ORHAN PAMUK – SESSİZ EV

İki Kale’yi bir arkadaşımın kitaplığından ödünç alarak ve bir yaz mevsiminde okumuştum. Özel bir kitap ayracıyla kullanıldığı için hafif rutubetle karışık güzel bir kokuya sahipti sayfaları. Konusundan öte kitabın bu biraraya gelmiş dışsal özelliklerini bugün hâlâ çok net hatırlayabiliyor olmamın nedeni de, sanırım bir Orhan Pamuk romanına içsel ve edebi dünyamda henüz hazır olmamamdı.

Okuduğum son Orhan Pamuk romanı ise yine bir başkasının, eşim Şemsinur Arman Canlı’nın kitaplığından. Üniversite öğrencisiyken bir ödev olarak okunmuş kitap, aşınmış baskısı, sararmış sayfaları ve ikimizin birlikte ve ayrı ayrı tarihlerimize yönelik bir ortak obje olarak tam da bir Orhan Pamuk romanında kendisine yer bulacak nitelikte. Yıllarca elimin altında ya da göz ucuyla gördüğüm, çeşitli raflarda çevremde bulunan kitap, onu anlayacağım, keyif alarak okuyabileceğim zamanı kendisi seçmiş sanki.

Benim Orhan Pamuk evrenine hazmederek, severek, onun yeni eserlerini bekleyecek derecede ilgi duyarak girmem, okuduğum dördüncü kitabına, Kara Kitap’a ve otuzlu yaşlarımın sonuna denk geldi. Kara Kitap’taki kurguda, hikayelerin son derece kişiselleştirilmiş perspektifine rağmen anlatılanın arka planına koca bir şehrin ve onun muazzam tarihinin yerleştirilmesi beni çok etkiledi.

Hikaye anlatmayı çok seven ve hikaye anlatabilmek için çalışan, kendini sürekli geliştirmek isteyen bir yazar buldum Kara Kitap ile birlikte. Nobel jürisinin ödüle layık görürken bu kitaptan çıkış yapması boşuna değildi.

Kara Kitap’tan sonra Masumiyet Müzesi ve Hatıralar ve Şehir kitabında gelişen olaylar, Pamuk ve onun romancılığı hakkında çeşitli tanımlamalar yapmama olanak sağladı. İçsel ve çok kişisel dünyasının, yaşadığı toplumdan ve giderek yaşadığı kentten ve kentin geçmişinden akarak gelen; bilinçli ya da bilinçsiz bu geçmişin içinde evrensel olanla sürekli olarak karşılaştırılan bireyde, okumaktan haz duyduğum özellikler yakaladım. İlk yaptığım okuma olan İki Kale, ve orada anlatılan doğu-batı sorunsalının toplumsal ve kişisel boyutlardaki farklı yansımaları Kara Kitap’tan sonra bende belirgin bir çözüme ulaştı.

Nobel öncesi verdiği ropörtajlarda bahsettiği Ermeni ve Kürt kıyımına yönelik söyledikleri, söyledikleri yüzünden düşünce suçu ile yargılanması, ülkeden gitmesi, daha pes bir perdeden de olsa mevcut iktidara hafifçe muhalif pozisyonlanması, karşısına onu okumamış da olsa pek çok insan almasına neden oldu. Benim için Kara Kitap’tan sonra ve okuduğum diğer romanlarını da ekleyerek, eğer Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın gibi dört beş tane daha eser yazmadığı taktirde onu izlemeye ve okuyucusunu kendi tarzına ait anlatımı ile buluşturduğu kitaplarını iştahla ve sevgiyle okumaya devam edeceğim.

Sessiz Ev, Pamuk’un 1983 yılında tamamladığı ikinci eseri olmasına rağmen şimdiye kadar olan bütün yazınsal serüveninin izlerini taşıyan ya da şöyle de söylenebilir; belirtilerini gösteren bir roman. Tanıdığımız, ortak olduğu olduğu sanılan geçmişine ve sıkı bağlarına rağmen, herkesin kendisine ait sırlar, anlaşılmamışlıklar ve açık kalmış hesaplarla dolu o aile. Bütün romanın düğüm yerinde duran o konu: müze, kent, ansiklopedi, doğu-batı, hat, kuyu, tarih vs.

Genç yaşına ve ilk romanlarından biri olmasına rağmen kitaptaki kurgu, daha sonraki eserlerinde de kullandığı çoklu bakış açısını, hüznü, insan psikolojisinin derinliklerini ve tabi tarih anlatımının çeşitli yollarını gösterir nitelikte. Tabi tarihsel olguların günümüzü ve kendi kişisel tarihimizi nasıl şekillendirdiğiyle ilgili alameti farika bir roman ayrıca Sessiz Ev.

Şu, Orhan Pamuk romanlarında eleştirilen bir durum mudur? Öyle bile olsa ben onun bu özelliğini seviyorum.

Konuşan ve kurguya dahil olan herkes kendisinin penceresinden dahil olsa da romana, biz o karakterin sesinin, iç sesinin, davranış veya hareketlerinin arkasında yazar Orhan Pamuk’u okuruz. Bana göre bu onun karakterlerinin yüzeysel olduğunu değil, romanına çalışmış, karakterlerini büyütmüş ve söyleyecek bütün sözlerini, sözlerinin arkasındaki tarihsel dayanakları da romanın içine bulayan bir yazar olduğunu gösterir. Orhan Pamuk karakterleri kendi başına ayakta duran, bağımsız düşüncelerini edinmiş ve bulundukları roman örgüsünden azad edilmiş figürler değil, yazarlarının iletmek istediklerini farklı pencerelerden dile getiren roman sakinleridir.

Sessiz Ev, içinde bulunanların gümbürdeyen iç sesleriyle aslında çığlıklarla dolu bir ev. Uzak geçmişte yaşanmış sorumsuzlukların, alınamamış sorumlulukların, genel ve bozuk bir ülke profili üzerinde ev sakinlerinin üçüncü ve genç kuşağına aktarılması ve zaman zaman tip olmaya aday karakterlerle geçmişin hesabının kesilmesi üzerine bir roman. Yazın hayatının başında bir romancı için başarılı bulunmuş ve ülke içinden ve dışından çeşitli ödüller verilmiş.

Haydar Ergülen, bir Varlık yazısında Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın arkasından şiirini daha iyi anlamak, onu yeniden hatırlamak için bütün şiir kitaplarını yeniden ama özellikle son kitaptan başa doğru okumak gerektiğini yazmıştı. Benimki biraz öyle oldu ve bir yazarın kitap kronolojisini takip etmemekten bu kadar memnun olabileceğimi düşünmezdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir