Emre Aracı – Kayıp Seslerin İzinde

Kitabın adı ile Marcel Proust’un edebiyat tarihinin seyrini değiştiren Kayıp Zamanın İzinde adlı dev eserinin arasındaki bağlantı bir isim benzerliği olarak bile dikkatimi çekmemişti. Eşimin bir konser öncesinde kısa bir açıklama yapıp, konser ile ilgili bilgiler veren yazarının anlattıklarından etkilenerek konser sonrası fuayeden satın aldığı Kayıp Seslerin İzinde kitabı, evimize girdikten birkaç yıl sonra dikkatimi çekmeye başladı ve klasik müziğin tarihi ve önemli eserlerle, şahsiyetler hakkında daha fazla bilgi edinmeye ihtiyaç duymam sonucu okuma listeme girdi. Okudukça, tıpkı Proust’ta olduğu gibi geçmişte kalmış bir dönemin bütün güzelliklerinin, dokusunun, tadının, renginin izinde inceliklerle dolu bir kitap olduğunu anladım ve çok sevdim.

Deneme ve anı türünde yazılan kitap, yazarın daha önce Andante, Cumhuriyet Tarih, Toplumsal Tarih, Antik Dekor gibi önemli müzik ve tarih dergilerinde yayımlanmış makalelerinin toplanmasıyla oluşturulmuş. Klasik müzik tarihinden önemli bilgilerin yanında, daha ilk birkaç yazıyı okuduktan sonra Emre Aracı’nın kitabına neden Proust’un kitabından esinlenerek Kayıp Seslerin İzinde ismini verdiğini anlıyorsunuz.

Marcel Proust, Paris ve civarındaki salon hayatı, bu hayatın sakinleri ,davranışları, konuşmaları, ilişkileri, hayata bakışları, sosyal hayatları, giyinişleri hatta ev dekorasyonlarına kadar, bir zamanın ruhunu sayfaları arasında okuruna, neredeyse orada bulunmuş gibi hissettirecek kadar ayrıntılarıyla anlatırken, hafızanın duyularımızdan gelen etkilere ne kadar açık olduğunu (çaya batırılan madlen kurabiyenin, bütün bir geçmişin perdesini aralaması), o zamana kadar edebiyat ortamında pek rastlanmayan bir teknikle gösteriyordu.

Emre Aracı, Londra ve Edinburgh’da müzik eğitimi almış ve daha sonra Osmanlı Sarayı’nda Klasik Batı Müziği etkilerini araştırmaya yönelen bir tarih tutkunu. Aynı zamanda müzisyen ve orkestra şefi olan Emre Aracı, çeşitli orkestralar kurmuş ve halen şefliklerini yapmakta. Özellikle son dönem Osmanlı padişahlarından II. Mahmut, Abdülmecit Efendi, V.Murad ve Abdülaziz’in klasik müzik çalışmalarını araştırmış ve bulduğu, gün yüzüne çıkardığı belge niteliğinde birçok yazı, nota, eser, mektup var. Ülkemizin dış temsilciliklerinde verdiği konserler sayesinde birçok diplomatımız, aileleri ve onların içinde bulundukları, diğer kültürlerle içiçe geçmiş yaşamların, klasik dönemlere özgü yaşayış tarzının kısmen sürdüğü yerlerde bulunmuş. Tarihe olan tutkusu, araştırma ve öğrenme yeteneği ile romantik ruhu ona müzik tarihinin gölgede kalmış pek çok sırrına erişme olanağı sağlamış.

Kitaptaki makaleler klasik batı müziğinin bestecileri, icracıları, seslendirildikleri salonlar, bestecilerin, şeflerin, müzisyenlerin himayelerinde gelişmesine izin veren soylular, saraylar hakkında uzun bir bölümle başlıyor. Bugün hemen hemen bütün konserlerde büyük memnuniyet ve alışkanlığın verdiği sıcaklıkla dinlediğimiz eserlerin bestelenme, notalarının yayınlanma, ilk seslendiriliş gibi hiç bilmediğimiz arka plan öykülerini merakla ve çoğu zaman duygusal bir duyuşla okuyoruz. Sahnede dinlerken aldığımız keyif bir yana, o güzel dakikaları yüzyıllar öncesinden bize sunan bestecinin yaşadığı zorlukları okumak, eserin ruhuna nüfuz etmemizi sağlıyor.

İşte burada, Emre Aracı, Proust ile buluşuyor ve bir devrin, müzik ile tarihe bırakılan hassas izini, inceliklerle dolu yaşayış tarzını, mimari ile süslenen dekorunu, resim ile zenginleşen dünyasını, akıcı, anlaşılır ve olması gerektiği gibi dokunaklı bir dille anlatıyor. Müzik ve özellikle klasik müzik sadece dinleyerek değil ama dinlemenin yanında mutlaka okuyarak gelişen bir birikim. Tıpkı resim gibi gözümüzün önündeki tablonun hangi akıma dahil olmuş, hangi dönem çizmiş bir ressamın fırçasından çıktığını bildiğimizde daha iyi görüp, yorumlayabildiğimiz ve daha çok keyif aldığımız gibi, bir operanın üretim sürecini bildiğimizde, döneminin sosyolojik yapısını ve bestecisinin ruhsal durumunu, o anki duygularını bildiğimizde sahnede izlediğimiz eser daha anlamlı hale gelir. Bir kemanın incelikle ağlamısını, bir aryadaki yalvarmayı dinlerken bestecinin ne yapmak istediğini, aslında mesajının ne olduğunu biliriz de.  Emre Aracı, romantik yapısını satırlarında hemen belli ediyor. Geçmişte kalmış bir dönemin, yerini hızlı bir tüketim döngüsüne bırakmış bir çağın içinde, müzik tarihine ait birbirinden dokunaklı  hikayeler, tanıklıklar, belgelerle günümüzde anılmasını ve değerinin anlaşılmasını sağlıyor.  Bir iki sayı önce Andante dergisinde Mozart ile ilgili tarihsel bir yazı okumuş ve bu dahi müzisyenin  hayatında önemli olan ve günlük yaşantısında belki onun için sıradan ama biz takipçileri içindeğerli bir bilgiye ulaşmıştım. Belgelere dayalı ve bir araştırmanın sonucunda ulaşılmış olduğu belirgin olan yazının sahibi Emre Aracı idi. Bu yazıyı okuduktan sonra karar verdim kitaplığımda bekleyen Kayıp Seslerin İzinde kitabını okumaya. Bu kadar zaman bekletmiş olmaktan utanarak ama nihayetinde okumaya ve dolayısıyla öğrenmeye başlamış olmanın hazzıyla; bu sefer içimden, bitmesin diye geçirerek okudum.

İkinci bölüm, Osmanlı sarayının klasik batı müziğine olan ilgisi üzerine yazılmış makalelerden oluşuyor ve şaşırmamak elde değil. Avrupa usullerinde eser yazmış, bu eserlerinin notaları önemli yayınevleri tarafından basılmış ve birçok orkestra tarafından Avrupa saraylarında eserleri seslendirilmiş marş, polka, konçertosu olan padişahlarımız var. Pek çok yenilikde olduğu gibi ordu için marşlar bestelemek üzere başlayıp, ilerleme, batıyı yakalama çabaları ile devam eden batı müziği merakı da 19. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanıyor. Naum Tiyatrosu, Dolambahçe Operası, Donizetti Paşalar, V.Murad’ın zorlu ama yaratıcı geçen hayatından kalan besteler, bu bölümde anlatılan makalelerden bizi şaşırtarak dimağımıza sesleniyor.

Müzik tarihinde müstesna yerlerini almış  sanatçılar ve önemli Türk Bestecisi Ahmed Adnan Saygun ile ilgili kısa bölümlerle kitap sona eriyor. Gölgede kalmış, unutulmuş ama bugün öğrenildiğinde güçlü bir aytrıntı olarak meraklısında haz yaratan önemli bilgilerle dolu bu kitap.

Klasik müzik, bizim ruhumuza sesleniyor. Ruhumuzun derinliklerinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak duyduğumuz bir çağrıyı doyuruyor o. Geçmişte kaldığını düşündüğümüz, artık sonlandığını sandığımız ama insanoğlunun incelik isteyen, güzelduyu isteyen ihtiyaçlarına karşılık, insan eliyle, beyniyle, zihniyle, hisleriyle oluşmuş bir döneminin günümüzde süren etkisi klasik müzik. Çağdaş formlarının dışında klasik ve romantik dönemde yapılmış, ahenk ve duygu uyandıran, neşeli veya hüzünlü melodilerin içimizde bıraktığı o tat, çağlar dışı bir algılayış yaratıyor zihnimiz ve çoğunlukla kalbimizde.

Kayıp Seslerin İzinde kitabı o tadı hislerimizle algılamamızı sağlıyor, güzelliklerin, inceliklerin içinde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir