Platon – Sokrates’in Savunması

Yazı, düşünmenin de en iyi ve etkili yollarından biri. Zaten yazıya geçirilebildiği, bu sayede kayıt altına alınarak binlerce yıl sonraya kalabildiği için Yunan Felsefesi, düşüncenin yolculuğunda başat role sahip. Felsefe, tabii ki Antik Yunan’a özgü değil,  Hindistan, Çin ve Mısır’da da hayata dair anlamlandırma, toplum yaşamının doğrularını bulmaya yönelik çalışmalar olmuş, ancak Yunanlılar bu çabalarını yazı sayesinde geleceğe bırakabilmişler. Bizler bugün Felsefe dediğimizde, başlangıç olarak Antik Yunan Felsefesini kabul ediyorsak, onlar düşündüklerinin kaydını tuttukları içindir.

Ancak edebiyat, ifade olanaklarının temel kaynağı ve anlatımın ulaşabileceği zirve olarak görülse de felsefi düşünceyi ancak takip edebiliyor. Düşünmenin sınırları felsefe ile genişleyerek ilerlerken, edebiyat o sınırların içindeki insanı ve onun hallerini odağına almak zorunda. Edebiyatta duyum veya üretim olarak ulaşmaya çalıştığımız zirve sanatsal ifade iken; Felsefe sanat ve estetik gibi kavramların ne olduğunu araştırır. Edebiyatın amacı sanat eseri olmaya çalışmak iken, Felsefe, kavramın kendisinin temelleriyle ilgilidir. Kavramsal ve genel bilgi üretir. Bizler, neyin sanat eseri olduğunu, yaratıcılıkla geliştirilebilen binlerce kurgusal yaratı üzerinden edebiyat içinde okuyabiliriz, ama sanatın bir kavram olarak neliği, düşünce yoluyla ve felsefi çizgide bulunabilir. Felsefe kendini edebiyattan yüksekte bulur. Edebiyat özünde bilgiyi kullanır ama hazza yöneliktir; ancak felsefe o bilgiyi yaratır.

Okumaları genişleyen, bir zevk unsuru olarak estetik bir anlayışa edebiyat sayesinde yaklaşmakta olan herkes ister istemez felsefi düşüncenin kapsayıcılığını sezinler. Düşünce sistemleri zaman içinde kendi anlatımlarını edebiyatta bulurlar. Edebiyat severler, etki alanında kaldıkları bütün o eserlerin sayfaları arasında aslında filozofların, dünya ve yaşam ile ilgili düşüncelerini takip ederler. Edebiyat dünyayı değiştiren o düşünceleri, estetik bir pencerenin ardından gösterir bize.

Arkalarında genişleyen bir ufuk çizgisi bırakarak devam eden o okumalar beni de felsefeye, düşüncenin keyif veren yolculuğuna çekti. Uzaktan da olsa kapsamlı bir felsefi eğitimin sonuna yaklaşırken, hayatı anlamlandırabilmenin bilinen en ciddi yolunu öğrenmek, bilginin ne olduğunu, nasıl üretildiğini, olayları, insanları, evreni ve yaşamı daha genel bir açıyla değerlendirebilmek, meraklısı için çok keyifli ve zenginleştirici.

Bilgelik sevgisi, felsefe kelimesinin Yunanca kökeninde bulunuyor. Ancak sevgi yeterli değil bilgelik için. Uzun ve zahmetli bir yolun sonunda, filozofça bir yaşamın ödülü bilge olmak. O zahmeti belki de en çok çeken, sitenin tanrılarına inanmayıp yeni tanrılara tapmak ve gençleri de bu yola saptırmakla suçlanarak ölüme mahkûm edilen ve baldıran zehri içerek ölen Sokratestir. Ilkçağ felsefesi Sokrat öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılır. Bunun nedeni, düşüncenin odağını doğadan insana çevirmesi ve felsefenin konusunu insan olarak değerlendirmesidir. Gerçekten de o, döneminde çok doğal olmakla birlikte evrenin yapı taşının ne olduğuyla, yeryüzünün boşluğun neresinde ve nasıl durabildiğiyle ya da maddenin içeriğiyle değil, insanın nasıl yaşaması gerektiği, erdem, ödevler, sorumluluklar ve topluluğa karşı yükümlülüklerle nasıl doğru insan olunabileceğiyle ilgilenmiş ve felsefenin temel görevinin bu olduğunu ileri sürmüştür. Felsefe tarihindeki bu anlayış değişikliği kendisinden sonra, özellikle öğrencileri yoluyla çok büyük ilerlemelere neden olmuştur. Yaşayış şekli ve hayatını adadığı felsefî görüşleri sayesinde toplum içinde sivrilmiş, eğilip bükülmez karekterinin de etkisiyle, kurtulabileceği bir mahkemede geri adım atmayarak idama mahkûm edilmiştir.

‘Sokrates’in Savunması’ isimli kitapta bizler, onun düşünce tarihinin belki de en önemli ismi olan öğrencisi Platon’un eserini okuruz. Platon, öğretmeninin hayatını, ailesini ve felsefesini, yargılandığı mahkemenin içeriğini,  dönemin siyasi yapısı içinde anlatır. Bugün eğitim kurumlarında ilkçağ felsefesi içinde anlatılan ve Sokrates başlığı altında incelenen konular, büyük oranda Platon’un bu eserinde anlattıklarından oluşur. Kitap, Yunan dünyasının ilkçağ’da oluşturduğu yönetim anlayışını, topluluklararası ve toplum içi dünyayı da objektif bir gözle yansıtır.

İngiliz matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead şöyle söylemiş konu Platon olduğunda: “Avrupa felsefe geleneğinin en sağlıklı genel tanımı, Platon’un eserine yazılmış bir dizi dipnottan oluşmasıdır”. Kurduğu okul ‘Academia’ adıyla M.S.V. yüzyıla kadar eğitime devam etmiştir ve ilk kurulan yükseköğretim kurumu olarak bilinmektedir. Düşünce dünyasını kökten etkilemiş idealar kuramı, felsefi düşüncede önemli ve bugün de devam eden bir ayrımlaşma yaratmış, tek tanrılı dinleri bile etkilemiş ve pek çok kavramı nasıl tanımladığımızla ilgili açıklamalar yapmıştır.

Platon’un ilk eserlerinde, kendi düşüncelerini anlatabilmek, onları seslendirebilmek için Sokrates’i diyaloglar yoluyla konuşturduğu bilinmektedir. Sonraki yıllarda, felsefesini oluşturduğu ve ayakları yere sağlam basıp felsefesi daha güçlü hâle geldiğinde kendi sesini kullanmaya başlamıştır. Sokrates’in Savunması’nı oluşturan dört fasikülden ilk üçü Sokrates’in hayatını, ailesini ve felsefe anlayışını tanımamızı sağlayan, nasıl ve neden yargılandığını ve ölüme nasıl gittiğini; özellikle erdemli bir yaşam ile topluluğa karşı yükümlülükler konularındaki düşüncelerini aktarıyor. Bu bölümler bir öğrencinin çok sevip saygı duyduğu hocasına saygı duruşu gibi okunup duygusal bir yakınlığa neden olacak ölçüde etkileyici. Sokrat, bu sayfalarda doğrularına duyduğu güvenle evrensel olana ulaşmayı başarmış ve bunun zorluğunu yalnızlaşarak yaşayan, sözünün doğruluğunu herkesin bildiği ve bu yüzden saygılı bir çekingenlik beslenen tonton bilge sıcaklığında.

Phaidon isimli dördüncü eser ise Platon’un düşünce tarihindeki önemli yerini almasını sağlayan fikirlerini Sokrates’e söylettiği bölümler olarak okunuyor. Ruh ile ilgili düşünceler bir süre sonra ‘idealar’ kelimesinin de ilk kez telaffuz edildiği bir öğretinin aktarılmasına dönüşüyor. İdea kavramı insanın yaşamı algılayıp çözümlemesinde çok önemli bir yeri işgal ediyor ve Platon kurduğu sistemle, düşünce tarihinin seyrini etkilemiş en önemli filozoflardan biri olarak kabul ediliyor. Bugün artık bilimkurgu hikayelerinde ve hayal ürünü galaksilerde karşımıza çıkabilecek gök cisimleri dağılımları ve o günün teknolojisi ile gözlemlenerek aktarılan -merkezde yerküre ve çevresinde dönen güneş, ay ve yıldızlar- gökyüzü, Phaidon’un sayfaları arasında Platon’un dünyayı nasıl gördüğünü aktarıyor. Bu gözlemler çevresini aklıyla yorumlayan insanoğlunun 2500 yıllık serüveninin ilk adımlarını anlatıyor. Bugün düşünen insanın aldığı mesafeyi görmemizi sağlıyor felsefe.

Felsefe, bu kitabın yazıldığı yıllarda ilk büyük ve sağlam adımlarını atıyordu. Mitlerin dünyası insanların düşünsel sınırlarının ulaştığı sorulara cevap vermekte zorlanıyor ve insansı tanrılar biz ölümlülerin ihtiyaçlarını karşılayamıyordu artık. Insan odaklı bir düşüncenin, tüm insanlığı dönüştürecek şafağı parıldıyor ve insanlık yaşamdaki başrolüne çıkıyordu.

Kitabın benim için zihin açan bölümü ruhun ne olduğundan ve yaşamdaki yolculuğundan bahsedilen bu bölüm oldu. Ruhun ölümsüzlüğü ve hayatlar boyu süren macerasında Platon’un anlattıkları muhtemeldir ki tek tanrılı dinlerin de temeline çimento taşıyordu. Çünkü bugün kutsal kitaplarda okunan öte dünya tasvirleri Phaidon’da çok net şekilde ve canlılıkla anlatılıyor. Ödüller ve cezalar, yargılamalar ve çevre, semavî kitaplara transfer edilmiş gibi.

Bugüne kadar okuduğum her filozofun düşünülebilecek hemen hemen herşeyi düşündüğünü sandım. Düşünceyi öyle yerlere taşıdılarki üstüne eklenebilecek neyin kaldığını merak ettim. Ancak her seferinde bir sonraki, öncekinde bir eksik, yarım bıraktığı, tamamlayamadığı, gözden kaçan bir noktayı buldu ve kendi düşüncesine göre ileriye taşıdı. Zincir, belki de insanın hayata anlam katma çabası içinde hiç kopmadan devam edecek. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Felsefe Bölümünün son sınıfını da geride bırakarak bir Felsefe Lisansına sahip olmak için tekrar ders çalışmaya başlamadan önce okuduğum son kitap olacak Sokrates’in Savunması. Önümde zorlu ve öyle olduğu için de değerli bir yol var. Sonu bilgeliğe çıkmayacak ama bilgeliği izleyen, bilgelerden öğrenen, bilgelik sevgisi ile yürünecek keyifli bir yol.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir