Nilay Örnek – Her Umut Ortak Arar

Orta Karar bir ikinci kitap okusaydım şaşırmayacaktım. Çünkü ileri yol devamlılığı, hem de yükselen bir kaliteyle zor bu yayın işlerinde.  Kendini tekrar etmesi için ise bu ikisi kadar iyi olmayan bir üçüncü kitap gerekli. Artık bu iki kitaptan anlaşıldı ki bir kendini tekrar, bir vasat eylem, günü kurtarmak için sıradan bir kitap da artık zor. Hem ben Nilay’dan bir sürpriz bekliyorum.

Notlar alarak okumayı seviyorum. Eskiden dikkatimi çeken satırların altını çizerdim kitaplarda. Ama o kitaplara ne kadar az döndüğümü gördükçe vazgeçtim. Şimdi notlar, kitapla ilgili düşünce kırıntılarına dönüşüp genel bir fikir için yardımcı oluyorlar. Bu okuduğunuz yazılar, o notlar gözden geçirilirken yazılıyor. Neler yazmışım Örnek’in ikinci kitabını okurken?

Önce, kitaba başlamakta zorlandığımı hatırlıyorum. Ders çalışmam gereken bir dönemde kendimi vererek kitap okuyamayacağım düşüncesini kırmam gerekti. Her Umut Ortak Arar’ın ayrı parçalardan, birbirinden bağımsız yazılardan oluşması kendimi ikna etmemde yardımcı oldu. Hatırlıyorum ‘Bütün İyiler Biraz Küskündür’ kitabına  başlamamak için de, bir klasik daha mı iyi olur, felsefe gibi oturaklı bir takım yazılar okusam mı gibi mazeretler uydurmuş, sonra da elimden bırakamadan sağlam bir tatmin duygusu ve hakkında bir yazı yazabilecek fikirlerle bitirmiştim. Aynısından biraz daha fazlasıyla bitti ‘Her Umut Ortak Arar’. Çünkü Nilay’da birazdan daha fazlası var bu kitabında.

Çok okuduğu nasıl da belli Nilay’ın. İçi zenginleşmiş okumaktan ama bilgi şişirir de bazen sıkıntıdan. Biz bildikçe, bilgiye sahip oldukça daha iyi görür oluyoruz toplum olarak basbayağı kötüye gittiğimizi, geri dönüşsüz bir yolun sonuna yaklaştığımızı. Nilay’da sağolsun bu gidişi görünür kılmayı iyi beceriyor, sisin içinde görünmez olmuş bir duvara son sürat yaklaştığımızı haber veriyor.

Kitapta iki tür yazı var. Birincisi yukarıda bahsettiğim küçük, kırılgan ve duyarlı bir kız çocuğunun titreyen göz bebeklerinin önünde, parmaklarının arasından kayıp giden, toplumumuzu bir arada tutan çimentonun nasıl dağıldığını ve değerli bütün duyguların uzaklaşmasını seyrettiği yazılar. O kadar içten, altı dolu ve duyguyla yüklü yazılar ki, onun yüreğinin titreyişi satırlarında hissedilirken, ben karşımda bir düşmanın, üzerine düşünmem değil de sanki savaşmam gereken bir kara kalabalığın üstüme çullanan varlığıyla daraldım. Yazdıkları virgülüne kadar doğru olsa da, öteki’nden bu kadar uzakta kalmanın, onun bu kadar uzağına düşmenin çıkışsızlığı, bu karmaşanın çözümünü  de uzaklaştırdı zihnimde. Onlar ve biz düşüncesi derinleşti okurken. Birbirinden gittikçe uzaklaşan iki tektonik plakanın fotoğrafını böylesine net ve pek çok açıdan defalarca yansıttığı için rahatsız oldum belki de. Bunu yaşatabilmesi de sanırım yine onun başarısı.

İkinci tür yazılar, içindeki o meraklı  çocuğun kaleminden çıkmış, kendini zenginleştirirken okuruyla bunu paylaşan, davet edenler. Bir gazetecinin görebileceği ayrıntılarla bezeli, bilgi aktarımını önceleyen ama içinde parıldayan samimiyetin eksik olmadığı yazılar. Radarında çok sevdiği İstanbul’un, işini iyi yapan başarılı ve faydalı insanların, Anadolu’nun güzelliklerinin olduğu, daha da akıcı olmuş, ifade gücü yüksek anlatımıyla sevdiğim yazılar.

Şimdi ben Nilay’dan bir roman bekliyorum. Ondan istediğim sürpriz bu. Belki beğenmez bu fikrimi, belki yazamayacağını düşünüyordur, belki kitlesi içinden de seslendirilmiştir bu fikir, belki de zaten o bunun için çalışıyordur şu an. Kim bilebilir?

Yukarıda bahsettiğim ve kendime göre ayrımını yaptığım yazılardan birinci türdekiler, kültürel değerleri yozlaşan bir toplum için söyleyecek sözü olan bir romanda da çok güzel ifade edilebilir. Birinci kitaptan ikincisine geçişte bile geliştirdiği ilk bakışta göze çarpan ifade ve anlatım yeteneği, dilin imkânlarına açık olan akıcı üslûbu, bir roman için en büyük artıları olacaktır.

Ben onun bana kendisi anlatıyormuş gibi okuduğum, ‘onlar ve biz’ ayrımının hırslandırdığı yazıları değil, o yazılarda bahsedilen ve sahiden de sosyolojik karşılığının bulunduğu durumları, yazın dünyamızda sabitleyecek bir Nilay Örnek romanı okumak istiyorum artık. Kendini ruhsal olarak paraladığı yazılarında değil, çalışma azmiyle edebiyatımızın kalıcı isimleri arasına adını yazdırabileceği ve kuracağı yazınsal dil içinden takip etmek istiyorum.

Şimdi ben o birinci tür yazılardaki sahiplenen, yüksek perdeden yol gösteren, istediği olmayınca da öfkelenip ayar veren takipçiler gibi de olup, eğer yazmazsa bir daha kitaplarını okumam demeyeceğim tabii ki. İçinde duyduğu hissedilen, geçmişin tüm güzelliklerine özlemle, doğup büyüdüğü ve kaybetmekten korktuğu şehrine, onun tarihine bağlılığıyla; örselendiği iş hayatının, çok sevdiği mesleğine rağmen çirkinlikleriyle, bir romanı baştan aşağıya bezeyecek büyük bir kurgusal altyapıya sahip.

Hayattan keyif almayı bilen ve inceliklerle yüklü bir insan olarak, onda bir edebî yatkınlık olmadığını düşünmek safdillik olur. Ayrıca   insanın Jülide Hanım gibi bir annesi olursa, bir roman için ne olay ne de karakter sıkıntısı çeker kanımca.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir