MURAT UYURKULAK – BAZUKA

Onlar vadır diye hayal ediyorum, ya da vardır herhalde böyle insanlar diye; ayaklarıyla bastıkları yerde kökleri vardır onların, ama kökleriyle beraber gezerler. Yargılarını kendileri oluştururlar ve kendilerini sadece kendileri yargılarlar, eğer yargılarlarsa… Bırakın onlar hakkında bir yargıda bulunmayı, yeltenmezsiniz bile hüküm vermeye, bilirsiniz kendi adalet sistemini yaşayan bir ada olduğunu karşınızdakinin.

Sakallı oldukları için mi ya da hani hafif tombul yanaklarının ardından, yuvasında sevecen bakan gözlerden midir bilmem, Ernest Hemingway ve Can Yücel benim için böyleler. Tanımıyorum Murat Uyurkulak’ı, ama nedense onu da düşündüğümde ya da okuduğumda beliren, zihnimde toplumun genel geçer kurallarını elinin tersiyle iten biri bile değil de, şöyle sunturlu bir küfürle defeden bir çelebi beliriyor. Yazar olmaya çalışan biri gibi sanki; kim yazar ki kitabının arkasına şu öyküyü şununla birlikte yazdık, şunu şununla birlikte tasarladık diye. Neyse ki son kitabı Merhume’yi okuduğum ilk Uyurkulak kitabı olarak kütüphanemin rafına kaldırdım da onun iyi bir yazar olduğunu biliyorum.

Merhume isimli Uyurkulak romanını bir edebiyat olayı olarak okumuştum. Daha önce yazılan ve kısa öykülerden oluşan bu hacimsiz Bazuka kitabını ise yazarın içindeki yazma dürtüsünü kendime göre yorumlayıp anlayarak okudum. Yazmasa delirecek, sağa sola saldıracak, kendine bir kötülüğü dokunacak adamlar gibi bu Murat insanı. Hayatı yazıyor ve öyle bir yazıyor ki hayat bizim o üzerine örttüğümüz ipek örtülerinden soyunmuş, çırılçıplak karşımızda. Okurken siz kendinizi çıplak hissediyor da olabilirsiniz. Keskin, süssüz gerçeklik karşısında çelik soğuğuyla ürperten bir his. Deliler, meczuplar, kadınadamlar, adamkadınlar, adapte olanlar, niye adapte olsunlar, hepsi çıplak. Ülke sorunları da var içinde, o sorunlu ülke içinde yaşayan sorunlu insanlar da. Yaşamak için çırpınanları da okuyabilirsiniz, bunun için bir neden bulamayanları da. Hepsi soyunmuş ve zaten öyküler de soyununca güzel okunuyor. Sonra da kalbine bir üşüme geliyor insanın, anlıyorsun kalbin soyunmuş da  üşümüş. Rahatsızlık verecek kadar gerçek.

Murat Uyurkulak roman ve öykülerinden anladığım bir de şu var ki, benim için yazarı ve eserlerini daha da önemli yapıyor. Uyurkulak bu yazdıklarını, ancak böyle yazabildiği için değil; edebiyatını geliştirdiği, bilgisini süzdüğü, ve yazınını, söylemek istediğini bu yazdığı şekliyle söyleyecek kıvama getirebildiği için böyle yazıyor. Edebiyat hakkında söyleyeceklerinin olduğunu biliyorum öfkeli tonton. Yaz lütfen, bekliyorum ben.

Şerefine…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir