Varlık – Kasım’20

Ve çocuk gitti. Ameliyatı kusursuz geçmişti. Atlatmıştı. Herkes mutluydu. Ama şimdi birden alınıp götürülmüştü. Gitti, öldü, kara melek götürdü. Ve bazen öyle anlar vardır, ne adalet ne zarafet içerir. Sadece yitip gitmiş küçük bir oğlan çocuğu vardır.

Herşey rastlantısaldı. Benim de aynı hastalığa sahip olduğum fikriyle birkaç gün cebelleştim. Ben yaşamıştım. Son kullanma tarihimin otuz yıl üzerindeydim. Yan odadaki çocuk ölmüştü, ben yaşamıştım. Yaşam tamamen rastlantısaldı. Yaşamla ölüm arasında bir parmak şıklatması kadar mesafe vardı.

Bu aynı zamanda uzay mekiği metaforları veya Orfeus’un nazik imgesine de zamanımın olmadığını idrak ettiğim andı. Çünkü şiir varoluşumuzun zarafetten yoksun rastlantısallığını kovmak için var. Şiir şairi yaratmakla kalmaz, onu çevreleyen dünyayı da yaratır. Sahip olduğumuz tek araç o, anlam yaratmanın nihai makinası.

Şiir bir damga degildir. İsmimizin altına çizdiğimiz kalın siyah çizgidir. İsmimizin üstü asla çizilmesin diye altına çizdiğimiz kalın siyah çizgidir. Şiir hiçliğe karşı bir isyan ve BEN BURADAYIM demenin en yüksek perdeden çığlığıdır.

Bu yüzden hüzünlü değildir; hüznünün içinde, konuşan insanlar olarak doğurabileceğimiz en büyük neşeyi ve insanlığımızın en berrak ifadesini barındırır. Hiçliğin sıradanlığına karşı, yaşıyor oluşumuzun kutlanmasıdır.

Şiir ve Acı Çekmenin Korkunç Güzelliği

Paul-Henri Campbell

Türkçesi: Gürçim Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir