Şeref Bilsel / Cenk Gündoğdu – Şiir Defteri 2012

Şiir de doğa ve insan ilişkisi gibi. Sözü doğa gibi düşünürsek dil ona müdahaledir. Doğayı olumsuz anlamda etkilese de, insan oluşturduğu dil içinden sözü geliştirmiş ve yaratıcılığının en güzel göstergesi olarak şiiri üretebilmiştir.

Başlangıçta söz vardı ve insan kullanageldiği dil ile sözü eğdi, büktü onu. Yazdı, okudu, söyledi. Kendi düşünce dünyasının dolambaçlarında her çağ başka ve yeni imkânlar buldu şiiri söyleyen; şiiri okuyan, içine açılan başka pencerelerden baktı şiire. Şiir okuyan da oldu, şiir hakkında düşünen, tabii şiir yazan da oldu. İster okusun, ister yazsın, isterse hakkında düşünce üretsin insanların payına az veya çok, şiir hep düştü. Kimi mâni düzeyinde ilgilendi, kimi özdeyiş, kimi destan yazdı, kimi aşkını itiraf etti mısralarda, kimi ölçü kurdu, kimi ölçüleri yerle bir etti. Şiir hep oldu.

Tam on yıl önce yazılmış ve çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlanmış şiirlerden oluşan bir seçki Şiir Defteri 2012 kitabı. Kuramsal yazılar, eleştiriler, yorumlar, denemeler ve istatistiklerle birlikte yıllık ve tek sayılık dergi gibi oluşturulmuş bir antoloji. Her şairden tek bir şiir olduğu için, konu bütünlüğünü yakalamak veya şairi yakından tanımak ya da poetikası hakkında bilgi edinmek mümkün değil. Ancak takip edenler, şiir dünyasının içinde olanlar bu antolojiden faydalanacaklardır mutlaka. Ayrıca o yıllarda okuduğum Varlık dergilerinde bu şekilde hazırlanmış antolojilerle ilgili yayın ve edebiyat dünyasında kopan fırtınaları hatırlıyorum. Aylarca tartışılmış, olumlu bulanlarla yerden yere vuranlar sayfalar boyu fikirlerini yazmışlardı. Ayrıca Şeref Bilsel, şair adaylarına şiir hakkında düşüncelerini iletirken, ben de o satırları okumaktan, şiir hakkında düşünmekten sonsuz keyif almaz mıyım? Şeref Bilsel’in şiir hakkında söylediklerini okumayı anlam vermekte zorlandığım pek çok şiiri okumaya yeğ tutmaz mıyım?

Bu kitapta da oldu yine. İçinde bulunan şiirlerde okumaktan keyif aldıklarımla, anlamaya çalışırken zorlanıp işin keyfinden uzaklaştığım şiirler çarpıştılar. Kazanan, yine şiir hakkında yazılmış kuramsal yazılar ve oturaklı yorumlardan oluşmuş düz yazılar oldu.

Felsefeye en yakın sanatın şiir olduğu söylenir. Yıllıktaki şiirlerde felsefe bulamadım. Anlaşılan o ki, o yıllarda Türk şiirinde yaşandığı söylenen kriz, düşünsel alt yapısı eksik ve çok kişisel bir metinler bütününü, birbirine benzeyen öbekleri işaret ediyordu. Anlamını ararken biraz çaba sarfetmem gereken şiirler aslında anlam aranmasın diye yazılmış örneğin ve onları yazanlar şiirde anlam olmaz diyenlermiş; ve ben anlayabildiğim şiiri daha çok sevdiğimi öğrendim. Bu antolojinin en çok faydası bu oldu bana. Ama tıpkı bir şairin bütün eserlerini tek bir seferde okumanın bir noktadan sonra tatsızlaşması gibi bir antolojiyi tek bir seferde bir roman okuma zamansallığıyla okumanın da gereksizliğini farkettim.

On yıl önce şairlerin ve düşünce insanlarının ülkenin içinde bulunduğu siyasi atmosferle ilgili fikirleri kötümser olmakla birlikte, o gün bu yazılanları okuyanlar herhalde durumun daha da kötüleşemeyeceğini düşünmüşlerdir. Ancak bugün tablonun sanki artık bir daha geri dönülemeyecek kadar beter hale geldiğini görmek de bizlere düştü. Sanatçı duyarlılığı yıpranmanın derecesini de arttırıyor galiba. Umut güzel ama umutsuzluk da sanatçının besini. Umutsuz bir sanatçının haklılığına tanıklık can yakıyor. Ya sanat duygusu eksik olanların ya da hiç olmayanların katı ve çirkin duyarsızlığı?

Şiir bilgisinin bende ne kadar eksik olduğunu ama şiirin salt bilgi değil biraz da sezgi olduğunu daha iyi biliyorum artık. Keyfimce bir şiir bulduğumda okurken haz bulutlarına asılmış bir salıncak üzerinde bir ileri bir geri nasıl salındığımı da. Hakkında pek fazla konuşamayıp, güzel bir şiir bulduğumda okuma keyfine varmak istediğimi de. O yüzden susayım ben şimdi, altlarına çizgi koyduğum birkaç mısrayı şuracığa bırakarak bitireyim.

sen var ya sen, telleri kopuk bir kemanın/sesinde kıvranan hüzün gibiydin içimde hep                                Mehmet SadıkKırımlı

şair unutur şiir; nefes unutur heves hatırlatır                                                      Sezai Sarıoğlu

serin bir gölge aradım altında mazinin   Hüseyin Avni Cinozoğlu

çünkü her bıçağa soyunmamak/ beyaz ve önemli bir elma olma hayalidir           Halil İbrahim Özbay

mevsimi geçen sinek beni öldür diye dolanır                                                           Ayşe Nalân

bir kitap kalbime fısıldıyordu/ duydum   Nilay Özer

askerdim traş olmuştum/ çarşıya çıkmıştım mavi…./ romanlardan isim bulacağım çocuğuma Onur Caymaz

hatırlanacak bunca güzelliğe rağmen/ ben doğmadan ölen ağabeyime ağlatan/ akşam ve koşturmasının hayali halı üzerinde/ yıllar sonra doğacak bir çocuğun. Selahattin Yolgiden

Başından beri seni ben en güzel samimi ve içten/ bir güzelliğin sebebi ya da uyarlaması olarak Mehmet Butakın

hem kör hem çolaktım/ ebced hesabıyla ‘aşk’/ kadar yıl yaşadım Beşir Sevim

Körleşirsin. Yani gözbebekleri açılır hiçliğin. Mustafa Altay Sönmez

Hep çiçekler sana benzemenin telaşında İlkay Aşık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir