HÜSNÜ ARKAN – Mino’nun Siyah Gülü

Buğulu bir sesti benim için Hüsnü Arkan ve o meşhur şarkıyı duyduğumda, bir kuşun konduğu badi parmağının olsa olsa serçe parmak olabileceğini düşünürdüm. Annem bana hiçbirşey için ‘sevdadandır’ demedi küçükken, sonra ben büyüdüğümde yine demedi ama o olanların hep sevdadan olduğunu bilip üzüldü benim için.

Sonra ben Hüsnü Arkan şarkıları duymaya başladım yeniden. Yazarı veya seslendireninden önce içinizde titremeye müsait ne kadar duygu teli varsa titreten, müziğiyle sesiyle, kaybettiğinizi özleten, yanınızda olanı yeniden sevdiren şarkılar. Sözleriyle seven yüreklere ah ettiren, güzel sözlerle dolu çok anlamlı ve güzel şarkılar.

‘Soyunsun gün, sarsın geceler’ sözünün değişik anlamlara çoğaldığı günlerden birinde öğrendim kitaplarının da olduğunu ve okumaya karar verdim.

Okuduğum Mino’nun Siyah Gülü isimli kitabı 6 Mayıs günü bitirdim. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan veYusuf Aslan’ın idam edildikleri günün yıldönümünde biten bu içtenlikli romanın kahramanlarından biri ’80 ihtilali sonrası, darbe yönetimi tarafından üzerine uyduruk bir suç atılarak asılan Hasan. Hasan’ı idama götüren süreç, aynı zamanda ülkenin kaderinin de değiştiği ’60 ihtilali ve askerin ülke yönetiminde belirleyici olmak için nasıl istekli olduğu, özellikle yetmişli yılların sonlarında üniversite gençliğinin sol mücadeleyi nasıl taşıdığı, kitap boyunca akan iki ana damardan biri olarak veriliyor.

Diğer damar ise özgürlüğünü hayatındaki herkesten yüksek bir yere koyan; yaşamı, ancak onu doyasıya yaşayarak, içinden geldiği gibi davranarak anlamlandıracağını bilen bir deli kadının aşkıyla akıyor. Kendinden büyük ve evli bir adama aşık olup onu da kendine aşık eden Münevver’in hayatını, çevresindekilerin yaşantılarını, ülkenin bir darbeden bir darbeye sürüklenirken, gencecik ve vicdanlı çocukların nasıl katledildiklerini, bir kadının, üzerindeki sosyal baskıya rağmen kendini sanatla ve özgürlüğüyle nasıl var ettiğini  çoğunlukla kadınların ağızlarından okuyoruz.

Kitabı benim için daha da değerli hale getiren ise, ondan aldığım şarkı dinleme hissi ve bir şarkıyı dinlerken bizi çok etkileyen bir mısrasının içimizde bıraktığı tadı hissetmem oldu. Gerçekten de belki konu çok işlenmiş olabilir Türkçe romanda ama Hüsnü Arkan’ın şarkılarına da yansıyan söz duyarlılığı beni çok etkiledi. Kitapta farklı yaşlarımda yaşadığım duygusal durumları açıklayan, o duyguların yüzdüğü anlamlar denizinde sorduğumu hatırladığım sorulara cevaplar buldum. Ya da okuduklarım, o zamanki deli ve cevapsız sorularıma verip vermediğimi hatırlamadığım güzel ve yerinde, tatmin edici cevaplardı. Bugün bile ne kadar çok sorum olabileceğini okudum; cevaplarını bildiğimiz ama soru kısmını boş bıraktığımızı hatırlatan sözler okudum. Hem de duygusal; o eski zamanlarda duysaydım da çok hoşuma gideceğini bildiğim, beni çok etkileyecek cevaplar. Şarkılar gibi tıpkı. Hangimizin yaşadığı aşkın bütün ümitsizliğini bulduğu, defalarca dinlediği bir şarkısı yoktu ki. 

İçinde, gencecik insan kayıpları nedeniyle, arkada kalan insanların omuzlarında hayatları boyunca taşıdığı bir yıkıntının varlığına rağmen, kalabalık aile yaşantısının, kır hayatının, özgürlüğünü elde edememiş ve elde etmiş kadınların bulunduğu dokunaklı bir kitap bu.

Benim tuttuğum onlarca sözden biri de şu olsun:

‘İki taraftan biri acı çekmedikçe buna aşk demiyorlar’

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir