Yukio Mişima – Bereket Denizi IV/Meleğin Çürüyüşü

Altı yıl önce elime aldığım ilk kitabında, evladını kaybeden bir annenin annelik ve kadınlık duygularını okurken, bir erkeğin bu hisleri nasıl olup da böylesi bir keskinlikte anlatabildiğine şaşırdığımı hatırlıyorum. Doğal olarak, büyük bir arzu ve merakla yönlendiğim “Bir Maskenin İtirafları” adlı yarı-otobiyografik roman ile bu kadınsı duyguları nasıl bu kadar sahici ve hissettirerek aktarabildiğini de anlamış oldum. Modern dünya edebiyat tarihinin en özel kitaplarından biri olarak gösterilen bu eser, Mişima’nın iç dünyasını sınırlamadan yansıttığı, kendi karakterinin gizli yanlarını kitabının kahramanı üzerinden anlattığı ve ayrıca II. Dünya savaşı yıllarının Japonya’sını ve ülke vatandaşlarının içinde bulundukları sosyal ve siyasal yıkımı anlatmayı başardığı sarsıcı bir romandır. Cinsel eğilimlerinin sıradışılığını sakınımsız bir dille anlattığı satırlar, ayrıca acımasız bir savaşın içinde yenilmekte olan köklü bir milletin yaşadığı değişim de olanca sadeliği, dolayısıyla çıplaklığı ve sarsıcılığı ile aktarılır. Kitap çok kısa sürede büyük yankı uyandırarak edebiyat ve sanat dünyasında bütün dikkatleri hem kendi hem de yazarı üzerine çeker. Mişima kısa hayatı boyunca üç kez Nobel’e aday gösterilir.

Mişima okurken her zaman soğuk bir metal keskinliği hissettim. Bir bıçak gezerken ten üzerinde; kesmesinden duyulan korku ile bu korkudan kaynaklanan hazzın farkedilmesi gibi çarpık diyemem, çapraşık hisler.

“Denizi Yitiren Denizci” şiddetin insan içinde nasıl yavaşça, derinden ve hissettirmeden sokularak büyüdüğünü, benliği ele geçirirken nasıl da tatlı ve haklı bir kostüme büründüğünü anlatan keskin bir romandır. Uzaktan tanık olmak mümkün değildir olanlara, çünkü anlatım ustalığı, kurguyu gerçeğe iyiden iyiye yaklaştırırken sizi de yanına çeker. Bir geminin limana yaklaşırken suda oluşturduğu sakin dalgalar, karlı bir dağ zirvesinin bir bulutun arkasına gizlenirlen uzaktan görünüşü, bir sokağın şu veya öbür köşesinden uzamdaki kasvetli görünüşü öyle bir anlatılır ki, hayatın sadeliği ve muhteşemliği içindeki şiddet, öfke, nefret doğal yerlerine kendiliğinden yerleşirler.

Bereket Denizi dörtlemesi ise yazarın Japonya ulusunun tarihi, modern dünyada değişime uğramak zorunda olan derin kültürüne dair düşüncelerini yaklaşık yetmiş yıllık bir roman zamanına yayarak anlattığı bir başyapıttır. Çok büyük iç dünyalara sahip karakterler üzerinden bütün bir Japonya ulusal tarihi muhasebesine girer ve modernleşmekte olan dünyaya tutunmaya çalışan bir ülkenin verdiği geçmişinden kopma mücadelesini eleştirir. Onun için Japonya demek, derin bir kültür, yüksek özgüven, katı kurallara göre dizayn edilmiş geleneksel bir yaşam demektir. Kişisel yaşamı zamanının çok ötesinde, istediği toplum hayatı ise geleneğin genlerindeydi.

Bu serinin son kitabına noktayı koyup yayıncısına teslim edilmesi için hazırladığı gün, büyük bir gösteri olan yaşamının son ve en önemli sahnesini oynayarak intihar eder.

Bu efsanevi intihara giden planlı, hesaplı ve öngörülmüş yolu başından sonuna doğru takip ettiğimde, yakışmış, uymuş bir hikaye görüyorum. Böyle bir son için karar vermenin, planlama yapmanın ve onu uygulayabilmiş olmanın sayfalar dolusu tanıklığından gizli bir haz duyuyorum.

Hiçbir intihar alınan önemli ve nihai bir karar olarak değersiz değildir elbette. Ama Mişima’nın yaptığına sadece bir intihar demek olayı biraz sıradanlaştırmak olacak ve yaptığı gösterinin anlamını da küçümsemek, filmin yarısında salonu terk etmek ve sürprizli sonunu kaçırmak gibi olacaktır. Yukio Mişima, geleneksel yöntemlerle ve onuru zedelenmiş samurailere özgü bir şekilde seppuku yaparak yaşamına son verdi.

Seppuku: Samurai dizlerinin üzerine çöker ve beyaz renkli tören kıyafetinin yakasını karın boşluğuna kadar açar. Elindeki kısa kılıcı karnının sol üst tarafından sokar ve sağ tarafa kadar çekerek bütün iç organları parçalar. Ayakta bekleyen arkadaşı, büyük bir metanetle ve samurai’nin kendi kılıcıyla, o sırada sonsuzca büyüyen acıyı dindirmek ve gözle görünür hale gelen onur duygusunu son kez selamlamak için kafasını tek bir darbeyle vücudundan ayırır.

Bu sahnenin sıradışılığı, bir kültürde yerinin olduğunu ve günümüzde bile uygulandığını da göz önüne aldığımızda daha da büyüyor. Ama Yukio Mişima’nın yazdıklarını okuduğumuzda, çektiği kısa filmler ve çağdaş no oyunları hakkında bilgi edindiğimizde inanılması güç bir şekilde bu sona hazırlandığını görüyoruz. Bu törensel intiharı “Bir Maskenin İtirafları” kitabından itibaren verdiği eserlerde karakterinin bütün yönlerini, toplum tarafından ister onaylansın ister onaylanmasın dürüstçe aktarması, siyasi görüşünü değişen dünyayı karşısına alarak; hatta imparatora ve geleneklere bağlı, yaklaşık yüz kişilik yarı askeri bir örgüt kuracak kadar ileriye giden, cinsel eğilim ve fetiş duygularını insanlarla gizlemeden paylaşan bir karakterin yaptığı her işte başarı örneği olmuş yolculuğu olarak takip ettiğimizde, epik bir olayla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

25 Kasım 1970 günü ve henüz kırkbeş yaşındayken, askeri bir garnizonu adamlarıyla birlikte ele geçiren Mişima, balkondan, Japonya’nın tekrar bir orduya sahip olması, büyük ve tarihi kültürüne sahip çıkması gerektiğini ve İmparatora bağlılığını belirten metnini okuduktan sonra seppuku yaptı. Son darbeyi vurması gereken kişi duygusal bir birlikteliği de olan arkadaşıydı. Boynundaki izlere bakılırsa sevgilisi bunu beceremedi ve yanlarında bulunan üçüncü bir kişi bu görevi üstlendi. Daha önce yazdığı birçok nefes kesen sahnelerden biriymiş gibi ve sadece kendisinin yarattığı bir son sahne ile hayata veda ettiğinde iki kız çocuğu, onlarca başarılı roman ve oyun, kısa filmler ve bir servet bıraktı.

Hayatıyla ilgili edindiğim bütün bilgiler, bir şekilde böyle bir ölümü haklılandıran ipuçları barındırıyor. Aziz Sebastian’ın oklara hedef olmuş ve yara bere içindeki vücudunun resmini gördükten sonra tahrik olarak ilk mastürbasyonunu yapması, ortaokul yıllarında yaşadığı ilk eşcinsel deneyiminin ardından sahip olduğu ve kitaplarında sıkça sahnelenen koltukaltı kılları ve ter gibi fetişler, kan dökme isteğini çeşitli kereler beyan etmesi, kültüre faşistlik derecesinde bağlılığı, kılıç kullanma ve vücut geliştirmede gösterdiği başarı, oniki yaşına kadar samurai köklerine sahip bir babaannenin yanında büyüyerek soylu ve üst seviye bir özgüvenle yetiştirilmesi, böyle törensel bir ölümle taçlanmıştır ve hâlâ göz alıyor.

Bütün bu etkileyici ve görsel tatlar da barındıran çarpıcı hayat hikayesinin yanında kendime şunu sorduğumda, bir edebiyatsever olarak büyük bir yer kaplayan ve “iyi ki” diye de eklediğim bir “evet” cevabı veriyorum; acaba Mişima’nın hayat hikayesini bilmeden, sadece yazdıklarını okuyarak onu sevebilir miydim?

Yaz Ortasında Ölüm isimli ve benim okuduğum ilk Mişima kitabına da ismini veren öyküde, çocuğun boğulduğu sahilde kumların rengini, dalgaların kırıldığı mesafeyi değil sadece, güneşin teninizi yakarken aynı yere değen rüzgarın canlandırıcı etkisini, ışığın kırılırken gözünüze oynadığı oyunları da yazar bahsetmeden yaşarsınız. Mişima okurken kendimi herzaman bir kutunun içinde hissettim. Hayali bir imaj içinde onun oluşturduğu bir dünyadaki kutuda ben, basitçe ama içindeki özü çırılçıplak aktarabildiği gerçeğe şahit olan bir göz olarak.

Onun, karşısında durduğu ve çok sevdiği ülkesini korumaya çalıştığı modernitenin getirdiği bir ürün olarak modern edebiyatın içinde, bugün önemli bir yere oturtulması büyüklüğünü gösteren bir başka özellik. Batı edebiyatının tekniğine sahip olmayı üstün derecede başarmış ve ferdi bulunduğu toplumu besleyen tarihsel kültür damarını bu teknik içerisinden böylesine maharetle yansıtmayı başarmış bir insan.

Yukio Mişima, bütün hayatını bir sanat eserine dönüştürmeyi, karakterini bir bütün olarak ve gizlemeye gerek duymadan sahnelemeyi hayranlık uyandıracak bir kararlılıkla gerçekleştirmiş büyük bir edebiyatçıydı.

Modernizmin kendisinden kaynaklı bir yaşantıyı limitlerine kadar götürürken, modernizme direnen bir kültür için bayrak taşıyacak kadar saf almanın çekişkili görüntüsü. Sonuçta biz o dönemin ürünü olarak kendini yaşayabilmiş ve kendini gerçekleştirmiş bir sanatçının eseri olarak kendisini okuyabiliyoruz bugün.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir