Feride Çiçekoğlu – Uçurtmayı Vurmasınlar

Bazı kitaplar kendi ağırlıklarından daha büyük yükler bindiriyor okuyanın omuzlarına her adımda artan. Aslında herzaman varlığını bildiğimiz, orada durduğundan emin olduğumuz ama yüzleşmemek için gözlerimizi kaçırdığımız, kendimizin kurduğunu sandığımız, bizim olduğuna inandığımız güvenli alanlarda kalabilmek pahasına konforu seçtiğimiz, vicdanımızı sıkıştıran yükler. Bize dudaklarımızın arasından karanlık melodilerle bezenmiş bilinçsiz ıslıklar çaldıran yükler.

O ağır, yaralayıcı yükler, bazı vicdanlı ruhlar onların varlığını biliyor diye, bildikleri biraz canlarını acıtıyor diye yok olmayacak. Sadece savaş sürecek. İçimizde olmayan saf iyinin karanlık kötüyle, dışımızda bir yerlerdeki beyaz güzelliğin çirkefle savaşı. Vicdanları sızlayabilenlere sonsuzca süren ama ince bir sızının eşlik ettiği, hayatlar ve lanetlenmiş nesiller boyunca kötülüğün kazandığı; resmî, soğuk, güçlü ve çirkin elleriyle muzaffer olduğu bir savaş.

Yeryüzünde tarih boyunca insanlık olarak geçirdiğimiz evreler sonunda bugün, varabilecegimiz gelişmişlik evresini çıplak gözle görebiliyor olmalıydık. Gelişme, sadece teknolojinin ulaştığı çılgın hız ve ilerleme yanılgısı değilse elbet. Kim söyleyebilir, insanlık denen ortak paydanın gerçekten ilerleyebildigini, takvimde gerçekleşen değişmeye rağmen, insanlığın çizgisel olarak ileri yönlü bir atılım gerçekleştirdiğini.

Çiçekoğlu’nun kitabını okuyunca çiçek gibi oluyorsunuz. Tutsak yaşamak zorunda olan küçücük bir kalbin içinden geçenler sizi yaprakları buz tutmuş bir çiçeğin kırılmadan birkaç an öncesindeki kırılgan haline döndürüyor. Bütün o güzel dış görünüşünüzle, parlayan renklerinizle ışık saçtığınız ama aslında şimdiki anınızı simgeleyen bir buz çiçeğine. Cansız, donuk.

O mektupları minicik Barış’ın yazdığına inandırabiliyoruz kendimizi okurken. Ülkenin çöküntüsü neler neler yaşatıyor hepimize akşam haberlerinde, kadın programlarında, ölüm oruçlarında, büyük inşaatlarda ve ihalelerde. Barış gibi küçücük zihinlere bile dolabilen gariplikler dünyasına açılan bir çağın kapısı çalınıyor bile isteye. Televizyonlarımızdan, sosyal medya hesaplarımızdan boca edilirken gökkuşağının yedi rengi üzerimize, çürümenin kokusunu parfümlerle gizlemeye çalışıyoruz.

Yedi sekiz satır sonunda arsızca ferahlıyor biraz yüreğim, duymuyorum artık Barış’ın sesini. Oysa ne kadar bağırsa da o, vurmasınlar diye, ben uçurtmanın delik deşik olduğunu biliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir