‘Edmund Husserl’in Fenomenolojik Yaklaşımının Temel Kavramlarını ve İddiasını Açıklayınız’

Sonlarına yaklaştığım Felsefe eğitiminin, dördüncü sınıf ilk döneminde ‘Felsefi Araştırma ve Yazı’ dersinin içinden çıkmış bir ödevin yalnızlaştıran, hafif bir panik havası ve ‘yapabilecek miyim?’ sorusuyla küçük bir özgüven krizine yol açan ifadesidir yukarıdaki başlık. Yaşamın gerçek anlamı üzerine düşünmenin tarihini ve düşünceye yön veren büyük dahilerin hikayelerini öğrenmek için girdiğim bu zorlu eğitim yolu, yukarıda başlığı bulunan ödevle birlikte biraz daha ciddiyet kazandı. Ödeve hazırlanırken aynı başlık için daha önce yazılmış onlarca ödev buldum internette. Özellikle kaynak gösterimi konusunda puanımın kırılacağı birkaç basit hata bulunsa da, Platon’dan ödünç alıp feylesofça söylemek gerekirse, cesaret ve dürüstlük ideallerinden aldığım payın büyük olduğunu ispat için  kendime, hiçbirisine bakmadım.

Henüz notunu beklediğim bu ödevi aldığım ilk an, hele bir de yönergeyi okuyunca, kendimi yüksek lisans bitirmeye hazırlanan bir öğrenci gibi hissettim. Ne olursa olsun felsefe dünyasında çığır açacak fikirlerimi, yıllardır bin bir zahmete katlandığım, onca zorluğa göğüs gerdiğim; ailem ve çevremle kopma nokta noktasına gelen ilişkilerim pahasına, son bir gayretle bu görevi de sonlandıracaktım; ve tabii başarıyla. Husserl’in bir bilim olarak kesinliğe kavuşturmak istediği felsefeyi iyice öğrenecek, fenomenolojiyi kendisinden sonra geliştirip değiştiren, yeni kanallardan çağdaş felsefenin önemli bir sorunu haline getiren Heidegger’in , Sartre’ın ve Marleu-Ponty’nin de bıraktığı yerden daha ileriye taşıyacaktım. Son yazdıklarımın, hadsizce yapılmış bir şakadan ibaret olduğunu anlamak ve beni şiddetle kınamak için felsefeden anlamanıza gerek yok tabii. Ancak şunu bilmelisinizki amacım sadece felsefenin gülen yüzü olmak.

Şaka bir yana, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, uzaktan eğitim konusunda ve zor bir bölüm olan Felsefe dalında beni tatmin etti. Uzmanlık isteyen bir çalışmanın ürünü uzaktan eğitim materyalleriyle dört yıldır çalışıyorum ve felsefe branşında sağlam bir temel edindiğimi düşünüyorum. Böylesine severek, içimden gelen bir şevk ile okumamda, çıkarsızca hedeflediğim, düşünsel bir altyapı zenginliğinin payı büyüktür. Yani söylemek istediğim, artık bu yaşta felsefe eğitimi bana sadece tatmin duygusu verebilir. Ancak bu, tabii ki öyle kolayca geçiştirilecek , üzerinden atlanacak bir duygu değil. Okuduğunu, yaşadığını başka ve daha genel bir boyuttan değerlendirmeni sağlayan, olayların içinden sürüklenerek değil de, akışın kendisi hakkında bilgi sağlayan bir kazancın tatmini benim için felsefe egitimi. Belki bu yüzden bu bölümde büyük keyif alarak ve azimle devam ediyorum. Düşünsenize, Spor Akademisini altı yılda bitirebilmiş birisi olarak, şimdiden iki tane başarı belgesine sahip,⁸ ortalamanın üzerinde bir felsefe öğrencisiyim. Övünmek için değil elbette, ilgi alanıma isabet etmenin haklı gururuyla yazıyorum sadece. Ancak bu dört yılda edindiğim bilgi birikiminin değeri, o gururdan çok daha yüksek, belirtmiş olayım. Burada da Kant’ın ödev ahlakından dem vurmanın yeri ama…

Aşağıda paylaşacağım ve göreceli olarak kısa bir süre içinde hazırlamak durumunda kaldığım ödev için ikisi çok ayrıntılı olmak üzere beş tane kaynak inceledim. Edmund Husserl’in ‘Fenomenoloji Üzerine Beş Ders’ ve Dan Zahavi’nin ‘Husserl’in Fenomenolojisi’ kitaplarını, uzun zamandır yapmadığım bir şekilde, elimde kalem, ödeve alacağım bölümlerin altını çizerek okudum ve çizerken iyi hissettim. Yetiştirme zorunluluğundan dolayı içerisinde ses bulunan ortamlarda, örneğin Şan yüzme dersindeyken de veya çıtırtı bile olmayan yalnız olduğum ve yalıtılmış yerlerde de çalıştım. İstisnasız zaman ve mekan fark etmeksizin, okumaya başladıktan bir süre, fakat anlamaya başladıktan hemen sonra beynimin ısındığını hissettim.  Fenomenoloji hakkında şu anda size bağlamından kopuk yüzlerce düşünce aktarabilirim ama bu, bu yazı dahilinde gerekliliği tartışılır bir durum yaratabilir. Altları çizilmiş cümlelerden bir seçki yapıp aktarmak ise, işini iyi yapmak heveslisi bir Felsefeci için uygun olmayacaktır. Bu yazıyı okuyacak az sayıda kişi arasında felsefe ile ilgilenenler de bulunursa ki umarım vardır, aşağıdaki ödev gaza gelmek için doğru materyal olmayabilir. Kırk beş yaşındaki birisi tarafından ilk proje ödevi olarak hazırlanmış, felsefe tarihi açısından da içinde bir çok tartışmayı barındıran önemli bir konu hakkındadır. Ayrıca henüz notu da verilmemiştir, yani teknik yeterlilikleri sizi felsefeden soğutma potansiyeli de taşıyabilir.

Bu ağır kitapları okurken bir yandan da onlardan burada, kendi alanımda bahsetmeye karar vermiştim ve altlarını çizerek ödevime hazırlanırken, kendime de notlar aldım. Bir kişisel antrenör olarak, egzersiz ve zaman ile ilgili düşünmüşümdür çoğu zaman, tıpkı okumak ile zaman arasındaki bağlantıyla ilgili olarak da düşündüğüm gibi. Bir egzersizin en üst seviyesinde zaman, kişi için yavaşlar. Kaslar yanarken nabız yükselir, dayanma noktasının sınırları hissedilirken hedef zaman sürekli uzaklaşır hatta saniyelerin süresi uzar, izafi olur. Kitap okurken ise tam tersine zamanın nasıl geçtiğini anlamayız bile. Hele içinde olmanın keyif verdiği bir yazı, bizi suda sektirilen bir taş gibi atlatmaz mı üzerinden zaman akışının. Yüzeye her vuruşumuz zamandan bağımsızca hızlanmamız için havalandırır bizi. Yukarıda bahsi geçen kitaplar ve sanırım genel olarak düşünceye yönelik eserler, kurgusal kitaplara kıyasla zamanı misli misli hızlı akıtıyor. Beynimin ısındığını hissettiğim o anlar zamanın çok hızlandığı garip zamanlardı ve deneyimi de farklıydı. Genel olarak değerlendirdiğimizde filozoflar uzun yaşıyorlar değil mi? Acaba felsefi sorunlarla uğraşmanın zamanı eğip büken bir özelliği mi var?

İkinci notum ise aslında bir tekrardan ibaret. Düşüncenin çağlar boyu izlediği yolu takip etmenin tatmin duygusu. Ama benimkinin içinde bu sefer biraz Epikuros’çu haz var.

EDMUND HUSSERL FENOMENOLOJİSİNİN TEMEL İLKELERİ

Giriş

Ünlü Alman filozof Edmund Husserl (1859-1938) tarafından kurulan Fenomenoloji, dünyanın insan varlıklarına görünme tarzı üzerinden şekillenen bir felsefe anlayışı ve bilgi teorisidir. Fenomenoloji, dünyanın varoluşu veya varlık tarzlarıyla ilgili varsayımlarımızı bir kenara bırakarak, onu insan varlıklarına göründüğü şekliyle betimlemeye yönelir. Bilince görünen şeylerin olduğu kadar bilincin özünü de ortaya çıkarmayı amaçlayan ve aynı zamanda özlerin bilimi olarak sunulan fenomenolojide, özellikle Husserl’den sonra, daha ziyade insanların dünyaya “anlam” yükleme tarzı üzerinde durulmuştur (Cevizci, 2017, s.180,216)

8 Nisan 1859 tarihinde Moravia’da doğan Husserl, ilk olarak Leipzig’de ve daha sonra Berlin ve Viyana’da fizik, matematik, astronomi ve felsefe tahsili gördü. İlk büyük eseri “Mantıksal Araştırmalar” 1901-1902 yılında yayımlandı. Düşünce ve çalışmalarını geliştirdiği diğer önemli kitapları “Formel ve Transzendental Mantık” 1929’da, “Kartezyen Meditasyonlar” ise 1931 yılında yayımlandı. Yaşamının son yıllarında Almanya’da iktidara gelen Nazilerin çıkardığı antisemitik yasaların kurbanı oldu. Ancak 1935’de Viyana ve Prag üniversitelerinden davetler almış, verdiği konferanslar son büyük eseri “Avrupa Bilimlerinin Krizi ve Transzendental Fenomenoloji” ‘yi oluşturmuştur. Ayrıca, muazzam üretim faaliyetinin önemli bir kısmı elyazmaları şeklinde 45000 sayfaya tekabül etmektedir. 42 cilt olarak ve Husserliana adıyla yayınlanmaktadır. (Zahavi, 2018, s.14,15).

Dan Zahavi’ye (2018, s.7) göre, Husserl basitçe fenomenoloji tarihinde geride bırakılan bir bölüm olarak addedilemez. Bilakis, giderek büyük bir düşünür olarak tanınmakta, katkıları yalnızca fenomenolojiyi doğru bir şekilde anlamak söz konusu olduğunda vazgeçilmez olarak kalmayıp zamansallık, öznellik, bedenlilik, öznelerarasılık, yönelimsellik, yaşam dünyası ve saireye dair analizleri felsefe, psikoloji, bilişsel bilim, estetik vb. dahil olmak üzere farklı türdeki alanlarda önemini korumaktadır.

Bu çalışmada Husserl’in düşünce aşamaları ve bu aşamalar sırasında fenomenolojisinde ortaya koyduğu temel kavramlar açıklanacaktır.

Erken Dönem Husserl – Yönelimsellik

Bilgi yaşantıları,-özleri gereği-bir yönelim taşırlar, bir şeyi kastederler, şu veya bu türdeki bir nesneyle bağlantı kurarlar. Nesne bilgi yaşantılarına ait olmasa bile, bir nesneye yönelmek, bilgi yaşantılarının bir özelliğidir”(Husserl, Harun Tepe,2017, s.45) Bilinçli bir durum ancak ve ancak söz konusu nesneden nedensel olarak etkilenirse gerçekleşebilir. Bu durumda yönelimsellik, dünyada iki nesne arasındaki ilişkidir. Öznelci bir yorum ile belirtmek gerekirse yönelimsellik bilinç ile nesnesi arasındaki bir ilişkidir (Zahavi, 2018, s.31,32).

Yönelimsellik kendini şu üç türde dışa açar: 1) Yönelimsel madde: benim yönelmiş olduğum biçimdeki madde. 2)Yönelimsel nitelik: yöneldiğim nitelik. Aynı ruh edimlerinde farklı nitelikler vb. 3) Yönelimsel öz: Madde ve niteliğin birleşmesinden meydana gelir ve nesnenin kendisini kasteder(Akarsu,1987, s.156-162)

Örneğin, Dolmakalemime baktığımda, bu benim yönelimsel nesnem olan gerçek bir kalemdir ve kalemin zihinsel bir tasviri, sureti ya da temsili değildir (Hua 3/207-8, 22/305. Zahavi,2018)

Epokhe İndirgeme

Husserl’e göre fenomenoloji herhangi bir hazır bilgiyle yola çıkamaz; fiziksel, psikolojik, toplumsal ya da tinsel verilmişliklere başvuramaz. Tüm varolanların bilgisi onun için tartışmalıdır.

“Saf” olana, “özler” e ulaşabilmek için öncelikle ”doğal tavır alma” nın, “doğal tavır almanın genel savı” nın “ayraç içine alınması”, bir yana bırakılması gerekmektedir. Epokhe (yargı vermekten geri durma), bu dünyaya ilişkin her türlü varlık inancın ayraç içine alınması, her türlü varlık bildiren yargı vermekten geri durmadır (Ideen I, S.54-56, Husserl, Harun Tepe,2017 s.20). Bu indirgemeden geriye kalan “artık” yeni bir varlık alanıdır, kendinde “saf bilinç” in oluşturduğu bir varlık alanıdır. Bu alana ancak “epokhe” ile, epokhe gerçekleştirildikten sonra girmek mümkün olmaktadır (Husserl, Harun Tepe,2017 s.20). Epokhe, naif metafizik tavrın aniden askıya alınması için kullanılan terimdir ve dolayısıyla felsefi bir giriş kapısına benzetilebilir (Hua 6/260, Zahavi, 2018). Amacı bizi doğal(cı) bir dogmatizmden kurtarmak ve kurucu (yani bilişsel, anlam verici) katkımızın farkına varmamızı sağlamaktır.( Zahavi, 2018).

Transzendental Bilinç

Husserl’in 1913 yılında yayınlanan ‘Saf Fenomenoloji ve Fenomenolojik Felsefe ile İlgili Düşünceler. Birinci Kitap’ adlı eseri fenomenolojinin kuruluşu açısından ‘Mantık Araştırmaları’ndan sonra ikinci büyük eser olarak kabul edilmektedir. Kitapta Husserl’in ‘saf ya da transzendental Fenomenolojisi ortaya konulmaktadır. Husserl açısından transzendental bilincin dış dünyadan bağımsızlığıyla ilgili her iddia sorunludur ve bilinç ile dünya arasındaki korelatif bağı göremediği için solipsizme mahkumdur. Bu nedenle Husserl için bilincin, uzam ve zaman koordinatlarında hiçbir dış dünyasından söz edilemez (Ideen I, S.106, Tarhan, 2019, s.366). Husserl transzendental özneyi soyut, ideal, genel ya da kişiler-ötesi bir özne olarak anlamaz; bilakis transzendental özne ya da daha kesin bir ifadeyle transzendental öznelliğim benim somut ve bireysel öznelliğimdir (Zahavi, 2018, s.83).

Beden ve Özneler-Arasılık

Uzay-zamansal algı nesnesinin perspektifi verilişi Husserl’in nesne analizinin nüfuz ettiği karakteristik bir motiftir. Nesne hiçbir zaman bütünlüğü içinde verili değildir, daima belli bir profilden verilir. Bir görünüş daima birisi için bir şeyin görünüşüdür. Her perspektifi görünüş daima bir –in hali ve –e, yönelme haline sahiptir. Mutlak bir bakış açısı yoktur ve hiçbir yerden bakış gibi bir şey yoktur, yalnızca bedensel bir bakış açısı vardır. Özne yalnızca bedeniyle mekansal olarak konumlanmış olduğundan Husserl, uzaysal nesnelerin yalnızca bedenlenmiş öznelere görünebileceğini ve onlar tarafından kurulabileceğini söyler. Husserl bedenin, uzaysal nesnelerin algısının ve söz konusu nesnelerle etkileşim olanağının bir koşulu olduğunu ve her dünyevi deneyimin bedenselliğimizle dolayımlandığını ve mümkün kılındığını öne sürer (Hua 6/220, 4/56, 5/124, Zahavi, 2018, s.156,157).

Husserl aşkınlık, nesnellik ve gerçeklik kategorileri ve anlamının öznelerarası olarak kurulduğunu öne sürer. Bu geçerlilik kategorileri başka özneleri deneyimleyen bir özne tarafından kurulabilir ancak. Dolayısıyla başka özneleri deneyimlediğimiz ve öznelerarası bir geçerliliği elde ettiğimizde ancak, bir şeyi salt görünüş, sırf öznel olarak belirlemek ve ondan söz etmek mantıklıdır. Algı nesnesi kendini mütemadiyen başkalarına da sunmaktadır, onların gerçekten mevcut olup olmadığına bakılmaksızın nesne bu türden başkalarına atıfta bulunur ve tam da bu nedenden ötürü onda ikamet eden bir öznelerarasılıkla tanımlanır (Zahavi, 2018, s.189).

Geç Dönem Husserl – Yaşam Dünyası

Husserl’in Yaşam Dünyası analizi en iyi bilinen soruşturmalarından biri olarak görülür. Ona göre, en sağın ve soyut bilimsel sonuçlar bile yaşam dünyasının görüsel olarak verili olan, özneye-göreli apaçıklığından kökenini alır. İdealleştirilmiş haliyle bilim teorisi, somut görüsel olarak verilen yaşam dünyasını aşsa da, söz konusu yaşam dünyası bir referans noktası ve anlam zemini olarak kalır. Bilim, yaşam dünyası üzerinde kuruludur ve sonunda dayandığı zeminle hemzemin olacaktır (Hua 6/142, 6/129, Zahavi,2018 s.198) Gündelik yaşamda ideal teorik nesnelerle değil, aletlerle ve değerlerle, resimlerle, heykellerle, kitaplarla, masalarla, evlerle ve aileyle ilişkiye gireriz (Hua 4/27, Zahavi,2018 s.214) ve ilgi duyduğumuz şeylere pratik ilgilerimiz yön verir.

Sonuç

Husserl fenomenolojisini hocası Brentano’dan aldığı “bilincin yönelimsel olduğu” tezi üzerine inşa etmiştir. Deneyimlediğimiz nesne veya fenomenler, bilincimiz onları bir şekilde inşa ettiği ve yapılandırdığı için bizim için anlam taşırlar. Buradan çıkan önemli sonuç, bilincinde olduğum dünyanın bilincimden bağımsız var olamayacağıdır (Cevizci, 2017, s.180). Bu düşüncelerini hiçbir zaman değiştirmeyen Husserl’in fikirleri bu nedenle temelci, idealist ve solipsist olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle Husserl’e bir başlatıcı olarak saygı gösterilmesi gerekse de konumu Heidegger tarafından aşılmış ve diğer fenomenologlar, hermeneutikçiler, yapıbozumcular ve dil felsefecileri kendilerini ondan uzaklaştırmışlardır. Ancak diğer bir yandan Scheler, Heidegger, Sartre, Merleau-Ponty, Levinas, Schütz, Ricoeur, Herry ve Derrida gibi filozofların Husserl’e çok şey borçlu olmaları nedensiz değildir.(Zahavi, 2018, s.221-225)

KAYNAKÇA

Zahavi, D. (2018). Husserl’in Fenomenolojisi. Çev. S.Bayazit. İstanbul: Say Yayınları

Husserl, E. (2017).Fenomenoloji Üzerine Beş Ders. Çev.H.Tepe. Ankara: BilgeSu

Tarhan D.E. (2019). Husserl ve Frege’de Anlam Sorunu. İstanbul (Doktora Tezi)

Akarsu B. (1987). Çağdaş Felsefe Kant’tan Günümüze Felsefe Akımları. İstanbul: İnkılap Kitabevi

Cevizci A. (2017). Felsefe Sözlüğü. İstanbul: Say Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir