Latife Tekin – Manves City

Kelimelere büyü yaparak yazan insanlar. Gerçeğin başka başka dünyalara açılan pencerelerinde bir görünüp bir kaybolarak, sezgilerini rehber ederek kendilerine. Anlatımın olanaklarını araştırmak bir yana, yeni imkanlar keşfetmek, bayrak açmak, yalnızlığı, tek başınalığı göze alarak esrik bir şaman ritüelindeymiş gibi raks etmek satırlarda.

Latife Tekin, kabilesinin doğayla çiftleşen, deli cadısı; saçı başı dağınık, insanın içine bakan gözleri ve dudağının kenarında mırıldandığı yeni, rengarenk rüyalarından devşirdiği sözcüklerle, ilgilisini sağaltan büyücüsü. Dilindeki söz varlığının büyük geçmişine sahip, geleceğinin tohumuna varlık üfleyen peri.

Herhangi bir kitap yaprağı parçasında okuyabilmiş olduğu her satırı aklında tutabilme kudretine duacı bir büyülenmiş olarak, anımsayabildiğim bir tat var onun eserlerinde, dilimden öte, zihnimde. Anlattığı konulardan, işlediği olaylardan bağımsız bir dil zevki fırtınası. Oynanmış kodlar, çağrışımı zenginleştirilmiş ifadeler; art alanı, geniş bahçeler boyunca açımlanan sözcüklerle dolu kitaplar onunkiler. Tadına bakmak ve nihayet ermek için zevkine, okuyanın da çabalaması gerekir.

Manves City’de öyle olsun. Kendi değeriyle yalnızlaşmış, zirveleşmiş bir büyücünün ayinine katılıyorum yeniden ve bekliyorum sözcüklerin yanlarında taşıdıkları öteki güzel anlamları, aynı gerçeğin farklı pencerelerden seçilen perspektif açılarını. Gönüllü içtiğim iksir dağılsın vücudumda, yolu bilen bir rehberin eşliğinde ve onun dünyasının tekinsiz ve heyecanlandıran patikalarında gezinelim beraber. Manves City’de öyle olsun.

Bizler boşluğa anlam arar, metafizik uğraşlarla ruhani tümlenme peşinde yarı bilinçsiz gezinirken, her boşluğa sıvanabilen, her kabı doldurabilen, esneklik kabiliyeti mide bulandıracak kadar kendine faydalı kapitalizmin içinde bulunduğumuz evresi öğütmeye devam ediyor. Sınırsız büyüklükteki gövdesini doyurabilmek için öğütebilecekleri konusunda seçici değil. Varlık koşulu yemektir onun ve kriz anlarında kustuklarını daha sonra yeniden ve değişik formlarda yeniden yemek.  İşte Manves City, o büyük heyula’nın genişleyen gövdesi altında yaşamak için debelenen, bir an yaşadığı sanrısına kapılan ama öğün olmaktan kurtulamayan çoğunluğun romanı. Başında durduğu makinanın herhangi bir uzantısından, açma kapama düğmesinden farkı kalmamış; çalışma saatinden ücret politikasına kadar kimliksizleştirilmiş ve değersizleştirilmiş insanların.

Dilin çıplaklığı ve gerçeğin keskin bakışı. İnsan, kendine ait ve kendisinin yarattığı en eski değeriyle yüzleşiyor ister istemez, emeğiyle. Pul olmuş, para etmez, insan onuruna yakışmaz bir kabullenişle sadece nefes alıp vermeyi sağlayacak kadar bir edere dönmüş, sahibine yabancı emek. Emeğinin gücü kendinden çalınmış, yarattığına sahip olmaya gücü yetmeyen insan, doğanın yağmalanmasına ses çıkarabilir mi? İnsanı yiyen bitiren vahşi, doğanın can çekişen sesini duyar mı? Çiçeğin rengini, ağacın gölgesini görür mü, kendini türünü sömüren?

Manves City’de emeğe kas gücünü veren yakası mavilerden bahsedilir, onların hikayesidir rahatsız edici sertliğiyle anlatılan. Sanayi sonrası dönemde varlığı fazlalığa dönüşmüş, fabrikadan da kovulmak üzere olan emekçilerdir. Yaşamak için üvey akrabalıklara zorunlu bir yoksulluğun sarp derinliği. Derinlikler boyunca düşerken parçalanan hayatlar. Parçalanırken etrafa saçılan, anılar, yaşantılar, hayaller, ümitler. Kadınları sevseydi keşke tanrı, hiç olmasa korusaydı, sakınsaydı biraz.

Latife Tekin’in son kitabında yaptığı büyü, hepimizin bildiği gerçeğin dolaysızca suratımıza çarpılmasından başkası değil. Öyle kelebeklerle, börtü böcekle değil, ruhla, melekle, çift anlamlı kapalı sözcüklerle değil, hizaya sokulmuş, değersizleştirilmiş, ürkütülmüş emeğimizin çıplak resmiyle anlatılmış.

Sanayi sonrasının değişen üretim modellerine adaptasyonu sağlanmış, çok katlı binaların aralanmayan pencereli hücre ofislerine mahkum, kendini şanslı ve yaşadığını az çok gerçek sayan beyaz yakalı kardeşim. Senin de dürülüyor defterin, farkında olsan da, olmasan da. Sen karton bardakta yudumlarken kahveni, o bardağa verdiğin parayla bir ay geçinene nasıl tecavüz ediyorsa sermaye, seni de beceriyor gömleğinin parlak beyazından kamaşmış gözüne görünmeden.

Üretkenliği eserlerinin niteliğiyle ölçülebilir Latife Tekin’in. Dokuz yıl aradan sonra yayınlanan kitabı, kol gücüyle işleyen endüstrinin terminolojisine o kadar hakim ki, verdiği aranın uzunca bir kısmını sanki Erice’ye işlemek için harcamış. Yerküre üzerinde evrenselleşmiş bir sömürü düzenini hiç boşluk bırakmadan küçük bir kasabada anlatmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir