresinde olan biteni çözümlemesi için gereken bilgiyi üç madde altında inceliyor.

Bir kimsenin ne olduğu: sağlığımız, mizacımız, yaklaşımımız, tepkilerimiz, karakterimiz gibi kişisel özelliklerimizin sıralandığı bu madde en önemli varlığımızı ifade ediyor. Asla değistiremediğimiz bu özellikler bizi oluşturuyor ve dünya ile yaşamı bu özellikler arkasından görüyoruz. Başımıza gelen her ne olursa olsun hepsini kendi bilincimiz içinden değerlendiririz. Aslında bilincimizin içindeyizdir ve karakterimiz, bütün yaşamı izlediğimiz penceredir. Neşeli bir kişilik en büyük hazinedir.

Bir kimsenin neye sahip olduğu: Mal varlığımızı, sahip olduğumuz maddi varlığı ifade eden bu başlık, aslında birinci maddede bahsedilenlerle bir anlam kazanıyor. Çok büyük bir zenginliğin içinde ve haz peşinde geçen bir hayatın mutluluğu sorgulanıyor ya da maddi yönden yoksul ama sağlıklı bir vücut ile varlığını kurak bir zihinsel sıkışmışlık içinde kalıp değerlendiremeyen insanlardan örnekler veriliyor. Can sıkıntısı başımıza gelebilecek kötülüklerin en büyüğüdür ve eğer zamanımızı değerlendirecek bir zihinsel altyapıya, sanat okur yazarlığına, entelektüel birikime, büyük kafalı adamların yapıtlarını anlamaya çalışacak bir eğilime sahip değilseniz bu kötülüğün uçurumuna yuvarlanabilir ve çok varlıklı olsanız bile anlamlı bir şekilde kullanamazsınız bu varlığı.

Bir kimsenin neyi temsil ettiği: İnsanların, başkalarının gözündeki değerine yönelik olarak şan, rütbe, mevki gibi kurumların bilge bir yaşam üzerindeki etkileri inceleniyor bu madde altında. Yine birinci ve en önemli madde ile bağlantılı olarak, değerimizi kendimizin belirlediği, dışarıdan gelen ve belirli bir değer atfedilen böyle ünvanların ancak kişiliğimizle birlikte bir anlam kazandığı işleniyor. Onur ve ün kavramları çarpıcı düşüncelerle anlatılıyor. Hayatımız üzerinde, başkalarının düşüncelerine verdiğimiz değer bizi nasıl da yanlış yönlendiriyor.

İtiraf etmem gerekir, kitabın başlığındaki aforizmalar kısmı bende, özlü sözlerin toparlanmasıyla oluşturulmuş, kısa ve hızlı düşünce parçacıkları oluşturan bir kitap okuyacağım hissi yaratmıştı. Oysa bir anlatı gibi akan kitabımızda yazan neredeyse her cümle aforizma gücünde. Öyle ki, altını çizdiğim satırların üzerinden neredeyse bir okuma seansı süresinde tekrar geçebildim. O yüzden yukarıda yazdığım kısa ve sıkıcı açıklamalar, soğuk ve anlaşılmaz yazı parçaları okuyacağınız yanılgısına düşürmemeli sizi. Çevirinin de yardımıyla, çoğu noktada kendinizle yüzleşecek, bazen rahatsız edip bazen hoşunuza gidecek çıkarımlar okuyacaksınız. İnsan varoluşuna gerek olmadığı ama varoluş gerçekleştiği için de bir şekilde yaşanması gerekliliğine inanmış bir yüksek adamın üstten ama samimi düşüncelerine şahit olacaksınız. Okuyacağınız satırlar arasında alacağınız derslerin, karşınıza çıkmış veya çıkacak gerçeklerin olmaması da mümkün olmayacak.

Felsefe merakınız var ise, aydınlanma dönemiyle birlikte insanı düşünce dünyasının odağına daha köklü bir şekilde yerleştiren, ancak karamsar bir tablo çizen filozofların fikirlerine de ilgi duyacaksınız. Ne kadar anlaşıldığından bağımsız olarak her dönem popüler olan Nietzche’nin en çok etkilendiği düşünür olan Schopenhauer, o kızgın portresinden izlemeye devam edecek hayatı. Biz onu okumaya ve anlamaya çalışmaya devam edeceğiz; karamsarlığı, bir kehanet gibi kendini gerçekleştirmeye her zamankinden daha çok yaklaştığı bu dönemde bütün çevremizi sarar ve hayatı kuşatırken hem de.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir