Miguel de Unamuno – Üç Örnek Öykü ve Bir Önsöz

Öykü, şiire en yakın tür. Okurunun sezinleme gücüne bıraktığı alan, tıpkı şiirde olduğu gibi daha geniş. Romanın sınırsızlığına, zamanının büyüklüğüne ve sözcük israfına, dolayısıyla onun konforuna sahip değil. Öyküde okur, kendi zihinsel genişliklerinin-artık o genişlik ne kadarsa-üzerinde gezinebilme potansiyeliyle başbaşadır. Okur, eksiltilmiş-şiire göre daha az-söz ve sıkıştırılmış bir zaman kesiti üzerinde öykü kahramanıyla ya da olayın kendisi ve mekân ile başbaşadır. Meydana gelebilecek sayısız olaydan yazarının seçtiği sadece birisiyle kişisel bir alışverişe girişir. Öykü kişisinin hayal edilmiş gerçekliği, okuyanın gerçekliği ile bir noktada mutlaka örtüşecektir. Öykünün nasıl bir yazınsal tür olduğu hakkında edinilen bilgiler, edebiyatın içinde nerede bulunduğu, nasıl bir yaratıcılığın ürünü olduğunu bilmek de, öykü okur-yazarlığının keyfini arttıran etkenler. Hele büyük yazarların öyküleri, bu konudaki en büyük kaynaklarımız.

Yazarımız Unamuno’da edebiyatın içinde farklı türlerde eserler vermiş olmakla birlikte-roman, tiyatro oyunları, şiir-dönemini ileriye taşıyan öykü anlayışıyla önemli örnekler vermenin yanında; sadece kendi öyküleri için değil, genel olarak öykü adına büyük ve etkili sözler de etmiş. Düşünsenize, kitabına ‘Üç Örnek Öykü ve Bir Önsöz’ koyabilecek kadar sözü olan, kurduğu öykünün çatısını kendisi çatan bir yazar. İspanya’da faşizme karşı gelmenin cezasını sürgünlerle ödeyen akademisyen Unamuno, yirminci yüzyılın düşünsel işaret fişeğini bir önceki yüzyılın sonunda yakmıştır. Eserlerinde varoluşçuluğun adım sesleri duyulur.

Onu okumanın bir başka güzel yanını, önsözde öyküye dair anlattıklarının, kitaptaki öyküleri okurken yerli yerine oturmasıyla fark ettim. Mekânın, zamanın geriye çekildiğini, kişilerin gerçek bir varoluşa sahip olarak nefes alıp verdiklerini sezinliyorsunuz okurken. Kitabın sayfaları kapansa da, hepsi gerçek bir kişiliğe sahip olarak, gerçek duygularla kendi kesitlerinde yaşıyorlar hâlâ. Zaten bir öykü ancak kişilerinin gerçekliğinin önkabuluyle varlığa gelebiliyor Unamuno’ya göre. Yaşadığımız gerçekliğe ya da öykü gerçekliğine sahip olması fark etmez, mutlaka iki tür insan buluyoruz karşımızda her zaman: var olmak isteyen insan ile var olmamak isteyen insan. Bu iki türden insan, öyküyü edebiyatın en özel konumuna taşıyor. Biz o iki tür insanı okuyoruz öykülerde.

Burada da devreye, bizleri güzel öyküler peşinde sürükleyip heyecanlandıran o büyük öykücüler giriyor. Bugün tam bir tanımı yapılamamış ama çeşitli anlayışlarla çok güzel ifade edilebilen öykü, büyük öykücülerle, onların okunmaya doyulmaz öyküleriyle daha bir anlam kazanıyor. Kendi kitaplığımdan Abasıyanık, Sabahattin Âli, Cortazar, Marquez, Çehov, Mişima ve digerleri gibi yazarların, o büyük yaratıcılıklarıyla ileri sürdüğü öykülerin verdiği lezzet pek az yapıtta bulunur. Romanın tadı azdır demek istemiyorum ama bir tür sezgiyle açılabilen kapıdan girilebildiği için öyküye, vaadi farklıdır. Kendinizle ilgilidir öykü, başkasından bahsetse de. Açılan kapı içinizedir.

Kadın erkek ilişkilerinin, kıskançlık, nefret, ihtiras, aşk gibi gerçek duygularla yüklü ama Unamuno’nun daha önsözde belirttiği fikirlerine uygun olarak kendi sesine sahip üç öykü okuyoruz sonunda. Unamuno’dan da özgürleşmiş, varoluşlarına sahip gerçek insanların öyküleri.

Tam da bu ay Varlık dergisinin ‘Yeni Öyküler Arasında’ sayfalarında Jale Sancak’ın çeşitli yazarlardan yaptığı öykü üzerine söylediklerinden yaptığı alıntıları okuduktan sonra geldi bana Üç Örnek Öykü ve Bir Önsöz kitabı. Güzel bir öykü okumak kadar güzel bu sözleri okumak da. Öykünün tanımına yaklaşan, üzerinde düşündürten keyifli sözler. Birkaçıyla bitirelim.

“Kısa öykü yoğunluğu, sözcük seçimi ve ekonomisi, insanı ve durumu keskin fakat o ölçüde yalın işleme tutumu ile kendinde saklı tuttuğu üstünlükleri açığa vurur.” Ülkü Ayvaz.

“Öykü yoğunluktur. Duyarlılığın, gerçeğin ve hayallerin birbirine açılan kapılarından baş döndürücü bir hızla geçip insanın kendisiyle, çevresiyle ve doğayla ve toplumla süregiden ilişkilerini yorumladığı bir oda müziğidir.” Ahmet Yurdakul.

“Çağdaş hikâye insani bir gerçekliği bir aydınlanma ânı çevresinde geliştiren bir tür olduğuna göre ‘kısalık’ bu aydınlanma ânını vurucu, unutulmaz kılabilmek için yoğun olmalıdır.” Tomris Uyar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir