Murat Özyaşar – Aslı Gibidir (Diyarbakır Hikâyeleri)

İki masa arka tarafımda oturuyorlar, anne baba, iki çocuk. Anne çocuklarla Türkçe konuşuyor. Baba İspanyol ve o da kendi diliyle anlatıyor. Başka zaman başka yerlerde de duyuyorum sık sık, çift dilli yetişmenin çocuğun zihinsel gelişimini olumlu etkilediğini. Bizde de çift dilli yetişen çocuklar var ana dilini yutmak zorunda kalan. Yani çift dil bizde uzun zaman ne zihin geliştirmiş ne beden. Olan bile bozulup sakatlanmış, korkudan.

Murat Özyaşar’ın kısa öykülerden oluşmuş kitabı Aslı Gibidir bittiği zaman burulmuş yüreğinizle oturacaksınız bir zaman; eğer seçme şansınız olmadan doğduğunuz bu ülkeyi gereğinden fazla sevdiğinizi hissediyorsanız.

Devlet denen aygıtı düşüneceksiniz. Neye dönebildiğini, neler için kullanılabildiğini bu günlerde daha iyi anlasak da, bunun çağlar boyu böylece sürdüğünü ve galiba süreceğini. O yüce, kocaman görüntüsüyle sadece sizin bizim gibileri korkuttuğunu, aslında ele geçirilebildiğini ve kötülüğün de ona hükmedip korkutmaya devam ettiğini. Resmî tarih denen eksik ve yönlü bilginin çevrenizi nasıl sardığını, onun içinde büyüdüğünüzü, ellerde bayrak dillerde marşlar. Özyaşar, Herşeyi Değiştiren Adam diye bir başlık açmış, kadim şehrin isminin bir gecede nasıl değiştirildiğini anlatmış içinde. Çok sevdiğimiz o adamın herşeyi değistiremediğini düşüneceksiniz okuyunca.

Diyarbakır ve onun hallerini, sakinlerini, çağlar boyu başından geçenleri okuyorsunuz kitapta. Edebiyat ve dil ekseninde başlıyor yazılar. İki dilin içinden, büyük bir zenginlikle görüyoruz manzarayı. Edebiyat olduğu yere sevgi de getiriyor tabii ve sonra insanlar gelmeye başlıyorlar Diyarbakır’ın içinden dışından yamacından yöresinden. Şenlik başlıyor o zaman, büyük insanlığın çevresini sardığı ateşin başında. Ne kürt kalıyor bir yerden sonra ne türk, bütün ulusların baş harfleri küçülüyor. Hiçbiri bir insanın yaşamından daha değerli olamıyor. Hiçbir çocuğa başka bir çocuktan üstün olduğu öğretilmiyor.

Ama yine de, uzun sürmüş barış mücadelesi bir terör saldırısında son bulan Meryem Ana’yı okuduktan sonra, çok istediği barışın ne ülkeye ne dünyaya gelmeyeceğinin burukluğu oluyor kitabın son sayfasını kapatırken size eşlik eden. Ne dillerin, ne sevginin, ne de güzelliklerin gücü yetmiyor dünyayı iyileştirmeye. Edebiyatın bile, yetmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir