Yuval Noah Harari – Homo Deus

Meğer Sapiens isimli, okuyanın gözünde insan türünün dünya üzerindeki yetmiş bin yıllık etkili macerasını bilimin netliği tartışılmaz penceresinden canlandıran kitap sadece, çevresinde anlamlar duvarı örerek o yüksek duvarların orta yerine öneminden sual olunmaz kendisini ve türünü yerleştiren bizler için bir uyarı atışıymış. Çıplak gerçekle yüzleştiğimiz ve dünya üzerindeki yaşamla kıyaslandığında daha dünkü çocuk olan türümüzün yaşadığı ve bugün dünyanın rakipsiz efendisi haline gelirken gerçekleştirdiğimiz devrimsel gelişmelerin anlatıldığı Sapiens kitabında sarsılan zihnimiz, Homo Deus kitabının yıpratıcı öngörüleriyle iyice sarsılıp belki de tekrar normale dönemeyecek bir değişime uğruyor.

Bugün insanlık adına kazandığımız ve tüm insanlığın gururla benimsediği bütün değerlerin kaynağında bulunan hümanizmi düşünelim. Insanın yaşadığı dünyayı anlamlandırma sürecinde göksel ve semavi güçlerin yaşamdan çekilmesini ve insanın kendi iç dünyasının bu anlamlandirmada başat aktör olmasını sağlayan hümanizm. Sorgulamayan, kabullenen, edilgen bir kuldan, dünyayı kendi kendine anlamlandırabilen, yaratabilen ve yaşadıklarıyla birlikte doğayı da kontrol edebileceğine inanan bir bireye dönüşen insanın varoluşudur hümanizm. Hümanizm, insanı evrimin kendi yolunu izleyen inatçı ve tutarlı yolundan ayirip, yaşamın merkezine, bütün güçlerin kumanda masasına oturtur. Insan tek yaratıcıdır artık ve tanrı olmaya doğru hızla yürür. Ekolojik dengenin geri dönülemez bir seviyede kötüleşmesi pahasına hem de.

5892B6CD-869B-42B2-92CA-1FA50C4C4B07

Ancak burada Harari, bilimsel bilginin kesin sonuçlarından bahsetmeye başlar, aynı zamanda bulanmaya başlayan zihnimizin yerleşmiş kavramlarını sarsarak. Organizmaların en küçük parçalarının bile aslında ne yapacağı belirlenmiş birer algoritmadan oluştuğunu, mikroskobik en küçük canlıdan, en karmaşık olduğunu düşündüğümüz homo sapiensin tüm hareket ve davranışlarına kadar – buna aşk, gurur, heyecan gibi hisler de dahil – bu algoritmanın bir sonucu olduğunu, özgür irade diye bir kavramın olamayacağını, aslında herşeyin evrimin doğal bir sonucu olarak işlediğini kanıtlamaya girişir.

Sapiens kitabında anlatılan ve bilişsel devrimle hayal kurma ve din gibi belirli değerler etrafında birlik olabilme özelliğiyle moral motivasyonu ele geçiren türümüzün, tarım ve sanayi devrimiyle süren hükümranlığı, hümanizmle Homo Deus, yani insan tanrı olmamızla nihayete yaklaşır. Çünkü insan evrenin merkezine yerleştirdiği kendi konumunu duygulardan, aslında olmayan ve insanın kendi kendine uydurduğu değerlerden haberi bile olmayan yapay zekaya kaptırmak üzeredir.

Aslında tek ve değişmez bir özden oluşan benliğe sahip olmadığımız düşüncesinin insanı bir anda çıplak bırakıveren düşüncesi sorgulatmaya başlıyor bildiklerimizi. Öyle ya, bugüne kadar sevdik, nefret ettik, hedeflerimiz oldu ulaşabildiğimiz veya ulasamadigimiz; bir değerler sistemi geliştirdik manevi dünyamızla ilgili, iyi olmaya, zevkli olmaya, estetik kaygıları olan bir insan olmaya çalıştık ve bunların hepsini kendimiz olarak, kendimiz olduğuna inandığımız değişmez ve bütünsel özbenliğimizle gerçekleştirdik. Şurası cok şaşırtıcı ve sarsıcı ki, bilimsel araştırmalara dayanarak anlatan Harari’ye göre tek bir benlikten söz edilemez. Olayları deneyimleyen bir benlik ve olayları aktarmamızı sağlayan bir anlatıcı benligimiz var, aynı olayları farkli yansıtan iki benlik eder bu. Bilimsel olarak kanıtlanmış iki benliğimizin olması, bugüne kadar aldığımız bütün kararlarda varlığından emin olduğumuz özgür iradeyi boşa çıkartıyor. Bizler, evrim denen muazzam çark bizi nasıl kurduysa, bütün kararlarımızı onun varlığını devam ettirebilmesi için, onun hizmetinde alıyoruz. Bizi biz yapan özelliklerimiz, hislerimiz, duygularımız da büyük makinenin küçük dişlileri. Sandığımız kadar özel ve önemli değiliz. Evrenin merkezinde ise hiç.

Peki, bilim denen yeni dinin muazzam yükselişine başladığı zamanlardan bu yana yapılmış hiçbir araştırmada ruhun varlığına dair en ufak bir kanıtın bulunamamış olduğuna dair basit ama fantastik bilgiye ne dersiniz? 

Yeri geldiğinde vatandaşı olduğu Israil ülkesini de eleştirmekten hiç çekinmeyen Harari’nin insanı etkileyen bir kararlılığı var, satırlarında hissedilen. Hiçbir güvensizlik hissedilmeyen, boşluk bırakmayan bir bilgi birikimine yaslanan tanrıtanımazlığı ise bende hayranlık uyandırıyor. Çocukluğumuzdan başlayarak çevremizden kaynaklanan türlü çeşitli inanç dizgeleri içinde büyürken, bilincimizin ya da altının, köşe bucak diplerine kadar sokulan ve temizlenmesi mümkün görünmeyen bu inanışlardan tamamen arınmış olmanın resmini görüyorum Harari’de. Ateizm’in saygı duyulması gereken bilgeliğinin resmi bu. Bilimin ışığından süzülerek dün bilemediğimiz ama bugün insanlığın gerçek hazinesine sunulmuş pek çok muhteşem bilgi sayfalar boyunca bizi şaşırtıyor, sarsıyor, yıpratıyor. Ama bu yıpranma insanı tüketen değil, olumsuz bir geleceği de işaretlese güvenli bir kaynaktan süzülerek geldiğini bildiğimiz saf bilginin sarsıcılığı.

Yapay zeka ve inorganik organizmalar çok da uzak olmayan bir gelecekte sapiense, bir zamanlar bizim türümüzün neandertallere yaptığını yapabilecek seviyeye gelebilir. Kehanette bulunmayan ama ipuçlarını değerlendirerek öngörülerde bulunan Yuval Noah Harari, pek çoğumuzun aklından bile geçmediğine emin olduğum çarpıcı projeksiyonlarıyla gerilim dozu yüksek ama tanrı olmaya soyunan insanoğlunun heyecan verici hikayesine ilk kitabından daha yüksek tansiyonlu bir halka eklemiş Homo Deus ile. Bu değerli kitapların içinden türümüzün akıl almaz macerası, bilginin sağlam öngörülerinden oluşmuş bir perspektifle akıyor.

5B4CF494-A4D2-4427-B9D9-C44E0494B4DE

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir