Sabahattin Ali – Kuyucaklı Yusuf

Benimki alışkanlığın dayattığı, belki hafif bir takıntı hastalığının semptomu olarak yazma edimi. Yoksa Sabahattin Ali hakkında ne yeni bir şey söyleyebilir, ne de eserine şimdiye kadar bakılmamış bir açıdan yaklaşabilirim. Neredeyse bütün büyük sanatçılar gibi onu da sadece eseriyle inceleyemiyoruz. Ya da eserinin değerlendirilmediği, edebi külliyatının yer almadığı yaşantısı, sadece fırtınalı bir ömür, macerayla geçmiş ve acı bir son ile bitmiş olarak unutulup gidebilirdi. Ama yapamıyoruz. Eserinin izi bizi yaşantısına çıkarıyor, yaşantısı ise sanatının büyüklüğü ile anlam kazanıyor.

2015 yılında yapılan bir araştırma, ülke çapındaki bütün kütüphanelerden en çok ödünç alınan kitabın 1943 yılında yayınlanmış ‘Kürk Mantolu Madonna’ olduğunu gösteriyor. ‘Kuyucaklı Yusuf’ çok okunan, Milli Eğitim tarafından önerilen ve önemli sınavlarda öğrencilere soruların çıktığı bir eser. Yaşarken kendisine büyük sıkıntılar çektiren, tartışmalı siyasi düşünceleri ve eylemleri dolayısıyla çeşitli cezalar alıp hapisler yatan bir yazarın bugün bu kadar çok okunması eserinin büyüklüğü ile ilgilidir diye düşünüyorum. Sabahattin Ali’yi, üzerinden tartışmalar eksik olmayan yaşamından ayrı olarak değil, eserinin esin kaynağı da olan yaşamının içinde bir sanatçı olarak değerlendirebilirsek bu daha iyi anlaşılabilir.

Kuyucaklı Yusuf, diğer iki romanında olduğu gibi, kahramanlarının dışarıya kapalı iç dünyalarını başarıyla yansıtabildiği için bugün de tercih edilen romanlardır. Bu romanlarda kahramanlar, kudretleri her soruna yeten, güçlü karakterleriyle yaşamlarına yön verebilen insanlar değil, aksine hayatın türlü çeşitli cereyanları karşısında sendeleyen, yanlış kararlar alabilen, o kararlarla istemedikleri durumlar içinde sürüklenebilen insanlardır. Bizler sayfalar ilerledikçe satırlar arasında, kahramanların içsel dünyalarındaki karanlıkları, köşeye sıkışan ve canları yanarken daha içine kapanık bir hal alan durumlarını canlı bir şekilde izleriz. Madonna’da yozlaşmış bir ailenin içinde, İçimizdeki Şeytan’da aydın kesime yöneltilen eleştirilerin önünde aşk ve sevgi hislerinin avucundaki karakterler incelenebilir. Kuyucaklı Yusuf, kahramanımızın kendini ait hissetmediği bir toplumda, yozlaşan sosyal ve bürokratik düzeni arka plana alan bir romandır. Romanların merkezi, kişisel bir sıkılmışlık içinde, aşk ve sevgi duygularının köşeye sıkıştırdığı bireyi anlatırken, toplumcu hassasiyeti gösteren bir arka plan mutlaka mevcuttur. Öyküleri ise romanlarından daha toplumcudur.

Romanımızı okurken ustalıkla yükseltilen gerilim beni çok etkiledi. Yüksek edebi niteliği bir tarafa, sürükleyici ve gerilimli temposu bakımından da başarılı bir roman Kuyucaklı Yusuf. Doğanın, coğrafyanın anlatımı, insanın bu mekandaki yerleşimi ve ilişkileri, düzeni, toplumsal ilişkilerin verilişi, genç Cumhuriyetin sosyal durumunu da gözler önüne serer niteliktedir. Dili, eski kelimeler barındırsa da, yüksek gerilime rağmen kulaklarımda hep müziksel bir tempo ile akar gibidir. Kendisinden sonra gelen edebıyat kuşakları için bir açılım sergilemiştir diyebiliriz Ali’ in eserleri icin. Karakterlerin aldıkları kararlar ve karşılaştıkları sorunların yönlendirdiği içsel durumlarını anlatırken büyük Rus Yazarların tahlillerini anımsayıp, Yaşar Kemal’in romanlarında, Orhan Kemal’in öykülerinde Sabahattin Ali’nin izleklerine rastladım.

Bugün eserlerinin yoğunlukla takip edilmesi, yayınlanışları üzerinden yetmiş yıllık bir zaman dilimi geçtiği için kamu malı sayılmaları nedeniyle birçok kitabevi tarafından basılması, tartışmaları beraberinde getirse de boşuna değildir. Eserleri canlıdır. İnsanlığın tümel duygularının yansıması gerçek ve şahididir. Toplumsal olarak yazıldığı döneme göre çok fazla değişiklik olsa da, insan ruhunun derin ve karanlık köşelerine kadar sızabilen yazar, o çıkmazları bize başarıyla aktarmış; aslında bizi bize anlatmıştır.

Aziz Nesin, müthiş bir sefalet içinde geçen sürgündeki Bursa günlerini anlatırken, Markopaşa’yı birlikte çıkardıkları Sabahattin Ali’nin akşam gezmelerinde rakı masalarına yatırdığı paranın küçük bir kısmına bile ne kadar ihtiyacı olduğundan bahseder. Arkadaşına serzenişte bulunur. Kendisini tanıyan bir takım başka yazarlar ve bir kısım arkadaşları ise, komunizm suçlamasıyla yargılanmış olsa da yaşantısını siyasi görüşüyle bağdaşmayacak yapıda, gösterişe düşkün olmakla eleştirirler. Yine arkadaşlarının anlattıkları ve ardında kalan mektuplara göre, gönül işleri de hiç değilse evlenene kadar hem iç dünyasını ve hem de yarattığı karakterleri de etkileyecek şekilde hareketlidir.

Sabahattin Ali, bıraktığı değerli eserleri, kısa sürmüş ve acı dolu bir sonla biten ömrü ile birlikte düşünüldüğünde önemli ve kayda değer bir kişilik. Fotoğraflarında gördüğümüz nahif ve hisli ifade belki eserlerinde kendini açığa vuran ince bir ruhu yansıtmaktadır. Henüz kırkbir yaşında zorla ve hazin bir şekilde ayrıldığı bu dünyada kalabilseydi eserlerinde yaratabileceği dünyaları düşünüyorum. Genç yaşta ulaşılabilmiş tahlil ustalığı, edebi yeterlilik, bir vahşinin kanlı ellerinde son bulmuş olmasaydı, kim bilir ne lezzetli eserler koyacaktı önümüze. Ancak işte burada, sanatçı ile yaşamının ayrılmaz bütünlüğü çıkıyor karşımıza. Zaman zaman popüler kültüre konu olsa da, Sabahattin Ali’nin yaşamı, ülkemizin de yaratabilen insana, düşünebilen ve bunu ifade edebilen insana ne zorluklar çıkarabildiğini gösteriyor. Sahip çıkılması, el üzerinde tutulması gereken bir sanatçının sonunu hazırlayan bir sürece neden olmak, katilin vahşi duygularına zemin oluşturan bir ideolojiden beslenmek ne acı. Bugün öğrencilerin hayatını etkileyen büyük sınavlarda sorular çıkartılan romanlar yazmış bir adamı, zamanında vatan hainliğiyle suçlayıp, yargılayıp, hedef göstermiş bir yapı. Ancak onun öykülerine konu olur diyebileceğimiz olaylar, kendisine yaşantı olmuş. Çok yazık olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir