Yuval Noah Harari – 21. Yüzyıl İçin 21 Ders

Birinci kitap aslında ne olduğumuz, ne olmadığımız ve kendimizi yaşam dediğimiz, kendi türümüzün kurduğu ve ucu bucağı insan sınırlarımızın çok ötesindeki hayallere uzanmış bir çarkı nasıl da döndürebildiğimiz yanılgısını gösteriyordu. Sapiens, bir kurmaca ustası olmanın yanında kurduğu sistemin hakikat olduğuna da ikna olabilen tek varlıktı. Türümüz yeryüzünde ayak basmadık yer bırakmazken, gerçekleştirdiği onca iyiliğe yönelik gelişmenin yanında, farkında olarak veya olmadan kendi sonunu da hazırlayan bir yeryüzü talanına, acıya, hüzne de neden olmuş, oluyor. İnsan hakları, sağlık, bilim, demokrasi gibi kavramlara hayat verirken eşitsizlik, adalet sorunları, otoriter yönetimler ve ekoloji gibi konular, gelişmenin istenmeyen yan ürünleri olarak çözülmesi gereken sorunlar arasında, daha uzun süre varlıklarını koruyacaklar gibi görünüyor.

İkinci kitap, yeryüzü hakimiyetini herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gerçekleştirmiş Sapiens’in, teknolojiyi kullanarak bir Homo Deus’a, kendisinin de tanrısı olacağı bir son yolculuğa çıkmasını anlatıyordu. Öğrenebilen makinaların algoritmik dev bir ağ içinde yaşamın bütün kılcal damarlarına yerleşerek, kısa süre sonra karşılaşacağımız bir gelecekte kontrolü ele alabileceğinden bahsediyor, verdiği örnekler ve öngörüleriyle bunu destekliyordu. Özellikle sağlık alanındaki gelişmeler ölümsüzlüğe giden yolun taşlarını döşüyordu. Peki, günden güne ilerleyen, hızına yetişmekte zorlandığımız teknoloji, tüm kontrolü ele alacak kadar gelişebilir miydi?

Gelecek hakkında düşünmek, şimdiyi veya geçmişi düşünmekten daha korkutucu. Edebiyatta da böyle olmalı bu. Çünkü yaşadıklarınız, size katılanlar, yolda bıraktıklarınız ya da hayatınızda tüm olup bitenlerin şimdinize kattıkları, sizden çıkardıkları, acıları, hüzünleri, mutlulukları büyük oranda edebiyatın konusu oluyor zaten. Ama gelecek hakkında, geleceğin yaratabileceği potansiyel problemlerin insan yaşamına etkilerini anlatan edebi eserlerin sayısı ve niteliği pek yeterli değil.

Edebiyatta da az rastlanan o türü barındırıyor Harari’nin 21 dersi. Geleceğin bilinmezliğine ışık tutmaya çalışan, insanlığın bütün umutlarını, ümitlerini ya da korku ve endişelerini yansıtan, gelecek dediğimiz ve gittikçe yaklaşmakta olan gizemli bir zaman için yazılmış düşünceler.

Harari’ye göre gelecek distopik. Ayrıca bilimkurgu filmlerinden bildiğimiz, başa sarılıp herşeyin yeniden başlatılarak sıfırlandığı ya da robotlar karşısında insanoğlunun zaferiyle sonuçlananlar gibi değil onun gelecek vizyonu. Öğrenen makinalar, biyokimyasal algoritmalar ve gelişen biyoteknoloji sayesinde kitlesel olarak işlevsizleşmiş insanlar, derinleşen toplumsal eşitsizlik ve yerkürenin artık geri dönülemez boyutlara ulaşmış ekolojik yıkılmışlığıyla tam bir distopya. Ancak kendi sayfalarına da aldığı, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sındaki son gerçek insan kahramanın mücadeleden kendini öldürerek çekilmesi gibi bir ümitsizlik barındıran bir distopya.

Okurken ve satırlarda gittikçe yaklaşan bir çaresizliğin gölgesini sezinlerken en büyük endişem çocuklarım oldu. Zihnimizde tasavvur edebildiğimiz bir yakın gelecekte kendilerini mutlu hissedecekleri bir yaşama sahip olabilecekler mi? Algoritmaların hüküm sürdüğü bir dünyada kendilerine mesleki anlamda yer bulacak bir eğitim imkânı sunabilecek miyiz onlara? İç dünyalarında huzur hissedebilecekleri, insan olma özüne uygun, gelişime açık, çok yönlü ve duygusal zekâları da tatmin edilmiş bir ömür sürebilecekler mi?

Harari’nin tablosu karanlıktı ilkin. Herşeyden önce yaşayacağımız değişimin aşırı olacağını öngörüyoruz onun düşüncelerinde. Çok fazla insanın yavaş veya hızlı ama mutlaka bu değişimden etkileneceğini görüyoruz. Bu çerçeve bir romanın sayfaları arasından izlenerek ve belirli bir okuma zevkiyle yaşansa pek tabii korkutucu olmanın ötesinde keyif bile verebilirdi. Ancak çocuklarımızın, onlara kol kanat geremediğimiz, bizim korumamızın altında olmadıkları bir gelecekte yalnız kalmaları sizin de yüreğinize ağırlık yapmaz mı?

Yuval Noah Harari’nin en çok katıksız tanrıtanımazlığını seviyorum. Altyapısını bilgi ile tamamlayarak göksel, ruhani, manevi ya da ne derseniz deyin şimdiye kadar kurulup düzenlenmiş ve onu kuranları çekip çevirme görevini çarpık çurpuk da olsa sürdüren inanç sistemlerini hayatından çıkarabilmiş bütün insanları sevdiğim ve takdir ettiğim gibi. İnsanın o kurmaca bilginin tahakkümünden bilinçli olarak kurtulduğunda sağlam bir entelektüel bilgiye, hatırı sayılır bir kültür seviyesine yükselmiş olacağını düşünüyorum. İşte bu noktada, kitabın ilk derslerinde anlatılan karanlık tablo dağılmaya başlıyor. Çünkü bize tek merkez olduğumuzu, hayatın bizimle anlam kazandığını, bizi izleyen, sorgulayan ve sonunda da yargılayacak olan bir gücün varlığını anlatan o büyük anlatıların boyunduruğundan kurtuluyorsunuz. Bir özbenliğimiz olduğu ve yaşantımızı özgür irademizle yapmış olduğumuz seçimlerle sürdürdüğümüz yanılgısından kurtulduğumuzda, evrimin küçük bir halkası haline gelip başka hiç bir canlıdan farkımız kalmıyor. Kendimizi fazla önemsemekten kaynaklanıyor gelecek korkusu, geçmişin acıları, şimdinin sıkıntısı.

Ne kadar zor, özgür irade sahibi olmadığımızın bilgisini hazmedebilmek. Zihin dediğimiz önemli parçamızın bedenimizden ayrı bir yerde, bizi biz yapan bütün anlamlı veya anlamsız değerlerle aslında olmadığını bilmek. Yaşayan karmaşık organizmalar olarak türümüzün evriminde minik bir tane olduğumuzun ayırdına varmak ne zor. Modern düşünce, bilimi kontrolden çıkmış bir fenomene dönüştürüp dünyayı sonuna yaklaştıran mekanizmaları hızlandırmasına neden olsa da şimdiye kadar insan hakkında verebildiği bilgi bu yönde. Ama insanoğlu şimdiye kadar kurabildiği tüm uygarlığı iyi veya kötü bir özbenlik kurgusu üzerinden inşa etmiş. Büyük anlatılar kişinin içindeki o özgür seçim hissiyle, hür atılım fikriyle konuşuyorlar.

21. Yüzyıl için 21 ders kitabı, diğer ikisiyle birlikte insanın yeryüzündeki yolculuğunu bilimsel bir gözle yeniden değerlendiriyor. O bilimsel bakış, heyecan yaratan en önemli unsur bana kalırsa. Büyük öğretilerin, dinlerin, gizemli anlatıların sultasından kurtulmuş, verilerin analiziyle oluşturulmuş bir rehber. Geçmişi bilimsel olarak açımlayan, geleceğe çok ümitli olamadan ışık tutan ve insana kendisinin ne olduğunu cesurca, alışmadığı bir perspektiften gösteren ufuk açıcı eser.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir