F. Scott Fitzgerald – Muhteşem Gatsby

Amerikan rüyası dediğimiz yaldızlı kağıdı tırnağınızın ucuyla birazcık kazıdığınızda karşılaşacağınız manzaranın romanıdır Muhteşem Gatsby. Bugün insanlığın toplu halde görebileceği söylenen en büyük rüyanın, Amerikan rüyasının doğumuna, caz çağı da denen 1920’li yılların New York’una gideriz eserde. Saplantı halini almış şiddetli bir aşk hikayesi ile  üzeri örtülen, gösteriş, ihtiras, iki yüzlülük ve suç dünyasının tanığı oluruz.

Yazar Fitzgerald, eserleri ve yaşama şekliyle caz çağını ve rüyayı ateşleyen kişi olarak gösteriliyor. Nitekim çalkantılarla geçen ömrü kırk dört yaşındayken bir kalp kriziyle sona eriyor. Diğer yandan Muhteşem Gatsby’nin yüz yıldır okunan bir kitap olması için sadece beş yıl kaldı ve artık yayınlanması için telif ödenmesi gerekmiyor. Ama bu, aşkı için göze aldıklarıyla hayatı pahasına kumar oynayan bir adamın hikayesinin eskidiği anlamına gelmez. Aksine, dünya rengarenk ambalaj kâğıtlarının altında birbirine benzeyen çarpık yaşantıların süslü sahnesi olmaya devam ediyor.

Kitap yolculuklarından sonra o eserlerden uyarlanmış filmleri izlemek daha keyiflidir ama bu kez Baz Luhrmann’ın senaryosunu yazıp yönettiği ve Leonardo di Caprio’nun Jay Gatsby rolünde göz doldurduğu film yönlendirdi beni bu kitaba. Şampanyanın su gibi aktığı, caz orkestrasının en yeni melodileriyle coşturduğu çılgın kalabalığın sabahlara kadar eğlendiği parti sahneleri çok başarılıydı. Aşık rolünde başarılı Caprio, nasıl sahip olunduğu bilinmeyen zenginlik ve ancak parayla sahip olunabilecek muhteşem görünen bir hayat.

Film, hoş vakitler için yardımcı bir melodrama dönüşüp biter ama biz o prodüksiyonun da Amerikan rüyasının bir parçası olduğunu, o rüyanın sürmesi için çekildiğini kitabı okuduktan sonra daha iyi anlarız. Şunu da belirtmeliyim ki, kitabı bir klasik okuyormuş hissiyatına girmeden de, filmden aldığınız o uçucu duyguyla okuyabilirsiniz. Zaten Amerikan Rüyası denen yaldızlı kap kâğıdı kolay kazınmaz mı? Gatsby’nin kısa ömrü, bütün o renkli, zengin ve gizemli aurasına rağmen bir suç şebekesinin gizemini barındırmaz mı?

Ancak yine de Muhteşem Gatsby romanı bir klasiktir ve bir Amerikan klasiğidir. O kültür yerleşirken, harcını karanlardan biri tarafından yazılmıştır. Eğri olabilir, yanlış olabilir, dünyanın büyük bir kısmı için rüyanın sürmesi kâbusa dönüşmüş olabilir. Ancak rüya devam ediyor. Ben, sonunda barış perisi General Caster’ın kızıl derililer tarafından suçsuz yere öldürüldüğü bir film izleyip kendisi için çok üzülen insanım bir eski tarihte. Rüya öyle güzel anlatılmış ki sayfalar boyu, gangster bir adamın takıntılı aşkı için kendini bitirmesine üzüldüm bu kez de.

Herkesi kendi rüyasında bırakmak daha doğru olacaksa beni de kitaba dair bir takım ayrıntılarda bırakmak yerinde olur. Mesela çevirmenin açıklayıcı dip notları çok faydalı olmasının yanında, yazarın beslendiği kaynakların derinliğine de ışık tutuyor. Mimariden, tarihe, müzikten siyasete az sayıda dip not eserin rengini arttırıyor. Ancak Remzi Kitabevi baskısının 66. sayfasında geçen ‘” İnşallah çıkmaz,” dedi’ cümlesi bir çapak olarak da gözüme takıldı. Zaman zaman anlatıma müthiş bir parıltı katan ifadeler ise hem yazarın büyüklüğünü hem de çevirmenin başarısını gösteriyor. Mecbur adamı görüyoruz bazen Gatsby’nin kişiliğinde, bütün insanlığın içinde bulunan tutkuyu, aç gözlülüğü, kararlılığı.

Gözü kararmış bütün kahramanlar gibi, kontrolünü kaybetmesine neden olan tutkusu yüzünden Gatsby nasıl olsa çok geçmeden ölür ya da ölmekten beter olurdu. Çünkü tüm rüyalar kişiseldir ve koca bir ülke bile aynı rüyayı görse bir gün mutlaka uyanır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir