küçük İskender – Erotika

Binlerce çağrışımla örülmüş dizeler arasında varlığından emin olamadığın bir anlam zincirini çözmen yetmez. Eklemlenip dizeye kıyısından bir köpüklü dalga ile, yazı da döşenmelisin, belki iki belki üç kişinin okuyacağı, önümüzde boylu boyunca uzanan ve terbiyesizleşme potansiyeli yüksek tarih boyunca. O yazı ayrıca öykünmeli şaire, yazılanlar hiç değilse düzyazı görünümlü çatlak ķırık sayıklamalara benzesin.

Herkesin sıradışılıkları var. Sıradışı bir yaşam hikayesi küçük İskender’inki. Sıradışı bir şairlik kariyeri. Sıranın dışına düşmüş şiirleri. Onunla ilgili bendeki sıradışılık ise, yıllarca hiçbir şiirini okumadan, Varlık dergisinin arkasında şair adaylarına verdiği önerileri okumaktı. Şair olmayı bırak, şiiri anlamamaktan korkan, siirden tedirginlik duyan bir akademi öğrencisiydim. Ayda bir kez derslerine girdiğim o “Yeni Şiirler Arasında” sınıfında, perdesi üsttendi şairin, düz yazısının lezzetinde gerçeğin acı tadı vardı. Şiire Rimbaud Akademisi’nden, küçük İskender’in kimliğine Arthur Rimbaud’nun yaşam öyküsünden girdim.

Erotika kitabını okuduktan sonra görüyorum, bugün Varlık’ta şiir yayınlatmaya çalışan çömezlerin çoğu onun şiirini yazmaya çalışıyor. Yayınlanan pek çok şiirde onun çağrışımı zengin dize karakterini görüyorum. Onunki kadar keskin ve karanlık, ayrıca gerçeğin yapışkan tarihini gösterense çok az.

Şiirin dikkafalı, cesur, atak yanına düşmüş dizeleri. Kaybedenlere yakın bir yerden sesleniyor, kaybetmişlerin tecrübesi sinmiş dizelerine. Tabanları dibi bulmuşların, zemini deneyimlemişlerin sesiyle söylüyor. Binbir dereden su getiriyor dizelerinde, o derelerin hepsinde çavlanlarla cebelleşmiş. Yenmiş bembeyaz köpükleri, girdaplardan sıyrılmış. Kendine güveni sonsuzların, kendini yenebilmiş ve nihayet kendi olmuşların özgüveniyle söylüyor. Aşağıdan yukarıdan, içeriden dışarıdan kalemine geldiği gibi söylüyor, sakınmıyor, saydırıyor.

Sadece şiir mi yazıyor, yoksa düşündürüyor mu şiirle ilgili? “Şairin hayatı şiire dahil” diyen adamı doğruluyor. Kimliğini açıkça ortaya koyup mücadele ediyor, varediyor kendini toplumsalın içinde, şiiri gibi kendini de inşa ediyor, hiza da veriyor olması gereken için, esirgemiyor.

Şiiri yoruyor beni. İçine girmek için dizelerde örülmüş anlam duvarlarını aşmalıyım önce. Ama bu duvarlar çok kişiselse ve sonsuzca yüksek olduğu için tırmanamazsam diye soruyorum kendime.

Sonra Rimbaud Akademisi’nde aday şairlere söylediklerini hatırlıyorum aşağı yukarı. Şair olmanın kendi olmaklıkla, şiirin içeriden dışarıya yazıldığıyla, sarp kayalıkların üzerinde ulaşılmaz doruklarda da olsa sahibinin sesinden yankılanması gerektiğiyle ilgili sözlerini. Sonra köşesinin adının neden Rimbaud Akademisi olduğunu ve neden kendisine Rimbaud’yu seçtiğini daha iyi anlıyorum şiirini okudukça.

O da dünyaya şiirle gelenlerdenmiş. Şiiri üzerinde elbise gibi taşıyanlardan. Hassas kalbini deli bozuk kırık esrik dizelerinin ardına saklamış, şiirle nefes alıp şiirle ölen biriymiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir