Sadık Hidayet – Kör Baykuş

Bazı kitaplar anlaşılabilmek için okuma öncesi bir çalışma, küçük çaplı da olsa bir birikim istiyor. Gerek yazarını, gerek döneminin belirgin anlayışını ya da yazıldığı ülkenin siyasi veya sosyal durumunu bilmek, yaptığımız okumadan alacaklarımızın niteliğini değiştiriyor.

Kör Baykuş kitabı da, yazarı ve modern dönem İran edebiyatı hakkında genel de olsa bir içeriğe sahip olunmadığında kapalı, karanlık ve tatsız bir yapıya sahip. Ancak, yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, ülkenin siyasi çalkantılarını eleştirmek ve bunu modern batı edebiyatının gelenekselin dışına düşen yeni yöntemleriyle denemek her yazarın harcı değil. O dönemde İran şahına ve yönetim anlayışına direnebilen ve bunu eserleriyle, ayrıca bu kadim topraklardaki edebiyat geleneğinin de dışından yeni bir tarz ile yapabilmek Sadık Hidayet’in bugün de isminden söz edilen ve İran’da edebî modernizmi başlatan yazarların başında anılmasını sağlıyor.

Ülkemizde de 1980 sonrası dönemdeki baskı uygulamaları sonucunda yaşanan ve kendini daha çok şiirde gösteren kapalı anlatım şekli, yazar ve şairlerin düşüncelerini karanlık, sembolik, bir bakıma baskıcıya kullanabileceği bir kanıt bırakmamak adına kendi iç dünyasına dönük, fazlasıyla içsel anlatılar üretmek şeklinde çıkıyor karşımıza. O dönem bilinçli olarak şiir okumaya başladığım yaşlarıma denk gelir ama bu kapalı ve fazlasıyla öznel anlatım, şiiri anlamadığım, onun ruhuma hitap etmediği yanlış inanışına yol açmıştı. Ancak şiir üzerine yaptığım eleştiri okumaları, dönem açıklamaları anlatan yazılar ve tabii o baskı dönemlerinin ardından şiir anlayışında gerçekleşen gelişmelerle şimdi şiir olması gerektiği gibi besliyor kaynağımı.

Sadık Hidayet okumak da, eğer bir keyif alınacaksa, böyle bir arka plan değerlendirmesi gerektiriyor. Anlattığı karanlık ortam, İran toplumunun geçirdiği çalkantı içinde bir mesaj taşıyor olabilir. Yurt dışında eğitim görmüş, farklı dinlerin yaşandığı çevre ülkelerde yaptığı araştırmalar ve çevirilerle edebiyat alanında öncü rol oynamış genç, entelektüel ve kırılgan yapıda bir insandan bahsediyoruz.

Tıpkı Kör Baykuş’un kahramanı gibi Hidayet’te bir afyon bağımlısıdır. Büyük bir ümitsizlik içinde, Paris’te 1951 yılında 48 yaşındayken günlerce havagazı kullanan bir daire aradıktan sonra bulduğu evde intihar eden yazar, bıraktığı eserlerle bugün Modern İran edebiyatının en önemli kurucu figürlerinden biri olarak görülmektedir.

Kör Baykuş romanındaki ağır hava sizi ilk sayfadan itibaren etkisi altına alır. Afyon etkisindeki bir adamın işlediği bir cinayete, gerçek mi değil mi belli olmayan bir sanrılar dünyasına tanıklık edersiniz bütün giriş boyunca. Bana göre kitabın başarısına da buradan sonra şahit oluruz. O karamsar anlatı hiç bitmez, karanlık dağılmaz, ve ümitsizliğin çukuru daha da derinleşir.

İran’ı vatandaşları üzerine çökmüş bir kâbus olarak da, uyuşturucunun pençesindeki bir yazarın esrimesi olarak da okuyabiliriz eseri. Kuvvetli bir ihtimal olarak da her ikisini birden okuyor olabiliriz. Ama kesinlikle şöyle de okuyabiliriz ki bu, geleneksel bir toplum ve edebiyat için yeni bir anlatıma sahip, yeni bir olanak sunan değerli bir eserdir.

Kitabı benim için daha da değerli hale getiren bir diğer unsur ise çevirmeniydi. Önemli bir eseri önemli bir kişinin çevirisinden okumak sanki aynı anda iki okuma yapıyormuşum hissi verdi bana. İlk kez bir Behçet Necatigil çevirisi okurken, bir yakınlık duydum, bir güven duygusu belirdi içimde metne karşı.

Yaşadığı toplumun sorunlarıyla başetme gücünü kendine göre farklı bir yöntemle denemiş, batı edebiyatının ülkesinde gelişimine önayak olmuş üretken bir yazarın kitabı Kör Baykuş. Körleşmiş bir baykuşun ümitsizliğiyle ve çıkışsız bir karamsarlığın pençesinde son verdiği hayatından kalanlar ise doğu ve batı uygarlığının kesiştiği noktada okunmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir