Serhan Bali – Müzikte Romantik Dönem Bestecileri

Müzik kendi tarihsel gelişiminin yanında dinleyicisinin de kişisel tarihinde rol alıyor. Müzik dinlemeye başladığınızda eğer eser bir birikimin, üst düzey bir eğitim ve yeteneğin ürünüyse mutlaka sizi doldurmaya başlıyor. Ruhumuza, iç dünyamızın kimselerin bilemediği ince yanlarına seslenmesinden, ister hüzünle, ister mutlulukla ama mutlaka içimizde oluşan duygusal bir karşılık bulmasından bahsetmiyorum sadece. Müzik, kendisini anlayabilmek için, dinleyeninden de mutlaka bir gelişim süreci isteyen, tarihe, edebiyata, siyasete, doğaya ve insanın yaratım sürecine dair altyapı oluşturan bir uğraşı alanı. Bir keyif unsuru olarak da adlandırılabilir pekala, ancak müzikten doyurucu bir keyif alabilmek, notalar içinizde yol alırken, güzel duyularınızla eğleşirken, o notaların hangi koşullarda bir müzik yazısına dönüştüğünü, yazıldığı dönemin şartlarını, bestecisinin yaşantı ve duygularını bilmekle alakalıdır. Müzik, iyi bir dinleyicinin düşünce dünyasını derinleştiren, dinleyeninden ileri yönlü atılım isteyen yönlendirici bir süreçtir.

Uzun yıllardır, çıkardığı müzik dergisi Andante, radyo programları, büyük bestecilerin yaşadıkları yerleri gezerek hazırladığı belgesellerle ülkemizde klasik müzik tutkunları için büyük bir boşluğu dolduran Serhan Bali’nin hatırı sayılır bir araştırmanın ürünü olan ve özenle hazırlanmış kitabı “Müzikte Romantik Dönem Bestecileri”, başvuru kaynağı niteliğinde.

Müzik dünyasında romantik dönem olarak adlandırılan ve klasik dönemden sonra müzik anlayışında devrimsel denebilecek birçok özelliği içinde barındıran zaman aralığı, üzerinde tam bir anlaşma sağlanmamış olsa da genel olarak 1830 ile 1910 yılları arasını kapsıyor. Bahsettiğimiz yıllar incelendiğinde dünya siyasetinde çok önemli gelişmelerin yaşandığı, kitleleri etkileyen büyük çaplı sosyolojik gelişmelerin meydana geldiği bir dönem olduğu da anlaşılacaktır. 1776 yılında Amerika’da Bağımsızlık Hakları’nın okunması, İngiltere’den başlayarak tüm Avrupa’ya yayılan Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali, tüm dünya üzerinde kapsamlı bir anlayış değişikliğine neden olmuştur. Birbiri ardına sarsılan, devrilen ya da hayatta kalabilmek için yetkilerini Burjuva denilen yeni bir sınıfla paylaşmak durumunda kalan yönetimlerle birlikte, bir zamanlar o saltanatların himayesinde ve belirli kalıplarla müzik yapmak zorunda olan besteciler de bir düşünsel değişim yaşamışlardır.

Klasik dönemde, saray için ve mutlaka belirlenmiş katı kurallar içinde, bir saray memuru veya hizmetlisi gibi görev yapan müzisyen profilinin yanında, bugün romantik olarak adlandırdığımız dönem ile birlikte bu besteciler kendileri için müzik yapmaya, dönemin ruhuna uygun olarak üretilmiş edebiyat eserlerinden, resimlerden etkilenerek, doğanın sadece güzel, ulu, yüce yanlarını değil, insan hayatını güçleştiren karanlık, ürkütücü yönlerinden de etkilenerek eserler yazmaya başladılar. Saray çevresinin dinlemesi için klasik dönemin önemli formu oda müziği, yerini daha donanımlı ve icrası ustalık gerektiren çalgılardan oluşan, seslendirilmesi çok sayıda enstrümanın aynı anda seslendirilmesiyle gerçekleşebilen senfoni türüne bıraktı.

Özgürleşen besteci, kendi iç dünyasının dışavurumunu, daha karmaşık nota yapıları, duygu yoğunluğunu yansıtan zorlu anlatım teknikleriyle süsledikçe, bu eserleri icra edebilecek üstün yetenekli müzisyenler ve “virtüöz yorumcu”lar ile tanıştı müzik dünyası. Bugün dinlerken, hayranlık duyduğumuz ve çaldığı enstrüman ile ruhumuzda derin izler bırakan çok önemli virtüözleri romantik dönem eserleri sayesinde tanıyoruz.

Ses aralığı ve sesin kalitesini yükselten çalgıların yapımı ve bu alanda yaşanan hızlı gelişim de, bu dönemde yapılan müziğin gelişmesinde, ortaya çıkan yüksek ve kaliteli sesin daha çok insana ulaşmasında etkili olmuştur. Sarayın kapalı ve küçük kapılarının ardında görece sessiz icra edilen oda müziğinden sonra, hayatın kendi olağan ve güçlü ritminden esinlenerek üretilmiş senfonik eserler, dinlenmek için büyük mekanlara ihtiyaç duymuş ve bunun için devasa konser salonları inşa edilmiştir.

Romantik dönem sadece müziği değil, edebiyat ve resimde de kendini gösteren, bütün yaşamda etkisi hissedilmiş bir akımdır. Doğallıkla, dönemin müzisyeni, diğer türlerden de etkilenmiş ve önemli edebiyat eserlerinden, bugün de izlerken keyif aldığımız resimlerden etkilenmiş ve bu eserleri müzik yazısı diye adlandırdığımız notalarla ifade yoluna gitmiştir. Senfonik şiir, Lied, Prelüd, Noktürn diye adlandırılan eserler, müzisyeninin duygularını, iç çalkantılarını, heveslerini, esinlerini ifade ettiği anlatım olanaklarıdır.

Bütün bu önemli gelişmelerin yanında, müzikseverler için belki en değerlisi, bizim besteciye olan inancımızı pekiştiren, onun iç dünyasının kapılarına kadar ulaşabilmemizi sağlayan; bestecinin de eseriyle anlatmak istediklerinin, dinleyiciye duyurmak istediklerinin sözel bir dökümü niteliğinde, “programlı müzik” anlayışıdır. Bu anlayış bizi bestecimize yaklaştırır, onun algılarından yola çıkarız, yaşadığı çağın olaylarını notalarda dinlerken. Savaş kazanmış imparatorlara ithaf edilmiş büyük senfoniler dinleriz, bir direnişin onuruna yazılmış uvertürler. Bir resmi izler gibi ve aynı resimdeki denizi görür gibi piyanonun notalarında; çılgınlığın sınırlarında, tımarhane duvarları arasında bestelenmiş şiirler. Ben bestecinin eseri hakkında yaptığı değerlendirmelere, kendisinin yaşam öyküsü kadar önem veriyorum.

Bugün bir konser öncesi koltuğuma yerleşmeye hazırlandığımda ilk önce gözlerim programı arar. Konseri dinlerken alacağım keyfin artacağını düşünerek okurum seslendirilecek eserleri. Hazırlarım kendimi esere, hazırlıksız bulmasın beni, hiç değilse gerçek hikayeye girmeye çalıştığımı anlasın. Açık etsin bir takım gizli ayrıntıları, müzikle yapılmış bir dünyada izin versin biraz dolaşayım.

Serhan Bali, “Müzikte Romantik Dönem Bestecileri” kitabını, müziğin içinde yolculuk yapmak isteyenler ve bunun yolunun da o müziğin sahibinin hayatına kısa ama verimli bir bakış atmaktan geçtiğini bilenler için yazmış olabilir. Çünkü biz kitap boyunca sayısız bestecinin hayatını takip eder, portre ve fotoğraflarını izleyerek görsel bir yakınlık da kurarken, bıraktığı eserine bir bütün olarak da tanık oluyoruz. Bugün müzik yazısı olarak dünya kültürüne bıraktıkları muazzam eserlerini takip ederken, sanat keyfinin yanında, bu bestecilerin sıradışı hayatlarıyla birlikte dehalarının izini de sürebiliyoruz satırlar boyunca.

Bestecilerin, müziğe adanmış ve saygıya değer hayatlarının geçit törenini düzenleyen yazarımızı tebrik etmek gerekiyor. Müzikseverlere, klasik müzik dünyasının büyülü bahçelerinde esrimiş gezinirlerken, sayfalarında büyük dehaların, lanetlenmiş, kutsanmış ruhların konuk olduğu bir rehber bıraktığı için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir