BÜYÜK SULARDA YÜZMEK

Akademide öğrendiğim ve en çok sevdiğim bilgi, bugün spor dediğimiz kavramın özünde üç branşın olduğu ve sporun ana ve babası diyebileceğimiz bu branşların insan vücudu için ne kadar önemli olduğudur.

Bugün kendi içlerinde birçok dala ayrılan bu branşlar Atletizm, Yüzme ve Cimnastiktir. İnsan vücudunun yapabileceği bütün hareketler ve günümüzde çeşitli kurallarla zenginleştirilmiş bütün oyunlar, yarışlar bu branşların içindeki daha hızlı, daha ileriye, daha güçlü gibi ilkelerle hayat bulur ve insan vücudunun sınırlarını tanımamızı sağlar.


Bu yazı özelinde ve yaklaşan Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışması etkinliği nedeniyle yüzme sporundan bahsetmek istiyorum.

Sporun kökenindeki branşlardan biri olan yüzmenin tarihi, yarışmalar olarak değil belki ama insanoğlunun suyla tanışması anlamında çok eski devirlere dayanıyor. Antik Yunan ve Roma uygarlıkları döneminde insanların eğlence ve sağlık amacıyla suyu kullandıkları biliniyor.

Saymakla bitmeyecek faydalarının arasında öncelikle sağlıklı bir vücuda sahip olmanın dayanılmaz cazibesini sayabiliriz. Spor yapıyor olmanın bilinen faydaları arasında da saydığımız, güçlü bir kalp ve dolaşım sistemi, formda bir vücut, su direncine karşı yapıldığı için güçlü kas ve eklem dokusu, kilo kontrolüne yardımcı olması gibi özelliklerinin yanında yüzme düzenli yapıldığında ruhsal gelişim ve kişinin kendine güveninin artması gibi olumlu gelişmelere yol açar. Bir öğretmen olarak şu bilgiyi vermek isterim. Bir kulübün sporcusu olarak düzenli yüzme antrenmanı yapan ve ders notları zayıf bir öğrencim olmadı, hepsi çalışkan ve başarılı öğrencilerdi. Kısa veya uzun mesafeli yarışların hazırlığı için yapılan uzun antrenmanlar kişinin sabretme gücünü ve başarma azmini de arttırır.

30 Ağustos 2017 günü dördüncü kez kıtalararası yüzücü olabilmek için Rotary Kulübünün düzenlediği yarışmada Çanakkale Boğazını geçmeye çalışacağım. Havuz yarışlarının aksine büyük su geçişleri ya da açık deniz yarışlarında psikolojik hazırlık önem kazanıyor. Çünkü bu yarışlarda zaman elbette önemli olmakla birlikte asıl mücadele doğa ile oluyor. Üç sene önce Çanakkale’de yüzerken birden sessizlik dikkatimi çekmişti. Sadece kulaçlarımın suya girerken çıkardığı ritmik ses ve suya üflediğim nefes. Bir an duraklayıp çevreme bakındığımda yakınlarımda kimsenin olmadığını farketmiş, uzaklarda bir motor görebilmiştim sadece. Sanıyorum boğazın ortasındaydım o sırada ve iki yaka bana çok uzak gelmişti. Büyük kanalın ortasında yapayalnızdım ve en yakın kıyıdan oldukça uzak. Mental hazırlığınız yoksa ya da karşılaşacağınız coğrafyanın büyüklüğüne hazır değilseniz duygusal bir kırılma ve panik yaşayabilirsiniz. Korkacak bir durum yok, her tarafımız güvenlik görevlileri ve cankurtaranlarla dolu ama suda yaşanan bu gibi ataklar performansı etkileyebilir. İstanbul Boğazında ise altına girdiğinizde suyu karartan ve soğutan bir ikinci köprü gölgesi sorunu var. Bir an önce kurtulmak isteyeceğiniz bu gölgelik alanın üç şerit gidiş üç şerit geliş bir otoyol olduğu ve o anda üstünde bir sürü araç bulunduğunu veya Boğaziçi Köprüsünün altında eğer bitiş noktasını kaçırır ve akıntıyla Marmara’ya doğru sürüklenirseniz, sizi balık gibi yakalayacak bir ağ olduğunu bilmek yarış için insanın kafasında heyecan ve küçük korkular yaratan unsurlar. Ben de bunların veya benzerlerinin kafamın içinde küçük girdaplar yaratmasına izin vermiyorum diyemem tabi ama düzgün bir rota tutturup aylarca yapılan hazırlıklardan sonra istediğim tempoyu yakalayıp, kulaçlar arasında gördüğüm uzaktaki kıyıların arasından geçip bir büyük suyu yüzerek geçmek paha biçilmez değerde benim için. 


Bu gibi uzun süreli ve doğayla girişeceğiniz zorlu yarışların manevi kazanımları yarışmaya girmeye karar verdiğiniz an başlar. Bana göre, yüzeceğiniz mayoyu seçmekten, beslenme programınızı değiştirmeye, antrenman saatlerinizi programlamaktan, yarışmanın yapılacağı şehre ulaşımınızı düzenlemek bile, bitiş çizgisini geçtikten sonra boynunuza taktığınız madalyanın keyfini veren gerçek haz süreçleridir. Sadece bitirmek değil, hazırlanmak bile hem düşünsel hem fiziksel anlamda kişiye çok olumlu katkılar sağlar. Kendinizi amatör bir sporcu gibi kurmanızı, belli bir sistem içinde disiplinle hedefe yol almanızı sağlar. 

Doğayı yenemeyecek, ama onun içinde ona karşı bir parkuru bitirmeye çalışacak olmanın heyecanını yaşıyorum şu an. Bu heyecan, aslında tamamen duygusal bir kıpırdanma değil. Hazırlık dönemi boyunca yaptığım antrenmanların vücudumda yarattığı kimyasal değişimlerin oluşturduğu bir çeşit bağımlılık. Bir doğa yarışçısı olabilirim uzun zamandır ama daha önce ben bir spor bağımlısı, delisi, çılgınıyım. Spor yaparken salgılanan hormonlar ve vücudumun bu hormonlara duyduğu ilgi, branş ne olursa olsun beni türlü çeşitli başka performanslara yönlendirecek. Herzaman bir sonraki yarışmanın hazırlığıyla, düzenli bir yaşam ve sıkı bir form için sağlıklı kalmak için müptezellik. Eh, herhalde dünyadaki en zararsız bağımlılıktır spor. 

Aslında doğanın bir parçası olduğumuza göre, yarış bizim içimizde. Kendimizle yarışıyoruz. Büyük sulardan, yüksek dağlardan oluşan bir parkuru değil, iç sınırlarımızı zorluyoruz. Kolay gelsin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir