YARI MARATON – İÇİMİZDEKİ SÜPER KAHRAMAN 

Atletizm dünyasının en uzun, belki en yıpratıcı koşusu maraton’un kardeşi; yarı maratonu anlatacağım size. Bu yazı, uzun mesafe koşmayanların kaybettikleriyle değil, koşanların neler kazandıklarıyla ilgili daha çok.

Efsane değil bir gerçeğe dayanan, ani Pers saldırısı sonucu Marathon ovasında gerçekleşen savaş öncesi, bu ani baskını Atinalılara haber vermek için koşan askerin katettiği mesafeden geliyor yarışın uzunluğu( Akademi’de ki bir derste o askerin haberi yetiştirdikten sonra öldüğünü söylemişti bir hocamız).

Yarı maraton, 42,195 metrelik iddialı ve zor bir yarış olan maratonun daha şehirli bir uyarlaması. Sert zeminde koşulabilen bir branş olduğu için şehir içleri çok uygun bu koşuya. Aslında şehirli olan, iş veya günlük hayatımızda sürekli bir yerlere yetişmek için koşturmacayla arşınladığımız sokaklarda koşulan 5 ve 10km.’lik koşular, ancak bu nispeten kısa koşular bir süre sonra koşuculara yetmez oluyor ve koşucu gözünü bir yarı maratona dikiyor. İnsan vücudunun gelişme potansiyeli o kadar muazzam ki, kişi daha önce telaffuz etmeye zihinsel olarak  bile hazır olmadığı bir koşu mesafesine hazırlanırken buluyor kendini, 21.100m.

Koşmak, çok bireysel bir aktivite. Kendinizle başbaşa kaldığınız ve hayatınızda karşınıza çıkmış olumlu olumsuz herşeyin üzerinden gerçek anlamıyla sekerek geçtiğiniz bir durum (kim söyleyebilir bir spor yazısı edebi olamaz diye). Büyük kararlar alabilirsiniz koşarken, oksijenin yarattığı zihin açıklığı planlarınızı gözden geçirmenizi, revize etmenizi sağlayabilir. Koşarken ve koştukça kontrolü elinize aldığınızı hissedersiniz ve emin olun, sakatlanmadan bitirdiğiniz hiçbir koşudan sonra mutsuz durumda bir duş almayacaksınız.

Tabi bu anlattıklarımın bilimsel bazı açıklamaları da var. Vücudumuzda meydana gelen kimyasal değişiklikler bağlıyor bizi koşu sporuna (bu yazı özelinde koşudan bahsediyoruz, yoksa düzenli olarak yaptığımız her spor branşı, hormonal olarak olumlu gelişmeler sağlar). Öncelikle çikolata yediğimizde de salgılanan ve salgılanmaması durumlarında yoksunluk hissi uyandıran endorfin hormonu koşu sırasında ve bittikten sonra bir süre daha salgılanır. Bu hormon bir rahatlık, tamamlanmışlık, psikolojik bir tatmin sağlar. Spor yapmaya alışmış, hayatında efor dediğimiz olguya düzenli olarak yer ayırmış bir kişi, bu eforu sarfetmediğinde vücut bunu hormonal düzeyde algılar ve kişi kendini suçlu veya eksik, huzursuz hisseder. Bizi yağmurda, sıcağın altında veya sabahın kör saatlerinde ya da gece yarılarında sokağa atan dürtü yeni kararlar almak, hayatımızı düzene sokmak, şık koşu tekstillerine sahip olup bunları sergilemek değil, vücutta azalmış endorfin hormonuna duyduğumuz bağımlılıktır.

Bir yarı Maraton yarışının 16. kilometresinde yanımdan tempolu ve kendinden emin adımlarla geçen, yetmiş yaş ortalamaya sahip yaklaşık bir düzine amcanın davranışını başka nasıl değerlendirebilirim ki. Sanırım en faydalı bağımlılık, spor bağımlılığı. Ah, yazarken de gelebiliyor, bu akşam birkaç kilometrelik doz almalıyım!

Hepimizin içinde oturan, yatan, yürüyen adam ve kadınlar olduğu gibi, koşan adam ve kadınlar da var. Sürekli yatan ve oturanlar bizi sağlıksız yaparlar. Kilo almamıza, omurgamızın eğilmesine, tansiyonumuzdaki dengesizliklere ve şekerimizin bağımsızlık ilan etmesine neden olabilirler. Koşan insan ise bizden birazcık özveri ve disiplin ister ve karşılığında fit bir vücut, ağrısız sırt, düzenli kan basıncı, tıkır tıkır işleyen bir kalp ve ciğerler ve bir sürü faydalı gelişme verir. 

O koşan insanın ortaya çıkması için düzenli olarak yaklaşık on ile onbeş tane hafif tempoda olsa koşu antrenmanı yapmak gerekiyor. İnanın bana, sonrasında kendinizi koşu için antrenman saati planlarken, koşu yeri belirlemeye çalışırken, mağazaların spor kıyafetler satan bölümlerinin önünde daha çok vakit geçirirken bulacaksınız. Siz koşarak koşu adamınıza destek olursanız o size sadece sağlık, öz disiplin, dengeli bir psikoloji ve formda bir vücut verecek.

İçimizdeki koşu insanı en çok yarışmaları sever. Eğer profesyonel değilseniz, katıldığınız  yarışmalarda birinci olmak gibi bir takıntınız yoksa ve gerçek bir yarışa katılacak olmanın bilincine sahip bir kişiyseniz; koşu yarışları size çok iyi gelecek. 

Bir yarışmaya hazırlanma evresi, konsantrasyonumuzun vücudumuza ve yaşam şeklimize odaklanmasını sağlar. Uyku düzenimizden beslenmemize, antrenman programımızı kapsayan zaman yönetiminden, vücudumuzu tanımamıza kadar, disiplin gerektiren bir süreçtir bu. Yaptığınız antrenmanların karşılığını alacağınız, hedeflediğiniz bir mesafeyi bitirerek hazların en büyüğünü yaşayacağınız bir olay. Hazırlanırken öncelikle sağlıklı bir yaşama adım atmış olursunuz. Siz artık endorfin ve seratonin denen o iki sevimli haydutun vücudunuzda özgürce dolaştığı, en doğal yollarla psikolojik dengesini yakalamış,  fit vücuduyla çevresinde takdir gören ve özenilen, başarma azmini, kararlılığını en başta kendisine kabul ettirmiş bir sporcusunuz. Profesyonel olmanıza gerek yok, içinizdeki koşu insanının kostümüne bir gardrop kadar uzaksınız ve o kostümü üzerinize geçirdiğinizde artık sağlıklı yaşamın süper kahramanısınız! 

Sonrası size kalmış, herhalde bu kadar özveriden sonra beslenme alışkanlıklarınıza (beslenme konusu başka bir yazının konusu olacak çünkü çok önemli), vücudunuzu yormayan bir uyku düzenine kendinizi adapte edebilirsiniz. Süper kahraman olmanın da bir bedeli var tabi!

Başlıyoruz!

Şimdi yapacağınız, önümüzdeki hafta için iki kez en az yarım saatlik bir yürüme veya yürüme-koşma çalışması yapacağınız gün belirlemek. Bu programı yavaş yavaş sadece koşuya evrilterek (temposu size kalmış) 1,5 ay düzenli uyguladığınız takdirde bir dahaki sene sizinle bir 10 km. yarışında karşılaşabiliriz. Kimbilir belki de bir yarı maratonda.

 Ha sizi nasıl mı tanıyacağım?

Unutmayın süper kahramanlar birbirini tanır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir