Varlık – Ekim’20

Sanatın tikel bir anlama sahip olması ve saf bir biçimsel kendilik yaratarak kendi ilkelerini kurması ancak 18.yüzyıl başlarında yaşanan ve akabinde gelen kültürel dönüşümler sayesindedir. Bu dönemde telif hakları yasalarının çıktığı, resmî sanat kurumlarının ve akademilerin kurulmaya başlandığı ve sanatın yavaş yavaş toplumda kendi kendisine yeten bir alan oluşturmaya başladığı görülür. Bunda modernitenin etkisi büyüktür. Endüstri Devrimi ile kalabalık loncalardan ayrılan sanatçı kendisini bireysel atölye sisteminin içinde bulur. Özerk sanat ve sanatçı kavramı doğar. Sanatı sanat olmayandan ayıran keskin çizgiler oluşmaya başlar. Sanat, hayatla ve zanaatla olan bağını kopartıp modernitenin sunmuş olduğu olanaklarla kendisine yeten bir nitelik kazanır. Bu süreç 20.yüzyıl modernizmini olanaklı kılan ve sanatın estetik değerinin eserin içkin biçimsel özellikleri olduğunu vurgulayan modernist düşüncenin temelini kurmuştur.

Sanat-Hayat Ayrımı: Kritik Bir Nokta

Ecem Özensoy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir