BİLİNÇDIŞININ EFSANE DAĞI ve ORALARIN SAKİNİ CANAN

İçimdeki çocuğa “hadi gel oynayalım arka bahçede” diye seslenen üç katlı bir masal parkına benzeyen KAF DAĞININ ARDINDA adlı sergiyi gezdim ARTER’de. 

Cennet, Araf ve Cehennem’in korkutucu, özendirici ya da didaktik betimlemelerini oldum olası sevmemişimdir. O üç mekan da her zaman üst perdeden anlatılır hep orada olanlar çok iyi biliniyormuş gibi. Serginin üç katına yayılan ve Cennet ismiyle başlayıp yukarıya doğru Araf ve Cehennem ile devam eden katların belirleyici işleri olan eserler, sanatçının kendi sesi ve açıklamalarıyla daha dünyevi, daha insani boyutlarıyla kişinin rüyasında görebileceği bir seyahat gibi şimdi hatıramda. Sanki bir çocuğun büyürken çevresinden öğrendiği bir öte dünyanın, sağdan soldan kulağımıza çalınan mistik öykülerin, hayal dünyamızın karanlık tarafını mesken tutmuş anlatılarının elde kalanları; ve büyürken özgürleşip içindeki renkleri kaybetmediği gibi bir de o renk paletini genişletmiş bir kız çocuğunun sergisi bu.


Rengarenk bir perdenin üzerinde birbirine dolanmış çıplak kadın ve erkek figürlerini yemyeşil ağaçların arasında süzülürken ve çevrelerinde türlü çeşitli hayvanlarla sarmalanmış olarak izliyoruz cennette. Dönüyor perde, üzerindeki her desenin izini arkasındaki duvara yansıtarak. Orada olmak istememizi herhangi bir şarta bağlamadan bir hikaye anlatıyor bir kadın kulağımıza. Aynı kadın “Hayvanlar Alemi” adlı eserinde efsanevi kuş Anka ile bir ejderhayı karşı karşıya getirmiş İstiklal Caddesinden de izlenebilen eserinde. Bu iki  mitolojik kahramanın çevresi böcekler kuşlar yılanlar bitkilerle sarmalanmış ve rengarenk bir cümbüşe dönmüş ortalık. Çocuklar için de seyirlik bir yerleştirme diye düşündüm. Öğretici bile. Anlatıyor aynı kadın bütün eserlerini ve öyle eserleri var ki kadınlığını çoğu zaman kendi kimliklerinin en önünde bir varoluş gömleği olarak alıyor üstüne. Anne oluyor, eş oluyor, aktivist oluyor, aşık, sevgili, eş oluyor ama belirgin bir şekilde hepsinden önce kadın oluyor. Vücudunu da sergiliyor, hezeyanlarını, heyecanlarını, çocuksu hayal gücünü de sergiliyor. Ama bütün bunları vücuduna sahip, kadın olmanın arkaik güçleri ve hatta şaman ruhunun özgüveniyle yapıyor. Sanatını, kendini en iyi tanıdığı, dolayısıyla en iyi ifade edebildiği yerden icra ediyor; kadınlığının içinden, kadın duruşundan, varoluşundaki incelikten ama yaratıcılığının naif gücünden.


Eserlerinin açıklamalarını kendi sesinden dinleyerek gezdim sergiyi. Eserlerin arasında, içinde gezinirken kendi varoluşunu gerçekleştirmiş bir kadının daha çok hayallere, bilinçarkasına seslenen imajlarına tanık oldum.  Verilenin aslında ne olduğunu düşündüren değil, hem eserlerinde hem anlattıklarında, sanki çeşitli durumların yapılmış tespitlerine tanık oldum. 

Bu kadar korkusuz, özgür ve ruhani yönü değerli bir kadının dünyasını ve onun evrenini tanıyabilmesi için kızımla gelmeliyim bu sergiye. Hem renkli bir fantastik dünya tasviri için, hem de kendini gerçekleştirmiş bir sanatçı kadını tanıması için. 

İçimde bir Kaf Dağı olduğu için de beğenmiş olabilir ya da kolay anlamamı sağlayacak kadar tanıdık geldiği için sevmişimdir bu sergiyi.

Sizin Kaf Dağınız yok mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir