MİLAN KUNDERA – ŞAKA

Bugün pek çok örneği bulunan popüler edebiyat dergilerinin ilkiydi sanırım k dergisi. Bugün Kafa, Ot, Bavul gibi edebiyatın yüzeyini toparlayan yayınların atasıydı. İlk defa orada Şaka isimli Milan Kundera kitabı üzerine öyküleştirilmiş bir tanıtım yazısı okumuştum. Aklımda kalan sadece, bir arkadaşına şaka yapan ve bu şaka yüzünden başına türlü çeşitli belalar açılan bir üniversite öğrencisinin yaşadıklarıydı. Şaka’yı okuyuncaya kadar geçen onca senede bu önemli yazar hakkında üzerine koyabildiğim sadece şunlar olmuş: Çekoslovakya, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.

Küba seyahati yapmış farklı ekonomik sınıfa mensup iki arkadaşımın o ülke için anlattıkları birbirinden ne kadar da farklıydı. Birisi açlığı, sefaleti, ataleti ve yoksunluğu görürken diğeri, zor şartlara rağmen muhtaç olmamanın asaletini, eşitliğin gururunu gördüğünü anlatıyordu. Kundera’nın Şaka kitabı, bir ülkenin siyasal sisteminin, taraftarlarının kendilerini en güçlü hissettikleri bir dönemde bile nasıl aksadığını, vaatlerinin insancıllığına, toplumsal olanın kutsallaştırılmasına, adaletin başat amaç olmasına rağmen nasıl yaşamın gerisine düşülebildiğini anlatıyor. Altmışlı yıllarda Komünist rejimle yönetilen Çekoslovakya’nın idari ve kültürel yapısının, bir aşk ve intikam anlatısı üzerinden ince bir eleştirisi Şaka.

Sosyalist düzene gönül vermiş ve yaşamını bu düşünce üzerine kuran ve geliştiren, ama bireyci yanı ve zaman zaman kolektif yapıya uzak taraflarıyla da tanınan bir üniversite öğrencisinin, bir kız arkadaşına yaptığı şakanın katı idari makamlarca bir tehdit olarak algılanması ve öğrenim hayatından, ayrıca komünist partiden de atılmasını izliyoruz. Hayatını bu haksızlık üzerinden şekillendiren kahramanımızın intikam yolculuğu sırasında ülkesinin ve yönetim şeklinin aksayan yönlerini çeşitli roman kişilerinden dinliyoruz. Bütün o toplumsal çözümlemelerin, folklorden sosyal yapıya kadar kitlesel insanlığın yaşamının yanında, bireysel olarak insan doğasının anlatımı, ruhsal çözümlemeler, aşk, kin ve nefret de olay örgüsüne eşlik ediyor. Yazarın akademik anlamda müzik eğitimi almış bir müzisyen olmasından sanırım, özellikle caz müziğe de çok gönderme var. Her ne kadar aşk, kitapta rejim eleştirisine ulaşmak için  bir araç gibi kullanılmışsa da, insan doğasının en temel özellikleri kin, tutku, şehvet, cinsellik vs. kendi gerçeklikleri içinde ve insan doğasının rejim karşısındaki gücü olarak hakettikleri gibi yer alıyorlar. Roman ilerledikçe kurgunun sağlamlığı okuru kendi içine çekiyor.

1929 yılında Prag’da doğmuş Milan Kundera. İlk romanı Şaka imiş ve bu romandaki baş karakter Ludvik gibi Komünist hareketin içinde biraz serbest düşünceli biri olarak tanınmış. Rus işgalinden sonra da Şaka kitabı yasaklanmış ve hatta başka kitaplar yazmasına da izin verilmemiş. Ülkeyi terk etmek zorunda kalmış ve halen Fransa’da yaşıyor. Birçok kitabı bulunan yazarın en önemli eseri Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği olarak söylenegeliyor. Listeye aldım, okuyacağım.

İlk defa okuduğum bir Milan Kundera eseri olarak Şaka kitabını okurken öncelikle güçlü bir roman okuduğum hissine kapıldım. Aynı ideolojiye sahip bir insan ve bir devletin nasıl farklı yanlara düşebileceğini, bu ayrımın sonunda mutlaka insan kişisinin zararlı çıkacağını okudum. İnsanın otorite, güç, iktidar  vs. karşısında haklı olsa bile, nasıl haksız olabileceğini, kişinin haklılığının veya bildiğimiz anlamda çıplak gerçeğin bile nasıl tersyüz edilebileceğini okudum. Yukarıdaki Küba örneğini hatırladım bu kitabı okurken. İki arkadaşım da haklıydı aslında; çeşitli bakış açıları vardı ve ortalarında tek bir insan, yaşamaya çalışan.

Milan Kundera için geç kalmışım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir