HAFTADA İKİ KEZ ANTONİO YAPMAK

Joseph Hubertus Pilates’ten bahsedeceğim size biraz. Onunla ilgili bilinen gerçeklerin üzerine, hak ettiği gibi bir kitap yazılsa ya da bir film çekilse benim kurgum nasıl olurdu onu anlatacağım. Tabi daha sonraki yazılarımda, geliştirdiği metodun ayrıntılarını, faydalarını ve nasıl yapılacağını da          anlatacağım uzun uzun.

Adamımızın soyadı iyi ki Pilates öncelikle. Düşünsenize biz Pilates eğitmenleri haftada onlarca kez Antonio yaptırıyor olabilirdik. Siz Pilates severler ya da bu yazıyı okuduktan sonra Pilates sever ve Pilates yapar olacaklar ise haftada en az iki kez Antonio, ya da kendisi bir Alman olduğu için Hans ya da Godfried yapıyor olabilirdiniz.

Şaka bir yana, yeryüzünde bütün insanlığa  yüzyıllarca, sadece sağlık verecek bir çalışma metodunun yaratıcısı olarak, ender bulunan soy ismi bu metoda isim babası olmuş çok değerli bir insandan bahsediyoruz. Joseph Hubertus Pilates.

Ben hikayemde küçük Joseph’i bütün çocukluk yılları boyunca Almanya’nın bir banliyö şehrinin mahallelerinden birinde pencereden dışarıda top oynayan arkadaşlarını izlerken görüyorum. Çünkü kas, kemik yapısı zayıf ve çok hızlı yoruluyor. Kendisini günlerce yatağa bağlayan ağrıları oluyor ve doktorlar pek de ümitli değiller onun diğer çocuklar gibi tamamen sağlıklı bir şekilde sağlam bir vücuda sahip olabileceğinden.

Yatağından kalkamadığı uzun günlerde, ağrılarıyla başetmeye çalışırken kaslarını zihinsel yöntemlerle hissetmeye başlıyor, çeşitli konsantrasyon ve nefes yöntemleriyle vücuduna hükmedebileceğinin farkına varıyor. Doğu felsefesi, zihin beden bütünlüğü konusunda yaptığı araştırmalar onu yoga ile tanıştırıyor. Hayvanların hareketlerini, denge mekanizmalarını inceliyor.

Genç bir adam olduğunda cimmnastik, boks ve sirklerde trapezci olabilecek kadar da iyileşiyor. Patlak veren I. Dünya savaşı sırasında bulunduğu İngiltere’de ki bir kampta savaşta yaralanan ve yatağından kalkamayacak durumda bulunan askerlere kendisini iyileştiren hareketleri yaptırıyor. Oradayken, daha sonra tek başına bütün bir spor salonunda bulunan aletlerin yaptırabileceği kadar hareketi yaptırabilen, bugün trapeze table dediğimiz yatağı tasarladı Joseph.

Savaştan nefret ediyordu. Savaşın insanı düşürebileceği durumları yakından görmüş ve tüm insanlığın savaşın etkilerinden korunabilmesini sadece beden eğitimiyle değil zihin yoluyla da engelleyecek bir sistemin hayalini kuruyordu. Kişi beden bütünlüğünü sadece kas sisteminin kuvvetiyle değil, eşit oranda zihnini de kullanarak ve bir bütünsellik içinde sağlayabilirdi. Beden, düşünce sisteminin devamı olarak kontrol edilebilirdi.

Savaş sonrası siyasi ve ekonomik dengesizlik bütün dünyayı ikinci bir savaşın eşiğine getirirken, geleceğini yeni dünyada gören Joseph uzun süren bir gemi yolculuğuyla Amerika’ya göç eder. Gemide kendisi gibi disiplinli, çalışkan ve insanın iyileşme, konsantrasyon ve odaklanma gücüne inanmış ve savaş görmüş bir hemşire olan Clara ile tanışırlar. Çok sürmez evlenmeleri, Amerika Joseph’e kendini geliştirebileceği, düşündüklerini hayata geçirebileceği bir ortam sunar. New York’ta aynı zamanda evleri de olan ilk stüdyolarını açarlar ve daha sonraları Pilates adını alacak olan Kontroloji metodunu burada daha da ileriye taşıyarak, ayakları yere basan, bilimsel olarak ispatlanmış prensipler haline getirir.

Joseph, kendi vücudu üzerinde deneyerek oluşturduğu yüzlerce hareket tasarladı. Trapeze table denen yatağı, o zamanların en konforlu ve güzel arabası olan Cadillac diye isimlendirdi. Sadece vücut ağırlını kullanarak yapılan hareketlerin yanında, vücuda yardım ederek hareketlerin doğru yapılmasını da sağlayan reformer aletini geliştirdi. Bugün bu alet aynen onun tasarladığı gibi üretilmekte  ve genel olarak onun hareketleri binlerce pilates severe yaptırılmakta.

Kendisinin haricinde ilk öğrencileri hızlı bir sahne sanatları performansına sahip şehirde dans ederken sakatlanan dansçılar oldular. Sanılanın aksine erkekti birçok öğrencisi. Tekrar sahnelere dönmek isteyen, bir gösteriye hazırlanırken kuvvetlenmek isteyen pek çok dansçı stüdyosunun müdavimi olmuştu. Dansı bırakıp yanında bu metodu öğrenenler oldu ve onlar daha sonra ülkenin çeşitli yerlerinde kendilerinden de birşeyler katarak çeşitli Pilates ekollerini yarattılar.

Bugün dünya üzerinde Pilates yapan insan sayısı çok fazla. O kadar çok insan bu metodu uygulayarak sağlığına kavuştu ki, sonunda çok büyük bir sektör haline gelmiş ve her sene yeni bir antrenman sistemi keşfetmek zorunda kalan spor ve antrenman sektörü, yıllar önce oluşturulmuş ve sağlam prensiplerle donatılmış bu sistemi bünyesine almak zorunda kaldı. İsim yapmış bütün büyük antrenörler, spor salonları, şampiyonlar, çalışma yöntemlerinin bir yerinde merkez kuvvetlenmesinden bahsediyorlar. Her branştan çok büyük başarı yakalamış sporcular antrenmanlarını pilates ile destekliyorlar.

87 yaşında  bir yangında duman zehirlenmesi sonucu hayatını kaybettiğinde Joseph, yaşına rağmen muhteşem bir postüre sahipti. Sadece kas yapısının değil, o kas yapısının omurgayı sararak kuvvetlendiği bir sistemi ancak zihin beden bütünlüğüyle sağlayabileceğimizi gösteren çok değerli bir metot bıraktı arkasında.

Pilates hareketleri yaparak sağlık kazanan, zihnini temizleyip kaslarını kontrol edebilen, bazı kaslarının varlığını Pilates dersi yaparken farkeden insanların yanında kendisine minnet duyan başka bazı insanlar da olmalı. Biz Pilates eğitmenleriyiz onlar.

Metodu anlayıp, içselleştirip bir de yaptırmak; ve değişimi görmek. Üstüne üstlük bundan para kazanmak. Kendi adıma her zaman iyi dileklerde bulunarak anıyorum Joseph’i. Çocuklarımın bir çeşit dedesi olarak görüyorum onu. O kadar iyi bir sistem ki herhalde yaklaşık üçbin saatlik bir özel Pilates dersi tecrübesinden sonra şunu gördüm, vücudunda değişiklik olmamış hiçbir müşterim olmadı ve tamamı ders süresi boyunca cep telefonunun varlığını unuttu. Vücutlarında olduğunu bilmedikleri kasları keşfedenler, bir saat boyunca düzenli nefes alıp vermekten kaynaklı rahatlıkla daha önce hayal edemeyecekleri esneklik ve kuvvete ulaştılar.  Pek çoğu artık Pilates müdavimi.

Belirli ilkeleri bulunan ve uygulandığında başarı oranı yüzde yüz olan bir anlayış.

Ne kadar doğru söylediğini kendi gözlerimle gördüm:

“On derste farkı hissedeceksiniz

yirmi derste farkı göreceksiniz

otuz derste farklı bir vücudunuz olacak”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir