SEZEN AKSU İLE DÜET VE HEM DE HAMİLEYKEN

Kapı çaldığında birbuçuk aydır olduğu gibi yine aynı manzarayla karşılaşacağımı biliyordum. Ayakta zor duran, kıvrılıp yatabileceği, uyumadan ama hiçbirşey de yapmadan durabileceği bir köşenin hayaliyle yanıp tutuşan; solgun yüzü ve dudaklarından uçup gitmiş canlılığıyla Şemsinur. Uzun paltosunun sağ cebinde birkaç tane haşlanmış patates olacak, sol cebinde ise naylon bir poşet. İlkindekiler mide bulantısını bastırabilmek, hemen hemen bütün diğer yiyeceklerdeki çeşitli kokular gibi mide kaslarını harekete geçirmeden, beslenme ihtiyacını karşılamaya da yardımcı küçük kurtarıcı patatesler. İkinci cepteki ise kurtarıcı gözüyle bakılan patatesin de işe yaramadığı durumlarda ortalığı batırmamak için küçük bir önlem. İçine kusmakmiçin bir torba. Son zamanlarda patatesi daha az, naylon poşeti daha çok kullanır oldu zavallım. Tam birbuçuk aydır böyle yaşıyor sevgilim. Bir bebeğimiz olacağını öğrendiğimiz günün akşamından beri inanılmaz bir koku hassasiyeti ile. İnsanın uyandığı andan uyuduğu âna kadar sürekli olarak midesinin bulanmasını ben kafamda hayal edemiyorum. Hiçbir zaman tam olarak hayal edemeyeceğimi anladığımdan beridir de vazgeçtim ve sadece üzülebiliyorum onun için. Yalnız, sigara konusuna bir çözüm bulmam gerekiyor, çünkü onu çok zorladığımın farkındayım. Bu aramızda büyük bir sorun. 

Uzun zamandır gitmeyi çok istediği bir konser var bu akşam. Sezen Aksu’nun geçen sene çıkardığı “Şarkı Söylemek Lazım” albümünün akustik orkestrayla seslendirilen ve biletlerini çok önceden güç bela bulabildiği bir konser. Daha kapıda gördüğümde anladım, üç ay önce mutluluktan uçarak aldığı, beraber gideceği Seda ile bir sürü plan yaptıkları konseri izlemeye takatinin kalmadığını. Yarı kapalı gözkapaklarının arasından feri kaçmış gözlerini görünce, hele bir de montunun cebindeki eliyle sımsıkı tuttuğunu bildiğim o lanet olası poşetin varlığı; birkaç dakika önce içtiğim sigaranın kokusuyla, o koku gitsin diye çiğnediğim ağır nane aromalı sakızın kokusunun birleşmesiyle oluşan daha beter koku yüzünden sadece kuru bir hoşgeldin ile karşılıyorum onu, öpemiyorum bile.

Gidemeyeceğim Serkan dedi. Rezil olurum oralarda. Konser sırasında öğürtü tutarsa, ya bir de kusarsam. Yok hayır yapamam dedi. Ah güzelim benim, güzel karıcığım, nasıl bir yük oldu sana bu hamilelik. Çok seveceğin bir bebeği taşırken karnında, böylesi kötü günler geçirmek, belki sadece annelerin kaldırabileceği bir ağırlık.

Ayakkabılarımı giydim, Seda ile beraber ben gideceğim konsere. Biletimiz yanmasın, hem de dinlensin biraz Şemsinur, bu akşam gerçekten kötü görünüyor diye düşünürken onun, kapatmak üzere olduğu kapının ardından kırgın, içli, mahzun bakan gözleriyle karşılaştım. Ben gidemezdim. Gitmesi gerekiyordu bu konsere, ilacı olacaktı bu konser onun, iyi gelecekti; hem kusarsa kussundu, sol cepteki poşet ne güne duruyordu orada, sağ cepteki patateslerden atıştırırsa belki bu sefer  tutardı midesini de, yatıştırırdı bulantısını. Hem Sezen’di be, dinlenmez miydi “Ah İstanbul, İstanbul Olalı”.    

•••••••••

İki aylık hamileyim. Planlanmış bir bebek olmasa da karnımda olduğunu öğrendiğim ilk andan itibaren onu ne kadar çok istediğimi biliyorum. Herşey çok güzel olacak ama şu mide bulantılarım olmasa… insanlar bazen algılamakta zorlanıyorlar ama mesela duvar kokuyor, defter kokuyor, halı kokuyor, heryer herşey kokuyor. Canım Kocacığım beni çok seviyor ama sigarayla ilgili bir tercih yapması gerekecek. Belki şimdi o kadar güçlü değil ama birgün o tercihi yaptıracağım ona. Ha, bu arada midemi en çok, “psikolojiktir!” diyenler bulandırıyor.

Sezen ilk kez o İstanbul şarkısını söylediğinde Serkan askerdeydi. Dinlediğinde çıldıracağını hissetmiş ve keşke dinlemese diye dua etmiştim. Üç ay önce aldım bu konserin biletini ben. Başka bir Sezen delisi Seda ile ne sevinmiştik sonunda bulabildik diye. Özellikli bir konser bu, sadece akustik enstrümanlarla sessizce ve mumlar eşliğinde ve sonuncusu aynı zamanda bu konserlerin. Kapıyı kapatmak üzereydim. Dayanamadı Serkan, döndü geriye, mutlaka gitmelisin, iyi gelecek dedi. İyi ki demiş. 

Zaten ezbere bildiğimiz bütün şarkılara eşlik ettik. Ambiyans muhteşemdi, yarı yarıya karartılmış salonda  Sezen muhteşem şarkılarını biz konuklarla birlikte söylüyor, o inanılması güç samimiyeti ile bizi sanki kendi misafir odasında ağırlıyordu. Orkestranın şefi ve piyanosunun başında Ozan Doğulu müzik yeteneğinin zirvesindeydi. Birbirinden ünlü konuklara arada laf atıyordu Sezen, eğleniyorduk. Midem bulanmıyordu, ne güzeldi. 

Nasıl geçtiğini anlayamadığımız konserin son şarkısı “Ah İstanbul”du. Sezen onunla birlikte hatta ondan daha yüksek sesle şarkıya ortak olan bizlere kızdı bir ara kendi üslubuyla: “aman, hem para verip bilet alıyorsunuz, hem de dinlemiyorsunuz, söylemiyorum işte kendiniz söyleyin” deyince ben usuldan devam eden Ozan’ın piyanosuna uyup şarkıyı söylemeye devam ettim. Kimse söylemiyordu o sırada ve kulak kesildi Sezen hemen. “Öyle yerinden söylemekle olmaz, o kadar kendine güveniyorsan gel de burada söyle” dedi. Kendimi alkışlar arasında sahnede buldum. Ama oraya nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. 

Kaç yaşından beri Sezen Aksu dinlediğimi, ülkedeki herkese bir yerinden değen şarkılarının benim hayatıma ilk ne zaman dokunduğunu da hatırlamıyorum. Ama o karşımdaydı, aslında ben onun karşısındaydım çünkü burası onundu, onun konseriydi, sahnesiydi. İlkokuldan itibaren bütün eğitim hayatımda şarkı söylediğim bir sahne olmuştu ve sonra TRT korosuyla hep bir sahne deneyimim vardı ama burası Sezen’in di yahu! Bıraktım ben de kendimi onun sahnesine. 

Adımı sordu, Şemsinur deyince, üzülme dedi benim de annemin adı Şehriban. Üzülmem ki ben zaten, ismimim ben. Ben ona iki aylık hamile olduğumu söyleyince çok şaşırdı ve sarıldı bana sımsıkı. Parfümünün ismini bulmaya çalıştım, kolunun altındaki sırtındaki tombul etleri hissederek sarıldım ama en çok da Sezen Aksu’ya sarıldım. Herkesin yok mudur bir Minik Serçe şarkısı; kör bıçağı, Ünzile’si, gitme’si, sarı odalar’ı ve yüzlercesi daha! İşte ben onların hepsine sarıldım. O bana anlattı, seyircilere anlattı ve şovuna devam etti. Sonra arkama geçti ve bu sefer o sarıldı sırtımdan. Şarkı söylemek lazım dediğinde o muhteşem şarkının ismi hariç bir kelimesini bile hatırlayamadım bir an. Endişelenme dedi bana ve daha sıkı sarılıp yanağı yanağımda birlikte başladık şarkıya “ah İstanbul” diye. Yavaş yavaş kolları gevşedi ve salondaki ikinci serçe ve birincisinden bile minik olarak uçtum o son şarkı boyunca. Ozan’la gözgöze geldiğimde orkestrayla da bir bütün olduğumu, zaten içimde hissettiğim gibi şarkının hakkını da verdiğimi anladım ve uçuşum alkışlarla sona erdi. “Afferin kız, doğurunca gel” dedi Sezen ve korumasını çağırıp beni yerime kadar gönderdi. 

Konser sonrası birçok seyirci yanıma gelip tebrik etti, muhteşem bir geceydi; fiziksel olarak hayatımın en kötü günlerini geçirirken, ruhsal olarak belki en yüksek anlarını yaşadım. 

Gece yarısını geçiyordu kapıdan girerken ve gözümdeki ışığa takıldı Serkan’ın gözleri. Uzun zamandır böyle parlamıyordu biliyorum.

Anlatacağım sevgilim, hepsini anlatacağım…

                             



“SEZEN AKSU İLE DÜET VE HEM DE HAMİLEYKEN” için bir yanıt

  1. Serkan kalemine sağlık anlattığın herşey de sanki ŞEMSİNUR ‘un yanındaymışım gibi hissettim.Bu anısında ben yoktum o zaman tanışmamıştık ama her anlattığında birlikte heyecanlanıyorduk keşke videosunu bulabilsekte izleme şanşım olsa 🙏🏻🙏🏻Sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir