Attila İlhan – elde var hüzün

Bu şiir kitabını, daha okurken başlayan ve bittikten sonra da devam eden, zihinsel bir meşguliyet durumu yaşıyorum şimdi. Bir önem sıralaması gözetmeden, bu düşünsel hareketliliği, konu şiir olduğu için belki boyumu aşan derinliklere girme pahasına da olsa yazıya dökmeye çalışacağım. Kendi anlığıma bir düzen verme, uçuşan düşüncelerimi sıraya sokma gayreti gibi belki de.

Geliştirmeye devam etsem de şiir acemisi niteliğimi üzerinden atmaya hiç de heves etmeyen bir okur olarak ‘Seçme Şiirler’ ya da ‘Bütün Eserleri’ kitaplarıyla ne kadar da farklı, şiiri özgün olarak basıldığı bir kitaptan okumak. Şairin o başlık altında topladığı ve tematik olarak da aynı düşünsel izleğin ürünlerini başka başka şiirlerde takip etmek güzel deneyim. ‘elde var hüzün’ kitabını okurken, okuduklarımın şiir olmaklığından kaynaklanan, salt o şiirlerin gücünden gelen bir atmosfer hissettim. Kırk yıl önce yazılıp bir kitaba yerleştirilmiş şiirlerde, gece, pencere, pencerelerdeki buğu, yansıyan bulut, yolculuk ve kadın imgelerinin ardında, satırlara sinmiş hüznü hissettim. Özellikle ilk bölüm şiirlerinde ayırdedilen, bir sis perdesinin ardından gölgesi imlenen hüzün.

Attila İlhan bende şiirsel anlamda hep ‘üçüncü şahsın şiiri’ omuştur. O güzel şiiri üçüncü şahıs olarak okumuşluğun ağır hissiyatı, değerini de etkisini de arttırmıştır içimde. İster istemez o etkiyi barındıran güçte şiirler aradım okurken. Bulduğumu söyleyemem. Belki kitapta o güçte şiirler olmadığından değil, artık örselenmiş bir ruhla kendine acıma ihtiyacı içinde bir yalnız çocuk olmadığım için bulamamış olabilirim o etkiyi. Ama duygusu nasıl canlı içimde, anımsadığım his uzanıvereceğim mesafede sanki. Öylesine benimdir o şiir.

Kitap ilerleyip, bu defa Rubaiyat ve Serbest Gazeller de açılıverince sayfalarda şiir, okuma serüvenimde farklı bir işleyişe geçti. Okuduklarım şiirdi elbet, hem de Türk şiirinde tek başına bir zirve olmayı başarmış büyük bir şairin şiiriydi. Ama ne kadar da farklıydı son dönem okuduklarımdan. Kitabın sonundaki ‘meraklısı için ekler’ bölümü de aslında iki tarz şiir arasındaki derin farkın usta şair tarafından dayanaklandırılmasını oluşturuyor. İşte buradan itibaren ‘elde var hüzün’ okuması benim için bir şiir tarihi okumasına evrildi; hem çok keyifli, hem öğretici hem de şairin güçlü karakterinden doğan gerilimli.

Günümüzde şiir, İkinci Yeni akımının devamı olarak nitelendirilse de çeşitli görüşler mevcut ve dönemlendirme çalışmaları şairler arasında çetin çarpışmalara neden olabiliyor. Ben, bana okuma zevki veren, okurken ruhumda hissedebildiğim bütün şiirleri sevebilirim. İçimde, güzel duyu diyebileceğim o manevi yerde titreşim yaratıp bana o yerin varlığını hissettiren şiir güzeldir. Araştırdıkça karşıma çıkan Attila İlhan ve İkinci Yeni savaşı, çarpışmanın sonunda kazanandan bağımsız olarak şiire olumlu etki etmişse ne güzel.

Gelenekten şiir sanatı anlamında bağını koparmamış İlhan, kendisini Marksist öğreti ile yetiştirmiş ve Ulusalcı diyebileceğimiz bir çizgide toplumcu görüşü benimsemiş bir sanatçı. Birinci ve İkinci Yeni şiiri için iktidarın güdümünde olmak, şiiri toplumsaldan bencil bir bireyciliğe taşımış olmakla, iktidara dayanak olmaklıkla suçlamış. Avrupa’da meşhur “şiir geldi kelimeye dayandı” düsturunun tam karşısında mısrayı savunmuş, geleneksel Türk şiirinin gazel, rubai gibi ölçülerle yazılan şeklini sanat açısından geçerli bulmuştur. İkinci Yeni şiirini ve şairini direkt karşıdan alan şu sözleri herkes söyleyebilir mi? “…. turgut uyar’ın bir şiirinden beş mısraya, cemal süreya’nın rastgele beş mısraını ekleyip, sonra hepsini tersten yazıp, altına edip cansever imzasını atın, yadırganmaz”. Tabii Attila İlhan, sanat ve doğallıkla şiirde toplumsal görüşü benimsemiş bir sanatçıydı. İkinci Yeni ve Garip şiirindeki bireyci tavır, bireyin yaşadığı iç sıkıntısının, kişisel açmazların yansıtılışı topluma faydası olmayan, sömürü düzeninin sürmesi anlamında işine gelen bir üst yapı inşasına imkan sağlıyordu. Sadece şekli değil siyasi ve iktisadi açıdan da bu yeni şiire güçlü bir muhalefeti karakterinde de barındırıyordu.

Şairlerin bu gibi tartışmaları, ülkemizde bir şiir damarı olduğunu gösteriyor bana, çeşitliliği arttırıyor, kaliteyi de elbette. Ben şiirimizi ve şairlerimizi Varlık dergisinden takip ediyorum. Geniş bir kitleye hitap ettiğini düşündüğüm bu dergide artık ölçülü, belli bir matematiğe dayalı şiire çok çok az rastlıyorum. Bu o şiirin kötü olduğu anlamına gelmez; yetkin örnekleri çok büyük bir keyifle ve şairinin emeğine şükran duyularak okunuyor elbet. Ancak bu tartışmadan okura lezzet kalıyorsa fikri mücadelenin sürmesini dilerim.

Kitabın sonundaki, büyük harflerle üst perdeden söylenmiş iddialı sözlerin ardından kitaplığımdaki diğer Attila İlhan kitaplarına göz attım. 2006 yılında iki kitabını okumuşum. Biri, ‘gazi paşa’. Kurtuluş mücadelesinde nehir roman tadında ve sinemaya özgü denebilecek bir sahneleme tekniği kalmış hatırımda. ‘Hangi Batı’ ise, bizi biz yapan değerlerin batılılaşacağız diye gözden çıkarıldığından, son devrimcinin Atatürk olduğundan, sosyal düzenden ve Avrupa dediğimiz medeniyetin ne yozluklar üzerinde kurumlandığından bahseden ufuk açıcı bir kitaptı. İlginçtir, tarih atıp şöyle yazmışım: “söylediklerine tam manasıyla katılamıyorum, ama sürekli anlatsın istiyorum”.

elde var hüzün kitabının önce duygu, sonra şiir biçimi, tarihsel şiir tartışmalarından geçerek beni ulaştırdığı son düşünsel kanal şairin büyük kişiliği oldu. Onaltı yaşında iken yasadışı bir şiiri paylaşmaktan kaynaklanan hapislik, yurtdışı tecrübesi, kararlı bir siyasi duruş, sürekli faal bir yaşam, muhteşem bir hafıza ve büyük bir zeka. Bugün iyi şairler olarak okunan bir sürü şair var tedrisinden geçmiş. Geçerli bir iktisat programı oluşturabilecek kadar güçlenmiş düşünsel bir altyapı. Çok kendine özgü bir yaşam ve büyük bir özgüven. TRT2’den hatırlıyorum onu. Kasketi başında, mutlaka bir yere bağladığı eski anılardan bahsettiği ve şiir okuduğu Zaman İçinde Yolculuk isimli bir program yapardı. Derin bir içeriğe sahip, birazcık üstten bakan kavgacı üslubu, keyif veren aydınlatıcı sohbeti yazılarında devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir