DÜŞÜNCE SINIRLARININ VÜCUT SINIRLARINA TAKILDIĞI AKTİVİTE OLARAK MARATON KOŞUSU

Koşu yarışları kariyerime 10km koşarak başlamak istemiş ve dikkatsizlikle acemiliğin karışımı bir acelecilikle, kaydımı 21km’ye yaptırmıştım. Bozcaada’nın belki en güzel mevsiminde, koylarının gerisinde kıvrılarak ilerleyen inişli çıkışlı yolları, hazırlandığım 10km bitip de ne olursa olsun ayağımdaki çipin kayıtlı olduğu yarı maraton yarışını bitirmeye karar verip koşmaya devam ettiğim için bir türlü tükenmek bilmemişti. 15. km’den sonra vücudum ve düşünce sistemim arasındaki bağlantının da zayıflamaya başladığını çok iyi hatırlıyorum. Bu zayıflık şöyle gösteriyordu kendini: artık bir yarı maratoncu olmaya birkaç kilometre kalmışken ve bu kadar çok istiyorken bu yarışı bitirmeyi, özellikle bacak kaslarım ve sonrasında dizlerimde kasılmaya bağlı müthiş bir ağrı beni durdurmaya çalışıyordu. Şeker vücutta, düşünce sistemimizi de etkileyen bir metabolik etkiye sahiptir. Bir saat sürecek bir yarışmaya hazırlanıp iki saat sürecek bir efora kalkışırsanız  çok mekanik bir şekilde iskelet kasınızı bırakın beyin kaslarınız bile duvara tosluyor. Üst bacak kaslarım hissizleşip ben diz ekleminin üzerinde çatır çutur koşmaya başladığım son birkaç km düşünsel yapım da başka bir boyuta geçmişti. Bitmiş şekerin etkisiyle garip bir asabiyet ele geçirmişti beni.


Mücadeleyi vücudum kazandı. Ben finişe gelmeyi ve “half marathon finisher” olmayı başardım ama sınırları zorladığımın farkındaydım. Uzun koşulardan sonra zaman zaman dizlerimdeki ağrılar bana hep o ilk yarı maraton koşumu hatırlatır. 

Bir iki yıl daha sadece 10km yarışlarına katıldım. Ülkenin çeşitli yerlerinde derecemi de hep aşağıya çekerek bit sürü yarış bitirdim. Sonra, bilinçli bir şekilde hazırlanarak yarı maratonlar koşmaya başladım ve şimdi artık bir maraton bitirmek istiyorum. 


Bu yıl 39. kez düzenlenecek olan ve parkuru nedeniyle de özel bir ilgiyi hakeden Vodafone İstanbul Maratonu’na hazırlanırken anladım ki, bir maraton koşucusu olmak ile bir maraton koşmak arasında oldukça büyük bir fark var. 

Bozcaada da koştuğum o ilk yarı maratondaki gibi düşünsel bir kementle kendinizi finişe çekemezsiniz maraton koşusunda. Vücudunuzda biten ve sadece kırıntıları kalan enerji ile kendinizi en fazla birkaç km daha ileriye taşıyabilirsiniz. Oysa katılanlar der ki, maraton koşusu otuzuncu km’den sonra başlar. 


Eğer başlıca işiniz spor değilse, yani siz antrenmanınız kadar dinlenmenize ve dinlenmeniz kadar da beslenmenize vakit ve nakit ayıramıyorsanız 10km yarışları ve yarı maratonlar tam size göre. 

İki ay öncesinde bir açık deniz yarışına katılmak için Mayıs ayından beri antrenman yapmama ve o yarışın hemen ertesinde iki aylık bir süreçte haftada ortalama 25km’lik bir koşu programımla birlikte sporcu beslenmesine devam etsem de maraton koşusu beni düşündürüyor. 

Kendimi o yarışın sonunda finiş çizgisini geçerken ve artık bir “marathon finisher” olarak hayal etsem de Bozcaada‘daki ağrılar ve hazırlanılmamış bir yarışın düşünsel yıkımı, iyi hazırlandığımı hissettiğim bu yarışta bile mesafe anlamında beni biraz kasıyor.

Amacım tabi ki sizi koşu yarışlarından soğutmak ve korkutmak değil. Artık uzun koşuların insan vücuduna olumsuz etkileri çeşitli dergilerde ve internet adreslerinde kendilerine yer bulsalar da, kısa veya uzun bu şehir yarışları öyle bir sektör haline geldi ki insanlar koşmaya devam edecekler. Ancak maraton koşusu , diğer mesafe yarışlarından çok daha fazla emek ve zaman gerektiriyor. Çalışma temposu ortalama olan bir şehirli insanın maraton koşmak için ayıracağı zamanın yetersiz olacağını düşünüyorum.


 Peki bu koşuya neden katılıyorum diye sorduğumda kendime, yine o ilk Bozcaada koşusuna gidiyorum. O yarışın sonlarına doğru flulaşmış zihnimin içinde koşmayı ne kadar çok sevdiğimi, koşarken ne kadar mutlu olduğumu hissetmiş ve bir de ne kadar inatçı olduğumu anlamıştım. Uzun antrenmanlar boyunca hayatımı etkileyecek önemli kararlar aldım. Başta sağlık olmak üzere o kararlar bana hep iyi sonuçlar verdi. Bir maraton koşmaya karar verecek kadar hayatımın içinde artık koşu. Onu hayatımın içinden çıkarmaya niyetim olmadığına göre ve fena sayılmayacak bir hazırlık döneminden sonra Olimpik atletizm koşularının bu en uzununu da kariyerime eklemek istiyorum.

Maraton koşusu ile ilgili konuşulacak anlatılacak ve dinlenecek çok fazla konu var. İsmi nereden geliyor, mesafesinin anlamı nedir, koşanların deneyimleri, ayakkabı seçimi, beslenmesi, mesela katılımcılarının neden yaşlarının biraz daha büyük olduğu gibi onlarca mesele var. Bunları konuşmayı koşu sonrasına bırakalım.


Ben şimdi sadece yarışı bitirmeye odaklandım. Bu inatla eğer bitiremezsem başka bir maraton hazırlığı, beni hem fiziksel hem de düşünsel anlamda çok yoracak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir