KARANLIĞIN YÜREĞİ – JOSEPH CONRAD

İzlediğim en etkileyici filmlerden biriydi Apocalypse Now. Bakın etkileyici dedim güzel değil! Kimseye kitap önermemeye çalıştığım gibi, film de önermiyorum. Uzun zaman önce bu tarz kişisel zevklere hitap eden ürünlere duyulan ilginin ne kadar farklılık gösterdiğini öğrendim.  Bir de böyle öznelliğin sınır çizgisinde varolmuş işlerin kime tavsiye edildiği çok önemli.

Görünenin arkasında çok büyük bir hikayesi olan, Cappola’nın iyi işlerinden, Marlon Brando’nun on dakika görünüp harikalar yarattığı saykodelik sahnelerle, muhteşem müzikler ve savaşın aslında ne olabileceğiyle ilgili çarpıcı, birkaç kez izlenince farklı farklı yerlerinden yakalanabilen, sinema tarihi için birçok listede yeri olan bir film Apocalypse Now.

Filmle ilgili biraz araştırma yapınca bir uyarlama olduğunu öğrendim; kitabı okuyunca da ne kadar iyi bir uyarlama olduğunu. Geç Victoria döneminin sonunda(1850) Joseph Conrad isimli Polonya asıllı bir İngiliz tarafından yazılmış. Afrika’da sömürülen halklardan Kongo’nun diplerine doğru akan bir nehir boyunca insan psikolojisinin derinliklerine, şiddetin ve dehşetin yani karanlığın kalbine doğru bir yolculuk. Sadece yazıldığı yıllarda değil, sonrasında ve hatta günümüze kadar da etkisini sürdürmüş çeşitli eleştirilere övgülere konu olmuş ve bu etkisi başarılı uyarlamalarla da devam ediyor.

Görünürde medeni avrupalıların kara kıtayı nasıl sömürdüğü ve “vahşi” insana medeniyeti nasıl getirdiğiyle ilgili gibi görünse de beyaz adamın ruhsal yaşantısının gizemiyle ilgili ve bu gizemi derinleştiren bir kısa öykü. Kendisi de bir geminin kaptanı olarak Kongo’da bulunmuş olan Conrad’ın anlatımı çok canlı. Victoria döneminin ağır ağdalı anlatımı değil, aktüel ve gerçek bir dille yazılmış Karanlığın Yüreği.

Eğer kitabı okumayıp filmi de seyretmediyseniz ve niyetlenirseniz, kitaptan başlayın derim. Film Amerika’nın Vietnam savaşına uyarlanmış ve tek başına da çok başarılı-bence.

Şu alıntı hikayeyle olduğu kadar edebiyatla da ilgiliydi:
“Denizci hikayelerinin etkileyici bir yalınlığı vardır ve anlamları ise ceviz kabuğunu doldurmaz. Fakat daha önce de söz edildiği gibi, öykü anlatma merakı bir yana, Marlow alışılagelmiş biri değildi ve ona göre hikayenin anlamı, kabuğun içi değil, tıpkı yakıcı bir sıcaklığın, ya da ay ışığı tayfının aydınlattığı puslu haleler gibi, ortaya çıkardığı hikayeyi sarıp sarmalayan kabuğun dışı gibiydi.”

Şu da çok gerçek gibi:
“Hayattan en fazla kendinizle ilgili bir şeyler öğrenmeyi umabilirsiniz- ki o da çok geç öğrenilir”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir