KORKU EVİ – Öğrenci Evi’nde Dehşet

Bugün, tam onsekiz yıl sonra; o bir avuç pis toprağı yastığın altına koyan kişi henüz yaptığını itiraf etmedi.

Anadoluhisarındaki Göksu deresinin kıyısındaydı öğrenci evimiz. Emekli bir polisin kendi evininin üst katına yaptığı bir çatı katıydı. Evren ve Murat’la evsahipliği yaptığımız bu evde bizimle birlikte o kadar çok arkadaşımızın da anısı birikmiştir ki (o evde bulunmuş ve bu yazıyı okuyan herkes mutlaka güzel hatırlayacaktır o evi) , evin kendisinin de bir hafızaya sahip olabileceğini, bizlerle birlikte, yaşanan iyi kötü zamanların ev tarafından da hissedilebileceğini düşünmüşümdür. Bunu düşünmek için çeşitli sebeplerim yok değildi.

Tarihi çok eskiye dayanan Göksu deresi kıyılarında Lale Devri’nin güzel eğlencelerinin yapıldığı söylenir. Şimdi Spor Akademisinin bulunduğu geniş arazi ve Anadolu Hisarı’nın arkasındaki yamaca doğru uzanan yeşillikler içinde dönemin masum aşkları mendillerle, ağdalı söz öbekleriyle yaşanırmış. Sonraki tarihlerde ise iyi gitmeyen devlet işlerinin de bir sonucu mudur bilinmez, o güzel Göksu kıyılarının kuzey kısmı mezarlığa çevrilmiş. Öyle ki uzun süreler görev almış önemli sadrazamlardan Köprülü ailesinin pek çok ferdi burada yatardı. Tabi İstanbul’un her yerinde olduğu gibi burada da yaşanan genişleme ile günümüze ait mezarlar da çatı katımızın da bulunduğu kuzey yakayı sarmıştı. İşte bu eski-yeni mezarların ve Göksu deresinin arasından yürüyerek gidilirdi evimize. Bazı geceler huzurla yürüyebilir, bazı geceler ise bir sıkıntı hissederdim içimde eve varmaya çalışırken.

Taşındıktan bir iki ay sonra sessiz mezarlığın farkına bile varmaz olmuştuk; hatta arkadaşlarımız bile gece yarılarında rahat rahat gelip giderlerdi. Büyüme sancılarımıza, karşı cinsle ilişkilerimize, yetişkinliğe geçişimize, mutlu mutsuz güzel geçen bir sürü günümüze tanıklık etti evimiz. 

Ondokuz ve yirmidört yaşları arasında kaldığımız o evde dönemsel olarak ilgilendiğimiz, oynadığımız ya da nasıl söylenir, üzerinde durduğumuz aktiviteler olurdu. Kılık değiştirme, çeşitli masum ceza oyunları, çeşitli şiddet içerikli ceza oyunları, tehlikeli iddialar, o zamanlar birbirimize dostça yaklaştığımız ve dostluğumuzun o evde sona erdiği çeşitli etkileri bulunan dumancık kaynaklarına ulaştıktan sonra yaşadığımız kahkahalarla dolu geceler, ruh çağırma seansları gibi, katılanları sürekli değişen ama üçümüzün ev sahibi olarak herzaman hazır bulunduğu bir sürü olay yaşandı. Acı, tatlı, güzel, çirkin başka bir sürü şeyler de oldu. Ve korkulu Şeyler de…

Kadim dostum Gökşin bizdeydi bir akşam, Murat, onun yakın bir arkadaşı Fatih, Evren ve onun uzun zamandır görmediğimiz ağabeyi asıl Fatih gelmişti güneyden. Gecenin ilerleyen bir saatinde o dönemin aramızdaki vazgeçilmez oyunu ruh çağırma seansına geçtik. Küçük kağıt parçalarına yazılmış harfler, evet ve hayır yazılarının olduğu daha büyük kağıt parçaları ve ters çevirilmiş bir kahve fincanı. Bütün bu zahmete aslında bir hafta önce kız arkadaşıyla birlikte bu gizem dolu masaya oturma gafletinde bulunmuş ve masayı arkadaşıyla kavga ederek terk etmiş olan Gökşin’in, bir hafta sonra yeniden çeşitli ifritlerin, şeytanların, arada kalmış zavallı ruhların söyleyecekleriyle ödünü patlatmak için kurmuştuk. 

Saatlerce eğlendik. Fincanı ben hareket ettiriyordum ve sanırım aramızdaki tek kurban Gökşin’di. Daha küçük yaşlarımızda da her çocuk gibi böyle gizemli olaylar dikkatimizi çeker, zaman zaman başarısız seanslar düzenler, daha önce ruh çağıran ve geldiğini iddia edenlerin deneyimlerini dikkatle ve tabi ki korkarak dinlerdik. Gökşin daha o zamanlardan beri içimizdeki en yatkın olan ve inanmaya en meyilli arkadaşımızdı. Müthiş lekesiz saflığıyla doğal kurbandı ve bunu daha bir hafta önce parmağımın ucuyla ittirerek yazdığım saçma sapan sözlere inanarak bir kere daha kanıtlamıştı. Ama asıl kurban Gökşin değilmiş.

Oyun bitti, itiraflar yapıldı, gerçekliği tabi ki şüpheli dehşet içerikli maddeötesi hikayeler müthiş bir istekle anlatıldı ve yatma vakti geldi. 

Evren yatmak için yorganı kaldırıp yastığını düzeltirken yastığın altında ve tam ortaya itina ile yerleştirilmiş  bir avuç toprak gördü. Saç kılları, küçük taşlar ve bir avuç pis toprak. Küçük oda o andan itibaren az önceki hikayelerin yeniden anlatılmaya başlandığı; herkesin, bu şakanın çok güzel ve etkileyici olduğunu düşündüğü ama mutlaka odadakilerden birinin yaptığından emin olduğu bir süreç yaşandı. Gülüp eğleniyorduk ama biz ruh çağırma seansındayken kimsenin dışarı çıkmadığını, evde böyle bir toprak bulunamayacağını da düşünüyorduk. Beklenen itiraf gelmedikçe olaydaki gizem dozu yükseliyordu. O odada daha sonra da yaşanacak gizemli ve tehlikeli diyebileceğimiz olayların ilkiydi bu.

Toprak atıldı ama Evren o gece yatağında yatmayacaktı. Bütün çocukluğumuz boyunca hiçbirşeyden korktuğuna tanık olmadığımız Fatih için bu hiç sorun değildi. En korkunç hikayeleri de o anlatmıştı gece boyunca, hatta o toprağı oraya bırakabilecek en olağan şüpheliydi. O Evren’in yatağında yattı ve hepimiz de kendi yataklarımıza yattık. Ertesi gün Fatih yataktan kalkamadı. 

Ben öğleden sonra okuldan döndüğümde Evren ağabeyine, hastaneye gitmeleri için yalvarıyordu. Aynı yatakta yatan Fatih’in inlemeleri duyuluyordu, kalkamadı ve konuşamadı. İçeri girdiğimde Fatih’ten mi yataktan mı olduğunu anlayamadığım bir sıcaklığın odaya yayıldığını hissettim. Zorlukla alınan nefes ve kolaylıkla duyulan inleme sesleri rahatsız ediciydi. 

Akşama doğru ateşi biraz düşünce kardeşinin hazırladığı çorbayı içmek için biraz doğrulan Fatih’in dudakları uçuk yara içindeydi. Manzara o kadar kötüydü ve Fatih’in sağlığından o kadar çok endişe ettik ki; olayın yastığın altında ortaya çıkan toprakla ilgisinin olup olamayacağı aklımıza bile gelmedi. 

İki gün sürdü Fatih’in kendine gelmesi. Ateşler içinde kıvrandığı ilk sabahı zaten hiç hatırlamıyordu. Kendine gelmeye başladıktan sonra hissettiği şey ise yatağa doğru çekildiği, ağırlaştığı ve müthiş bir halsizlikti. Açıkçası bu, dışarıdan da görülüyordu.

Şimdiye kadar, o gece orada bulunan hiçkimse bu olayla ilgili bir itirafta bulunmadı.  Evren, o odada bir iki kez daha ölüm tehlikesi geçirdi. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir