TED CHIANG – GELİŞ

Kitap kapaklarının satışları arttırıp arttırmadığı ile ilgili araştırma ve incelemeler, ya da böyle bir ilişkinin olabilme ihtimali bile bir gerçek okur için çok anlamlı ve önemli değildir sanırım. Çünkü bana göre ‘Sodom ve Gomora’nın YKY baskısının kapağı çok kötüdür ama içeriğinin hazzı gerçekten Sodom ve Gomorra’da yaşananlara eşdeğer olabilir.

Monokl Yayınlarının elimizdeki kitabının kapağı da yakınlarda vizyona girip hem de oscar kazanmış bir filmin afişini kullanarak ilgi çekmek ve satış rakamlarını biraz daha yukarılara çekmek için tasarlanmış. Filmi seyreden ama sadece bu filmin hikayesini ve benzeri birkaç bilimkurgu hikayesi daha okumak isteyen ortalama okurun, bu kitap toplamından keyif alacağını sanmıyorum.

Çünkü öyküler sadece gelecekte geçen, gelişen teknolojinin dünyamızı sürüklediği ütopik ya da distopik sonuçların aktarıldığı projeksiyonlardan oluşmuyor. Çok daha derinlikli, okunması zor ve bilimsel altyapısı olan zaman zaman felsefik ve sosyolojik durumlarında aktarıldığı alışılmadık öyküler.

Yazar Ted Chiang, Amerika’da doğmuş bir Çinli. Yazılım dünyasıyla meşgul olması bilimkurgusal edebiyat türünde eserler vermesini olağan hale getirebilir ama o bu türü öykü formunda yazarak yazın sanatı konusunda da yetkinliğini gösteriyor. Gerçekten de başarılı bilimkurgu yapıtların çoğunun roman formunda olduğunu düşünürsek, öykü türü ile gelecek dünyasının anlatılabilmesi özel bir yetenek gerektirir. Çok az sayıda öykü yazmış şimdiye kadar Ted Chiang. Ama eserleri o kadar çok beğeniliyor ki, şimdiden bir bilimkurgu efsanesi olarak nitelendiriliyor. Bilimkurgu dalında verilen çok saygın birçok ödüle sahip.

Öykülerinde bu yeteneği hemen göze çarpıyor. Dil ile uğraştığı, onun sınırlarını zorladığı, evrende başka formlarının da olabileceği düşüncesini anlattığı öykü, oscarlı Arrival filmine uyarlanmış. Filmi izlemedim ama kitaptaki diğer öyküler en az bu öykü kadar etkileyici. Hatta bana kalırsa filmlere uyarlansa muhteşem filmler yapılabilecek konular var. Animasyon da dahil.

Anlatım dili sanıyorum yazarın bilim ve teknoloji dünyasına olan yakınlığı ve altyapısı nedeniyle kitabın bütününde ayrıntılara girip biraz durağanlaşabiliyor ve ritmini kaybedebiliyor. Ortalama okurun kitaptan uzaklaşabileceği yerler tam da buralar işte -kapak ta bu yüzden bir sinema filmi afişi olarak düzenlenmiş. Ancak bu ayrıntılar okurun da hikayenin atmosferine girmesini sağlıyor ve bir yandan sürekli olarak aslında orada olanları düşünüyorsunuz. Orada olanlar ise, hikayenin içeriğinden kendiniz biraz yukarıya çekip daha ana hatlarıyla bakınca sıradan bir anlatının çok ötesine geçiyor.

Mesela Babil Kulesi’ne tırmanıyorsunuz. Ne için biliyor musunuz? Artık sona gelmiş kulenin tepesinden gökkubbeye bir delik açmak ve gökten sonrasına da uzanmak için. Ama oranın nereye çıkacağını öykünün sonunda kendiniz okuyunuz. Hiç tahmin edemeyeceğiniz bir yer!

72 harfin çeşitli dizilimleriyle oluşturulan sözcüklerle kilden yapılmış insan benzeri aletlere iş yaptıran bilim adamlarının, yok olacak insan neslini bu teknikle kurtarmaya çalıştıkları hikaye, eski dinsel bir öğretiden esinlenmiş. Sözün önemi, üzerimizdeki tanrısal gücü ve tanrının yaratıcılığına ortak olabilmenin yolu olarak bir dil öyküsü aynı zamanda.

İnanç dünyasını masaya yatırdığı, inananları, inanmayanları, yarı inananları, inanmak üzere olanları, inanmayı bırakmak üzere olanları, dünyaya geldiklerinde gözle görülebilen ve enerjileri nedeniyle doğal afetlere, yangınlara, fırtınalara, sellere ve bir sürü ölümlere yol açan meleklerin olduğu fantastik hikaye ise benim favorilerimden oldu. Düşünsenize, dünya üzerinde maddi olarak tanrısal ışığa maruz kalacağınız, gerçek bir melek görebileceğiniz ve aracınızla bu meleğin daha yakınına yaklaşma fırsatınızın olduğu ve cennetten bir anlığına süzülen ışığın içinde arınabileceğiniz hac yerleri var.

Peki beyninizde yapılan küçük ve basit bir işlemle insanların fiziksel güzelliklerinin artık farkına varamayacağınız bir yaşam düşünün. Medya ve kozmetik sanayisinin pompaladığı güzellik anlayışının çöküntüye uğratıldığı ve isteyen her insanın artık çeveresindekilerin veya reklam sektöründen beynine boca edilen güzelliğin önemini kaybetmesi çok değişik değil mi? Karşınızda tescilli bir dünya güzeli var siz onun ne kadar güzel bir kadın olduğunu anlamıyorsunuz. Ya da çok yakışıklı bir adam var ve siz sadece haberleri tartışıyorsunuz. Kaliagnozi denen bu yöntemle birlikte toplumda meydana gelebilecek değişiklikler, güzellik kavramının günümüzde nasıl algılandığı ve nasıl manipüle edildiğimizle ilgili muhteşem bir öykü.

Kitaplığımı kontrol ettiğimde bilimkurgusal yönden biraz zayıf kaldığını görüyorum. En son Mülksüzler’i okumuşum. Fahrenheite 451 ve tabi Cesur Yeni Dünya en başlıcaları.

Sözün basit veya karmaşıkça süslenmesiyle oluşturulmuş kitaplara aşk                 derecesinde düşkün biri olarak, böylesi kaliteli ve altyapısı kuvvetli bilim-kurgukitaplarına da raflarımda yer var tabi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir