Samson François & Debussy

Müziği de okuyarak anlayabilmek.

Dinlediğimiz eserler, içimizin derinliklerinde bir yerde, o güne kadar varlığından bile haberdar olmadığımız güzel ya da çirkin çeşitli duyguların olabileceğini kavramamızı da sağlar. Sanat bizim arayışımızdır. Kendimizde dahil bilinmeyenlerimizin en birincisinden  başlayıp en büyük bilinmeyenlerimize doğru bir yolculuk, anlamlanmayı bekleyen ve isteyen.  Sanatçı kendi dünyasının karanlığını veya parlayan aydınlığını, sevincinin her anını ya da sıkıntılarının onulmaz çaresizliğini bize tıpkı resimde veya şiirde olduğu gibi müzikle de aktarabilir. Ruhunun derinliklerinden dışarıya yansıttığı dünyasını notalar aracılığıyla  kalıcılaştırır ve içinin güzelliği, kötülüğü, iyiliği veya çirkinliğinden bağımsız olarak, başarılı bir eser yüzyıllar sonraya kalabilir. Sevilerek, özenle, dikkatle, yıllarca sonra bile coşkuyla veya hüzünle, yürekten taşan sevinç veya gözlerden akan bir damla yaş ile alkışlanabilir.

Teknik olarak müzik bilgisine sahip olmayanlar, müzik tarihi ve bestecilerinin hayatları hakkında okuyarak ulaşabilirler buna, müzik dinlemeye devam etme mecburiyetinin yanında. “Neden Debussy?” diye sorulduğunda bana, biraz modern müzik dinlemek istediğimi düşünmüştüm. Klasik veya romantik dönemde yapılan müziğin o armonik, düzenli havasından sıyrılıp belki yakın geçmişin sesine kulak vererek öğrenme ihtiyacı. Haz veren yönü yüksek güzel duyu müziğinden, düzeni bozmasa da yıpratan, bağlamı kopuk, zor bir müziğe merak. Açıklamam bu olabilirdi eğer Debussy’yi okumayıp, müziğinde ne anlattığını öğrenmeye çalışmayıp ona modern deyip geçseydim.

Dünyanın yaşadığı değişimin kaçınılmaz olarak sanata da yansıdığı ve bu yansımanın en hızlı, en köklü olarak yaşandığı, dünyanın kalanına yol gösteren bir yıldız olan Paris’te 1862 yılında doğdu Debussy. Edebiyat merakı onu dönemin şairleriyle bir araya getirdi, yazma tutkusuna da sahip bir gençti ve bunu istiyordu. Özellikle şiir ile resimde uygulanan empresyonizm (izlenimcilik), bütün dünyada olduğu gibi diğer sanat dallarını da hızlıca etkilemeye başladı bu dönemde. Kendisi kabul etmese de, ünlü şair Mallarme’nin bir şiirinden esinlenerek bestelediği bir eser onun, izlenimci bestecilerin birincisi olarak adlandırılmasına neden olur. Kendisi kabul etmez etmesine ama Paris Konservatuarında okuduğu yıllarda piyano öğretmeni olan Chopin’in öğrencisi Madame Maute başta olmak üzere birçok öğretmeni kendisini ayrıksı bulur. Daha iyimser olanları onu çağının ötesinde diyerek işaretler. Bugün birçoklarına göre Chopin’den sonra piyano müziğinde çok büyük bir eşik olarak tarihteki yerini almış ve yeni piyanistliğin teknik olarak en büyüklerinden bir olmuştur.

Müziği zamanının ötesinde bir anlayışa sahip olan bestecinin aşk hayatı, kendisini besleyen, faydalandığı bir kaynak oluşturur ama fırtınalı geçen ilişkilerinin aksine eserlerinde sessizliğin yeri ve anlamı büyük olmuştur. Sessizliği, her türden eserinde bir anlatım aracı olarak kullanmış ve bu özelliğiyle sembolist akımın etkilerini yansıtmıştır. İçindeki yaratma itkisi müzikten değil edebiyattan gelir ve notalarında sembolik olarak dinleyicilerine aktarılır.

Chopin, Ravel ve Debussy yorumlarıyla ünlü ve 1970 yılında ölen Fransız piyanist Samson François’i dinlediğimiz bu albümde Debussy’nin çok önemli piyano yapıtlarından Preludes, Images,Arabesques, Children Corner, Suite Bergamasque dinliyor ve bestecinin piyano için dünya müziğine katkısını görüyor, hissediyorsunuz.

“Neden Debussy?” sorusunu ciddiye alıp, onun aslında ne yapmak istediğini, kim olduğunu öğrenmeye çalışmasaydım, Suite Bergamasque’ını duyduğumda biraz kulak kesilecek, Claire de Lune’da hüzünle yüklü bir duygu hissedecektim sadece. Müzik bilgisine teknik olarak hakim olamayanlar için söylemiştim en baştaki, müziği de okuyarak anlayabilmek sözünü.

Müziğinin değişik olduğunu, yer yer hüzünle doldursa da içimi, sessizliğin ve onun içinde kendine yer bulan izleklerle işlediğinin birazcık farkına varabilirdim belki ama , yasak aşkıyla İngiltere’ye gittikten sonra orada chouchou (çuçu) diye seslendiği bir kızı olduğunu, belki de Almanlar tarafından bombalar altında kalan Paris’te hasta yatağında kanser hastalığından ölmeden hemen önce bir sene sonra difteriden ölecek bu güzel kızı düşündüğünü bilemeyecektim. Şimdi Children’s Corner’dan La neige danse (The Snow is Dancing)’i dinleyip ikisini düşünüyorum ve müzik büyüyor. Kar taneleri ve notalar yer değiştiriyor, gece.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir