MURAT YALÇIN – PERA MERA

Beni okuduğum kitaplara gönderen başka kitaplar oluyor genelde; bazen dergi yazıları, araştırma ve incelemeler. On-oniki kitaplık bir bütün halinde satın alıyorum onları ve onları okurken başka kitap isimlerinden oluşan bir liste oluşturup devam ediyorum okumaya.

Bazen listedeki bir kitaba beni gönderenin ne olduğunu hatırlayamadığım oluyor; ne zaman not almışım, hangi kanalla yönlenmişim bu kitaba diye düşündüğüm ve bulamadığım da oluyor. Bu elimdeki kitap onlardan biri. Günümüzde yazılan Türk öyküsünün seyrini, günümüzde yazılan dünya öyküsünden ya da Türk veya dünya romanından pek ayrı tutmadığım için kimler yazıyor, kim nasıl yazıyor, genel durum nedir diye pek yoğunlaşamıyorum ama güzel bir eleştiri ya da anlamlı bir gönderme okuduğumda Türk öykülerinden oluşan bir okuma yapmayı seviyorum.

Murat Yalçın psikoloji bölümü mezunu bir yayıncı ve ülkemizin kültür ve edebiyat alanındaki önemli dergilerinden kitap-lık’ın da editörü. Daha önce yazdığı öykü kitapları ve bir de romanı var. Baştan söyleyeyim, yukarıda bahsettiğim listeye giren yazarlar bazen ilk ve son kez girmiş olurlar oraya ama Murat Yalçın okumalarım devam edecek.

Ben sadece olayın kendisine odaklanan, anlatılanların akışına kapılıp bir nefeste kitabın sonunu bulmaya çalışan bir okur olamadım hiçbir zaman. Polisiye romanlar ve sadece maceralı olayların anlatıldığı kitaplar pek az bir yer tutar kitaplığımda. Ama beni kullandığı dil ile yoran, kantarın topuzunu kaçırmadan, anlatılan olayın yanında nasıl anlatıldığına, dilin kullanımına ve hatta dili genişletmeye, anlamını çoğaltmaya ve düşündürerek bir çeşit beyin cimnastiğine yönlendiren okumaları daha çok seviyorum. 

Pera Mera böyle bir öykü kitabı. Hem Pera kısmında, yani İstanbul’un o eski ve küçük Paris semtinin sakinlerinin, caddelerinin, hanlarının, kültür ekseninin anlatıldığı ilk bölümünde; hem de ikinci bölümdeki, kırsalda yaşanan hayatın doğallığının, doğadalığının, çetinliğinin anlatıldığı Mera kısmında. 

Öykülerdeki dil eski dile hakim olmayan benim için ilk öyküden başlayarak çoğalmaya başlıyor. Anlamını bilmediğim sözcükler çok olsa da, onların cümleye yükledikleri şiirsel tınıyı ön plana alıyor ve cümlenin gelişinden anlamını çözemediklerimi kitabın üçüncü kısmı diye adlandırabileceğim sözlük kısmından ve okumam bittikten sonra öğrenmeye karar vererek devam ediyorum olumaya. Kitap sonuna konan sözlük, bu anlatım dilinin özellikle seçildiğini gösteriyor ve anlatım olanağının bu şekilde genişletilmesini takdir ediyorum.

Dildeki çoğalma, Pera bölümünde daha çok eski alafranga dile doğru, bazen yine kıyı Pera’da kullanılan argo dile doğru akarken, Mera bölümünde halk ağzına, yöre kültürünün biriktirdiklerine ve türkü isimlerine doğru oluyor. 

Zaman zaman ağdalansa da bu geniş dil, anlatılan öykülerde yaşananların sakatlanmasına, sahiciliklerinin aşınmasına neden olmuyor. Hem Pera’da hem de Mera’da içimize dokunan, hayatın içinden gelip gözümüzün önünden geçen hayatlara tanık oluyoruz. 

Öyküler edebi göndermeler içeriyor. Kitap adlarına, eski yeni yazarlara, şairlere; bazen bir mısraya bazen bir türkü ismine veya klasik eser bestecisine yapılan anıştırmalar pek güzel ve yazarın kültür birikiminin de büyük ölçüsünü düşündürdü bana. Kitabın çok küçük dördüncü kısmı da zaten Pera Mera Ezgiliği adını taşıyor ve kitapta adı geçen bütün müzik eserlerinin ve sanatçılarının isimlerini barındırıyor.

Yeni listelerimde yer alacak bir yazar bulmanın ötesinde, okurken bir sürü gönderenle başka kültürel alanlara yönlendiğim, okumalar sırasında sırf verileni değil onun nasıl verildiğine de dikkat etmek zorunda olduğum doyurucu bir öykü kitabına sahip oldum. 

“MURAT YALÇIN – PERA MERA” için 2 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir