Engin Geçtan – Hayat

Kitabın yayınlandığı 2002 yılı, ülkemizde Kuantum fiziğinden bahsetmek için biraz erken. Üstelik nefes alıp verdiğimiz, çoğunlukla içinde debelendiğimiz yaşamı anlamak ve açıklamak için atom altı dünyanın kafa karıştıran ama heyecan verici bilgilerinden faydalanmak o tarihte ilerici bir hareket. Biz insanlar alıngan benliğimiz, kıskançlık nöbetlerimiz ve parçalayıcı hırslarımızla dünya sanki bizim çevremizde dönüyormuş gibi yaşarken, kuantum etkisi denen atom altı hareketlilik ve huzursuzluk kimin umurunda. Dünyayı, parçaları birbirinden ayrılamayacak bir bütünsellik içinde algılamamız gerektiği konusunda bilimin ulaşabildiği son bilgilerden faydalanan yazar, bilimciliğe ise soğuk yaklaşıyor.

Engin Geçtan, psikoloji biliminin eğitimini alarak psikanalitik alanda uzun yıllar çalışmış ve mesleki anlamda yazın dünyasına da katkıda bulunduğu üretken bir yaşam sürmüş. Tek bir kitabını okuyarak genellemeler yapmak doğru olmayabilir ama mesleği içinde geçirdiği değişim, gelişime açık ve gündeme ilişkin ilgisi, onu batı dünyası yapımı olan bir alan içinden uzaklara yöneltmiş. Bugün doğu dediğimiz ama farkında olmadan batıdan, batı düşüncesinden, batı kültüründen kerteriz aldığımız doğu dünyası, onun düşünsel evreninde batının içinde bulunduğu son durumdan daha fazla yer kaplıyor. Doğunun penceresinde, doğudaki çeşitli ve rengarenk kültürlerin arketiplerinde bugün iç dünyası yıpranmış, depresyonun, bencilliğin, şişik egoların, narsisizmin pençesindeki insan psikolojisinin ilaçlarını arıyor. Binlerce yıldır uygulanan doğu öğretilerinin bütünsellik anlamında Kuantum fiziğini olağan olarak barındırdığını iddia ediyor.

Ona göre batı dünyasının yarattığı entelektüelizmin karşısında yer alan doğu dünyasının basit insanı, yaşamı boyunca karşılaştığı sorunlara daha bütünlüklü ve parçalanmadan, evrenin küçük bir parçası olarak cevap verebiliyor. Kitabının son sözünü Kızılderili şef Seattle’ın beyaz adama ders niteliğinde bir söylevine ayıracak kadar batı zihniyetinden uzaklaşan Geçtan, insanliğın geleceği için pek iyimser değil.

Söyleyecek sözü çok olanların çarçabukluğu içinde Geçtan, konu bütünlüğüne önem vermeden, kitaba adını veren “Hayat” gibi bizi bir düşünceden diğerine gezdiriyor. Kuantum’dan Dalai Lama’ya geçiyoruz. İsmi bilinemez bir danışanının yaşadığı karanlık bir buhrandan Baudrillard’ın sosyal çözümlemelerine kadar geniş bir yelpazede geziniyoruz.

Freud ve yöntemini düşündüm okurken. Dinamik psikoloji dalında ve psikoterapi alanında uzmanlaşan kişilerin, yöntemi uygularken hazır reçeteleri değil, mutlaka kendilerinin açması gereken kendilerine özgü bir yol olması gerektiğini. Mine Özgüzel’in daha önce bu sayfalarda anlattığım, ‘Edebiyat Terapi: Yoksunluktan Varoluşa’ kitabında bahsettiği, büyük edebiyatçıların hayatından esinlerle danışanlarına yardımcı olması gibi, Geçtan’da Klasik Psikanalizin klişeleşmiş geçen yüzyılın başlarında kalmış ağırlıklarından kurtulup dünyanın bütünlüğü inancından beslenen, batı insanının mutlak üstünlüğüyle oluşan ruhsal problemlerin farkında olan bir yol tutturmuş.

Geçtan’ın bir psikoterapist olarak ayırıcı özelliği, insanların birey olarak yaşadığı bütün ruhsal problemlerin, topluma yansıyan, onu değiştiren, dönüştüren yönlerini de tartışması. Hayat kitabında, toplum hayatının yönü, hem dünyada hem ülkemizde yaşanan yozlaşmanın, tehlikeli boyutlara gittiği gözlemlenebilen kitle olaylarının yazarı tedirgin ettiğini görüyoruz. Yayın tarihinin 2002 olduğunu hatırımıza getirdiğimizde, o tarihten itibaren özellikle ülkemizde meydana gelen değişiklikler acaba Geçtan’ı daha da üzmüş müdür? Yaşamın tamamının bölünemez bir bütün ve biz insanların da onun minik parçaları olduğumuz düşüncesi bir yana, kendi içine kapanan ve radikal bir benciliğin hüküm sürdüğü karabasana dönüşmek üzere ülkemiz ve dünya.

Kuantum gibi, yazarın sayfalar arasında zaman zaman bahsettiği ve söylemek istediklerini desteklemek için kullandığı bir açıklama da Jung’un persona-gölge ikiliği. Freud’un yöntemini daha ileriye taşıyan, tanınırlığını ve alanını genişleten Carl Gustav Jung’un gölge kavramı çok dikkat çekici. Takındığımız maskelerimizin (persona) tersini anlatan gölge, bilinçdışımızı temsil eden bir arketip. Geçtan’a göre gölgenin isteklerini, varoluşunu, bir parçamız olduğunu görmezden gelmek ve bastırmak çeşitli patlamalarla, ruhsal bunalım ve tepkilerle kişiyi olumsuzluklara sürüklüyor. Dengeli ve sağlıklı bir ruhsal durum, persona ve gölge arasında bulunması gereken ahenge bağlı.

Melek değiliz, sevin gölgenizi.

Okuma listelerine dışarıdan sızan kitaplar oluyor bazen. Hediye edilmiş olabiliyorlar, belki evdekilerden birinin merak ederek aldığı ve bir süre sonra kitaplık rafından size göz kırpan. Sonra katıyorsunuz onu kendinize, başka pencereler açıyor size, bakmanız için Hayata…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir