V. NABOKOV – EDEBİYAT DERSLERİ

Türkçe de yayınlanmış herhangi bir küçük cümleciğini dahi okumaya, kendi kendime söz verdiğim Nabokov’un külliyatının ortalarına gelmişken; onun “Edebiyat Dersleri” ne katıldım. Amerika’da Cornell Üniversitesinde 1948 ile 52 yılları arasında verdiği ve yedi önemli edebi eserin incelenmesinden oluşan bu dersler onun orjinal notlarından derlenmiş. Öyle ki kitabın sonunda öğrencilerine sorduğu sınav soruları bile var. 

Üçünü okuduğum, birini okumaya karar verdiğim ve diğerlerinin içeriği hakkında bilgi sahibi olmaktan artık çok mutlu olduğum bu incelemelerin içeriğine geçmeden önce, bu önemli yazardan ve onun çok özel hayatından bahsetmek gerek.

1899 yılında St.Petersburg’da anne ve baba tarafından oldukça varlıklı ve atalarıyla Çarlık Rusyasının devlet kademelerinde önemli görevlerde bulunmuş bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Evde ve nitelikli bir şekilde başlayan eğitim hayatını, aile ve  kültür yaşantısını, Bolşevik devriminden sonra ayrılmak zorunda kaldığı o her yönden zengin dünyayı, ” Konuş Hafıza” kitabında ayrıntılarıyla anlatır. 

1940 yılına kadar Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde göçmen Rus edebiyatının önemli bir yazarı olarak bulunur ve bu tarihten sonra eşi ve oğlu ile Amerika’ya göç eder. Kişisel okuma yaşantımın en önemli eserlerinden biri olarak gördüğüm, filmlere de konu olmuş “Lolita” kitabı onun kariyerinin önemli bir basamağı olmuştur.

Lolita kitabının yazarının ismini ve önsözünü okumazsanız, onun kesinlikle bir Amerikalı tarafından yazıldığını düşünürsünüz. Orjinalinden Türkçeye çevirisini okuduğum için dil konusunda ki İngilizce yetkinliğini tabi ki tartışamam ama Amerikan yaşam tarzı, bireysel düşünüş şekli ile tam bir Amerikan romanıdır. Göçmen bir Rus’un zaten bıçak sırtı olan konudan başka, bir de İngiliz dili ve Amerikan hayatının ayrıntılarına böylesine hakimiyeti, benim için romanı üst bir seviyeye çıkartıyor.

Amerika’da öğretim görevlisi olarak bulunurken yazdığı ve edebiyat tarihinde enteresan bir yere sahip bulunan “Solgun Ateş” ise bana göre onun dehasının, entelektüel birikiminin en büyük kanıtı. Kendisi ayrıca yetkin bir Kelebek araştırmacısı ve toplayıcısı.

Başka okumalarımı ertlemek durumunda kaldığım ama bundan pek hoşnutsuz olmadığım “Edebiyat Dersleri” kitabına gelirsek eğer, o derslere katılmayı çok isterdim diyebilirim. Büyük bir romancının, roman sanatı hakkında genel ve başyapıtlar hakkında özel düşüncelerini takip etmek çok eğiticiydi. 

Kendisi romanın, toplumsal bir amacı olamayacağını, büyük sözler söyleyen, kitleleri harekete geçirebilme amacı güden eserlerin sanat eseri olamayacağını düşünüyor ve sanatçının bir büyücü olduğunu savunuyor. Okurdan beklediği, yazarın yapmaya çalıştığı büyüye bir teslimiyet ve okurken, belkemiğinin biraz üstünde hissedeceği küçük bir haz titremesi. Tabi kitabı okurken ve dersler ilerledikçe tanık olduğumuz kendi okumalarındaki ayrıntı zenginliği, iyi okurun neliğiyle ilgili de aydınlatıcı oluyor.

İlk defa bir kitapta, kitabın içeriğiyle ilgili satırların altını çizerek okuma yaptım. Edebiyat ve sanatla ilgili güzel ve anlamlı sözler bunlar;

  • Üslup ve yapı kitabın özüdür; büyük fikirler ise yavandır.
  • İşin doğrusu, muhteşem romanlar, muhteşem peri masallarıdır- ve bu serideki romanlar üstün masallardır.
  • Her büyük yazar büyük bir düzenbazdır, ama en hilebaz Doğa da büyük bir düzenbazdır. Doğa daima aldatır.
  • Üslup, yazarın tarzı, kendine özgü tonlaması, söz dağarcığı, bir pasajla karşılaştığında okurun, bu Austen’dan, Dickens’tan değil diye haykırmasına neden olan şeydir.
  • Üsluptan bahsettiğimizde, tekil bir sanatçının kendine özgü mizacını ve bu mizacın, sanatçının yaratısında kendini ifade etmesini kastediyoruz.
  • Dickens fazlasıyla sanatçıydı. Dickens’ın insanları canlıdır, yalnızca kıyafet giymiş fikirler ya da semboller değil.
  • Üslubun etkisi, edebiyatın anahtarıdır. Dickens’a, Gogol’e, Flaubert’e, Tolstoy’a ve tüm büyük ustalara giden sihirli anahtardır. 
  • Edebiyat gerçekten de genel fikirlerden değil belirli açığa çıkmalardan, düşünce okullarından değil deha sahibi bireylerden oluşur. Edebiyat bir şey hakkında değildir; şeyin kendisidir, özüdür. Başyapıtsız edebiyat var olmaz.
  • Metafor, gibi bağlantısını kullanmaksızın, betimlenecek olan şeye, başka bir şeyi akla getirerek can verir.
  • Büyük bir yazarın dünyası, çok ikincil karakterlerin, en tesadüfi karakterlerin bile yaşamaya ve büyümeye hakkının olduğu büyülü bir demokrasidir.
  • Madame Bovary, bu dizideki peri masalları arasında en romantik olanıdır. Biçem açısından, şiirden beklenen etkiyi düzyazıda yaratır.
  • Emma Bovary denen kız hiç yaşamadı. Madame Bovary kitabı ise sonsuza dek yaşayacak. Kitaplar kızlardan çok daha uzun ömürlüdür.
  • Konu, kaba-saba ve tiksinç olabilir. Ama romanda dile getirilirken sanatsal açıdan dönüştürülmüş, dengelenmiştir. Biçem budur işte. Sanat budur. Edebiyatta gerçekten önemli olan tek şey budur.
  • Aslını isterseniz, bütün kurmaca kurmacadır. Bütün sanat aldatmacadır. Bütün büyük yazarların dünyaları gibi Flaubert’in dünyası da kendi mantığı, kendi kuralları, kendi raslantıları olan bir düş dünyasıdır.
  • -izm’ler gider, -izm’ler ölür. Sanat kalır.
  • Flaubert olmadan Fransa’da Marcel Proust, İrlanda’da James Joyce olmazdı. Flaubert’in yazınsal etkileri konusunda bu kadarını söylemek yeter.
  • Edebiyat iki duyu ile ve bu iki duyu için yazılır; ‘duyulmamış melodileri’ algılamakta hassas bir tür iç kulak; ve, kalemi idare eden ve basılmış cümlenin şifresini çözen göz.
  • (Marcel Proust -Kayıp Zamanın İzinde için): Fevkalade ve kapsamlı kültürüyle, klasik edebiyata, müziğe ve resme olan derin sevgisi ve anlayışıyla tüm eser, hayrete düşürmekten ve keyif vermekten asla vazgeçmeyen, eşit uygunluk ve kolaylıkla biyolojiden, fizikten, botanikten, tıptan ve matematikten alınmış benzetmelerin zenginliğini sergiler.
  • “Geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. Geçmiş, zihnin hakimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde; hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir. Bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise, tesadüfe bağlıdır”.
  • Ola ki Kafka’nın Değişim’i herhangi birine böcekbilimsel bir fantaziden daha öte bir şey olarak görünüyorsa, o kişiyi, iyi ve harika okurların safına katılmış olmaktan dolayı kutlarım.
  • Öte yandan yalıtılmışlık, gerçeklik denen şeyin dışında olmak; bunlar aslında hep sanatçıyı, deha sahibi insanı, kâşifi tanımlamakta kullanılan niteliklerdir. Düş ürünü böceğin çevresini saran Samsa ailesi dehayı çevreleyen vasatlıktan başka birşey değildir.

 Ve nihayet: içimize çekmiş olduğumuz romanlar, yaşamın herhangi bir belirli sorununa uygulayabileceğiniz bir şey öğretmeyecek. İşyerinizde ya da ordu karagâhında ya da mutfakta ya da çocuk odasında yardımı dokunmayacak. Aslında sizinle paylaşmaya çalışmış olduğum bilgi salt lükstür. Fransa’nın sosyal ekonomisini anlamanıza yardım etmeyecek. Ama eğer yönergelerimi izlediyseniz, esinlenmiş ve hassas bir sanat eserinin verdiği saf tatmini hissetmenize yardım edebilir; ve bu tatmin hissi de daha hakiki bir zihinsel rahatlığı büyütür; tüm falsoları ve gaflarına rağmen yaşamın iç dokusunun aynı zamanda ilham ve hassasiyet meselesi olduğunu fark ettiğimizde hissettiğimiz türden bir rahatlık. 

Roman sanatıyla ilgili, romanın hayatımdaki yeri ve duygu dünyamı besleyen bir unsur olarak değeri hakkında besleyici bir eser bulduğum için aldığım bazı notları paylaşmak istedim. 

Uzun sürmüş olabilir ama büyük bir romancının yarım dönemi geçen bir sürede verdiği edebiyat derslerine kendisinin ölümünden çok sonra, sadece notlarını takip ederek katılmak çok heyecan vericiydi. 

  • Jane Austen-Mansfield Park 
  • Charles Dickens-Kasvetli Ev ( Okumaya karar verdim)
  • Gustave Flaubert-Madame Bovary ( Etkilenmemek elde değil)
  • Robert Louis Stevenson-Dr.Jekyll ve Bay Hyde ( Bilindik konuya farklı bakış; iyi ve kötünün karşılıklı değil içiçe oluşu)
  • Marcel Proust-Swannların Tarafı (Beşinci cildiyle devam edeceğim, yedinci ve son cildini de bitirdikten sonra kendimi okurluk dünyasında, kendi gözümde bile yücelteceğim muhteşem eserin incelemesi)
  • Franz Kafka-Dönüşüm (Okuduğum sırada toplumsal dışlanma, yabancılaşma gibi konularla alımladığım ama başka bir açının da varolduğunu gösteren bir ders)
  • James Joyce-Ulysses ( Okumaktan gurur duyduğum ama aslında ne kadar da okumadığımı farkettiğim bir efsane kitabın satır aralarına, abartılmış veya es geçilmiş özelliklerine derinlikli bir bakış.)

Şunu belirteyim, İngiltere’de üniversite okuduğu yıllarda futbol takımı kaleciliği yaptığını bilmeden ve kalede yalnız başına bekleyip arkadaşlarını izlerken neler düşünebileceğini tahmin etmeden çok daha önce Nabokov’u sevmeye başlamıştım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir