Ernst Gombrich – Sanatın Öyküsü

Bir resmin önünde durmak, eğer resimde anlatılandan aldığınız görsel tatminin de ötesine geçip, başka resimler de görmek, ressamın fırça vuruşlarına dikkat etmek, üslubunu ayırt etmeye çalışmak, iç dünyasının çatlaklarından psikolojisinin derinlerine sızmak ve resmin yapıldığı dönemin özelliklerini, ayrıntılarını öğrenmek; veya bütün bu saydıklarımı zaten biliyor olarak resimlerin, bir bestenin, heykelin ya da güzel bir mimari eserin keyfini hissettiriyorsa size; sanat eseri izleyicisi olarak çok kişisel bir tatmin duygusuyla birlikte, özel hissettirir.

Bir resmi veya mimari açıdan yapıldığı dönemin bütün sanatsal üslubunu yansıtan bir binayı salt izlemek de iç dünyamızda hassas titreşimler, hoş çağrışımlar, güzel hisler duymamızı sağlar elbet ama örneğin izlenen resmin yapıldığı çağda hangi geleneğe başkaldırılarak, çizen ressamın tüm eleştirmenlerin acımasız oklarına hedef olarak ve çoğunlukla hiçbir tablosunu satamadan bu dünyadan yokluklar içinde ayrılmasına sebep olan o akımın ne olduğunu bilmek, özelliklerine hakim olmak nasıl da değerlidir ve hazzı arttırır.

Sanat üzerine yazılmış ve büyük araştırmalara dayanan eserlerin sadece sayısal büyüklüğü bile sanatseverlerin, insanın yaşam sürdüğü tüm o uzun çağlar boyunca sanatın gelişimini merak ettiğini ve sanatsever dediğimiz kişinin bir noktada sadece izlemeyi bırakıp, eser hakkında bilgiye ulaşma ihtiyacı da hissedeceğini gösteriyor.

Bir sanat eserinden keyif almanın ötesinde , bu keyfi genişleten, zeminini güçlendiren ve entelektüel birikime hizmet eden sanat tarihi bilgisi, belki insanın iç dünyasına yaptığı en güzel yatırım. Çünkü bu yatırımın geri dönüşünün manevi kazancı ancak bir eserin karşısında dakikalarca sürebileceğimiz keyifle ölçülebiliyor. Bu hazzın ölçüsü ise insanı daha hoşgörülü, estetik anlayışı yüksek, giderek daha toleranslı ve insanoğlunun arkasında bıraktığı ve bırakacağı kültürel mirasın bilincinde bir birey haline getiriyor.

Bütün bu çevremizdeki olup biten yaşadığımız zaman dilimine özgü kötü görüntülere, insanın kendi türüne verdiği zarara, artan şiddete rağmen dünyanın yaşadığımız ve henüz güzelliklerle donatmaktan vazgeçmemek için çok sebebimiz olan biricik evimiz olduğunu, sanat gösteriyor ve öğretiyor bize.

Üniversite öğrencisiyken, “Yeni Başlayanlar İçin Kısa Bir Dünya Tarihi” isimli ve gençler için hazırlanmış, dünya tarihine tek bir ciltle ulaşabileceğim basit anlatımlı bir kitap okumuştum. Anahatlarıyla insanın dünya tarihi boyunca yaşadığı serüveni yaşıma hafif gelen ama eğlenceli ve sıkmayan bir tarzla anlatıyordu.

Sanat eseri ve sanatçılara ilgi duyup, her sanatsever gibi sanat tarihi bilgisine ihtiyaç duymaya başladıktan sonra “Sanatın Öyküsü” kitabı karşınıza bir şekilde ve nasıl olursa olsun çıkıyor. Ernst Gombrich büyük ilgi uyandıran o tarih kitabından sonra, kendisinden yine gençler için bir sanat tarihi kitabı istendiğinde çocuklar için sanat tarihinin uygun olmadığını ama basit ve anlaşılır bir anlatımla sanatın dünya üzerindeki yolculuğunun öyküsünü anlatabileceği bir eser hazırlamaya başlamış. 1950 yılında basılan eser dünya üzerinde yirmidört dile çevrilen önemli bir sanat tarihi kitabı olarak bir başvuru kaynağına dönüşmüş.

Kitaplığımda, içinde sanat dünyasında yer etmiş bir çok resmin çeşitli yönlerden anlatıldığı kataloglar ve kitaplar var. Bu yayınlar ilgili resim ve ressamı hakkında bilgiler vermekle birlikte Gombrich’in eseri sanat tarihinin herhangi bir anında, o resmin oluşmasını hazırlayan bütün etkenleri, dönemin özelliklerini ve resmin ulaştığı ifade boyutunu da anlaşılır şekilde veriyor.

Resim izlemeyi, müzik dinlemeyi, heykelde taşın hareketini ve artık oluşumuna pek tanık olamasak da göze hoş gelen binaları seyretmeyi önemseyen herkesin merak ettiği bir yolculuk, bir öyküdür sanat.

Gombrich eserinde binlerce yıl önce mağara duvarlarına çizilen o av resimlerinden başlayarak, sanatı tüm tarihsel dönemlerden geçirip, modern sanatın ve giderek deneysel sanatın yolculuğuna getirinceye kadar anlatırken, dönemler arası geçişlerin nedenlerini, arayışları ve büyük buluşlarıyla dönemleri değiştiren ve bugün güzel duyularımızın içimizi titretmesine neden olan sanatçıların hayatlarını, yapmak istediklerini küçük aydınlanma anları yaşatarak veriyor.

Benim küçük ama etkisi büyük aydınlanmam, empresyonist resmin ayırt edici özelliğini, dönemini rönesans ve arkasından gelen Aydınlanma dönemi resminden ayıran anlayış değişikliğini öğrenebildiğim sayfaları okurken oldu. Mükemmel oranlı, ideal olanın verildiği resimden, ışığın oluşturduğu ve olmasını istediğimizin değil, o an resmi çizenin gözüne yansıyan görüntünün anlatıldığı dünyaya bir geçişti bu. Tüm sanat anlayışını değiştiren bu akımı daha iyi anlıyorum artık. Anıtsal kilise yapıtlarının dönemsel ve süsleme özellikleri daha anlaşılır, barok mimariden sonra işlevselliğe dönüşün yirminci yüzyılın başında nasıl gerçekleştiği daha belirgin zihnimde.

Kitap boyunca anlatılan resim, heykel ve binalar arka sayfalarda fotoğraflarla verildiği için daha anlaşılır ve öğrenilir hale geliyor. Hele o fotoğraflar içinde çıplak gözle gördüğünüz ve zihninizin bir köşesinde çok değerli bir mücevher gibi sakladığınız o nadide eserlerle de karşılaştığınızda nasıl keyifleniyorsunuz. İşte, Mona Lisa, işte Milo Venüsü, Notre Damme, Van Gough’un odası, vazodaki çiçekleri, Picasso, El Greco …

Bir sanat eserinin karşısında daha fazla durabilmek için sadece daha fazla zaman isteyen ruhu titrek insanlardansanız ve henüz başlamadıysanız, birgün siz de sanat tarihine, o eserin karşınıza gelinceye kadar-belki de siz onun karşısına çıkmışsınızdır- olan yolculuğuna merak duyacaksınız. O gün geldiğinde “Sanatın Öyküsü” kitabı çok güzel bir başlangıç olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir