Varlık – Temmuz’21

Walter Benjamin, “Şayet psikanaliz bizi bilinçdışı dürtülerle tanıştırdıysa sinema da bizi optik bilinçdışıyla tanıştırmıştır,” diyerek sinemayı tartışırken psikanalizin diline başvurmuştu. 1970’lerde ise sinema kuramcıları Lacan’ın ayna evresinden etkilenirler. Psikanalitik çerçeveden bakan ilk dönem sinema kuramcıları Althusser tarafından siyasallaştırılmış ayna evresini çok önemserler. Sinema mite, büyüye, rüyaya giden kapıları açmış; insanın saf, seküler ve rasyonel bir varoluşa hiçbir zaman sahip olamayacağını, insanın imgesel ihtiyaçlarını tanımak gereğini göstermiştir. Bu yüzden sinema bir arşiv değil, olsa olsa ‘ruhların arşividir”.

Sinemacılar planları birbirine eklemleye başladığı anda sinema kendisini iki imkân arasında gidip gelirken bulur: Gösterge mi, duyum mu? Sinema teorisyenleri sinemayı; göstergelerin gücü, duyumların mutlaklığı, montajın etkisi ve yakın planların şoku üzerinden okumaya başlarlar. Yakın plan, fobiyi ve fetişizmi sembolize eden nesneler sunar. Yakın planda çekilen bir hamam böceği toplu planda çekilen yüz filden daha etkilidir. Bunun yanında bu yeni gerçekçilik karşısında bütünüyle özgür bir göz de gerekir. Yani entelektüel bir göz, klasik perspektife göre işlemeyen bir göz gerekir. Bu göz, modern sinemanın boşlukta bıraktığı alanı dolduracaktır. İzleyici boşluğu tamamlayacak, çerçeveye dahil olacaktır.

Modern Sinemada İmgelerin Gerçeğe Saldırısı

Fatma Berber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir