Johann Wolfgang Von Goethe – Genç Werther’in Acıları

Kısa bir süre önce kitaplığımda yerini alan Aşk Ve Ölüm Üzerine kitabında, aşk için gerçekleştirilmiş intiharlar konusu Genç Werther’in Acıları dolayımında da işleniyordu. O yazıyı okuduğunuzda göreceksiniz, Thomass Mann’dan bahsedildiğini yakalamış olmanın gizemli keyfi beni öyle bir ele geçirmişti ki, Goethe’nin kitabının kitaplığımın aynı rafında sırasını bekleyenlerden biri olduğundan bahsetmemişim bile.

Süskind Aşk ve Ölüm Üzerine kitabında aşk ve ölümün birbirine en yakın duygular olduğundan, kavuşamama acısının en romantik halinin, özellikle şiire yakışacak ve bilinçle hazırlanmış bir ölüm sahnesiyle sonlandığından bahseder. Yazarı Goethe’nin ilerleyen yaşlarında yadsıdığı bu eserinde Genç Werther’in yaşadıklarına şahit oluruz. Aşk girdabına kapılıp yok oluşuna sürüklenirken, duygularının canlı ve tanıdık sahneleridir anlatılanlar.

İnsan duygularını, aklın keskin köşelerinde rehin tutan rasyonal anlayıştan kurtaran, aynı duyguları gönlüyle sorgulamasını sağlayan; dolayısıyla bugün insanı aklı ve hisleriyle kendisi yapan yönelimin adıdır romantizm. Tarihte hiçbir dönem, insan denilen gizem kuyusu canlıyı anlamaya bu kadar yaklaşan, insan duygularını açıklamakta böyle büyük başarı sağlayan başka bir akım herhalde yoktur. Klasik dünyanın mükemmel düşüncesi ve ideal insanına, rasyonal çağın aklın kesinliğini ululaştırmış anlayışına bir isyandı romantizm. Doğa ve hislere yönelmiş bir araştırma, ayrıntılarla beliren öznel bir yaşayışın incelenmesi ve hassasiyetle yaşanmasıydı.

Bugün müzikte en çok romantik dönem bestecileri ve onların eserlerinin sevilmesi, iki yüz yıl önce yazılmış, büyük aşkların anlatıldığı edebiyat eserlerinin hâlâ okunması bana göre, içimizdeki insan anlayışına, ruhsal yönümüze en çok yaklaşan izm’in romantizm olduğunu gösterir. En insan yanımız ile konu oluruz romantizme. Evet akıllı canlılarız ama işleyen, heyecanlanan, özleyen, etkilenen de bir kalbimiz var. Adına ruh dediğimiz, zihnimizin bilinmeyen bir köşesinde bizi izleyen, birlikte ‘ol’duğumuz, birbirimizi karşılıklı şekillendirdiğimizi düşündüğümüz bir idealize edilmiş yoğunluk hissi var.

Aşk bugün bilim adamları tarafından çeşitli vücut salgıları veya beyin enzimleri ile açıklanıyor ama, bizler güneş denize doğru alçalmaya başladığında farklılaşan renginin bizi neden duygulandırdığını; tanıdık gelen bir ezginin geçmişte kalmış, gülümseyen ve davetkâr bir yüzü gözlerimizin önüne getirmesini aynı net ifadelerle açıklayamıyoruz. Neden sürekli o tek bir insanı düşündüğümüzü, onun yanında neden heyecanlandığımızı ya da ondan uzak kaldığımızda endişelendiğimizi, özlediğimizi beynimizdeki kimyasal değişimlerle açıklamak bize pek açıklayıcı gelmiyor. İşte romantizm ve sanki onun kullanım kılavuzu olan Genç Werther’in Acıları bize o duyguların anahtarını ve o anahtarların açtığı kapılardan geçtiğimizde karşılaşabileceklerimizi gösteriyor. Ancak üzerine konuşageldiğimiz aşk kavramının tarih boyunca hep olduğu gibi Platoncu bir yaklaşımla idealar dünyasından seslendiğini, anlayışımızı o sistemle beslediğimizi de belirtmek gerek.

Benliğini, iç ve dış bütün dünyasını kaybederek hazin sonuna ilerleyen Werther ile özdeşleşiyorum ilkin. Sonra ise, onun bu hüzünlü hikayesini anlatırken pek çok insanın hislerini başarıyla yansıtmış olmasına rağmen, ilerleyen yaşında o kitapta anlatılanları dozu yüksek bir heyecan fırtınasından kalanlar olarak yorumlamış Goethe’ye geliyor sıra.

Kitabı bir rehber olarak okuyabilirsiniz demiştim. Onsekizinci yüzyılda geçen basit bir aşk hikayesi romantizmin bütün anahtarlarını kısa bir metin içinde ve çok etkili şekilde verir. Yazarlık serüveninin başındaki düşünürümüz öyle bir etkiye neden olur ki, bazı ülkeler intiharları engelleyebilmek için kitabın satışını yasaklarlar. Aşkı için ölmek, kavuşamadan ölmek, terkedildiği, karşılık görmediği için ölmek, bazen kavuşulsa da aşkın en güzel yerinde ölmek gibi, kendine kıymanın bir moda halini aldığı, intihar kulüplerinin kurulduğu bir dönem yaşamış Avrupa. O romantik aşıklar arasında gecenin en karanlık ve tenha saatinde Werther’in sözlerini son bir kez okuduktan sonra altından akan nehrin serin ve karanlık sularına atlayıp yok olan aşıklar da olmuştur yüksek ihtimalle.

Romantik sevdasına karşılık bulmuş birisi olarak Werther’e hiçbir zaman öfke veya kızgınlık duyamam intiharı için, hor göremem onu. Güzel Lotte’ye aşık olurken hissettikleri, çevresindeki herşey hızla anlamını yitirirken Lotte’nin kalbine işleyen iyiliği, güzelliği ve yüceliği. Dünyaya bakışıyla birlikte kendine, yaşama, diğer insanlara bakışındaki değişiklikler doğrudur Werther’in. Yaşadığım için biliyorum bu hissi. Bir aşk sahibi olmanın mutluluğu, romantik yapıdaki insanlarda sevdiğini kaybetme korkusuna, güven eksikliğine, dikkat dağınıklığı, saplantıya meyilli bir bağlılık ve aşırı yüceltmeye evriliyor kısa sürede. İnsan ancak acı ile birlikte duyumsuyor sevdiğini. Daha çok karamsarlık ve acı, derinleşen, yalnızlaştıran ama kökü gittikçe sağlamlaşan bir sevgiye dönüşüyor. Hele bir de karşılığını göremediyseniz sevdiğinizden, tek kişilik bir zindana dönüşür aşkınız. Karşılıklı gelişen ilişkilerde bile aşırı romantizm dozu bu sayılanlara neden olabilir. Werther kendini örselerken yaşadıkları yabancı gelmiyordu bana. Aksine, sevdiği kadın hakkındaki düşünceleri, toplumsal hayatta konumlandığı yer değişirken, kendi gözündeki değerinin azalması, tek bir ulu amaç ile bütünleşip gitgide yanındayken bile huzuru yakalayamamak türünden anlatılanlar, gerçeğe çok benzerlikleriyle şaşırttı beni. Kendim de dahil çevremdeki bir sürü insan bu türden duygular yaşadıkları, aşklarını böyle sürdürdükleri için Genç Werther’in Acıları kitabına, bir rehber gibiydi diyorum. Genç Werther’in yaşlarındayken romantik bir insan olduğum kendi gözümde de tescillenmiş oldu bu kitaptan sonra. Yine de aşkıma karşılık bulduğum için, bulamayan kimilerinin bilinçli bir eylemle hayatlarına son verme kararlarını hor göremem. Onların bu son ve nihai kararlarını eleştirmek, o zaman yaşadığım hislerin gerçekliğine gölge düşürecek, bütün olanlara bir oyun tadı verecektir.

Ama biraz da, ilerleyen yıllarda kendi kitabını eleştiren ve belki de sebep olduğu sonuçlar yüzünden buna kalkışan Goethe’nin tarafından bakalım. Belki ilerleyen yaş, belki olgunlaşmak veya belki bunlarla birlikte aklın yaşamımızda daha başat bir yere oturmasıyla, bir zamanlar gerçekliğinden şüphe edemediğimiz o duygular birincil olma özelliklerini kayıp mı ediyorlar acaba? İntihar ederek bitirmediysek acı veren aşkımızı, daha kaç yıl besleyebiliriz yüksek duygularımızı, yanında bir an bulunabilmek için izin istediğimizde onurumuz kaçıncı kez ısrar edebilecek kudrettedir artık. Kaçımız o aşkı yaşamış olsa bile, bir zamanlar hissettiği yakıcı duyguların aynısını hissedebilir yıllar sonra? Hezeyanla geçen, iç sıkıntısı ile dolu bekleyişlere kim katlanır birkaç gün sonra?

Goethe, genç bir yazar olarak kaleme aldığı kitabındaki yoğun duygular ilerleyen yaşıyla birlikte olgunlaştığında, ölümlere hem de genç insan ölümlerine neden olmuş anlatısını hor görmüş olabilir.

Hayatının büyük bölümünü romantik duygularına gem vuramadığı için Werther’in yaşadıklarına benzer durumlar, duygulanımlar içinde yaşamış birisi olarak düşünce belirtebilecek durumda görüyorum kendimi. İntihar edenleri ayıplayamıyor, kınayamıyor ama onların erken biten hayatları için ben de hüzünleniyorum. Hislerim karşılıksız kalsaydı intihar ederdim diyemem ama bazen onu düşündüğümü hatırlıyorum. Çünkü aşka en yakın duygu ölümdür. Ancak artık o yoğun yaşların üzerinden şu kadar yıl geçmişken, o yakıcı hisleri uzaktan incelemek şu an daha tatlı geliyor. Bu, o duyguları yadsıdığım onları horladığım anlamına gelmemeli. Bir akıl terazisiyle ve bu yaşta ölçüldüğünde her zaman gülünç gelecek hareketler, aşağılanmalar, öz değersizlik görüyor olabiliriz o yıllarımıza özgü. Ama asıl görünmesi gereken başkadır.

Ruhumuzun derinleşebileceği mesafeyi görürüz orada. Gerçekten sahip olabileceğimiz tek şeydir aşk. Nefessiz kalmayı göze alıp, en derinden çıkarmaya çalıştığımız inci tanesidir. Uğrunda vurgunu göze aldığımız, yüzeye çıkamama riskine gülüp geçtiğimiz. Bütün bunları şimdinin sınırları içinden, geçmişin belleğimizde kalan sepya görüntüleri için düşünebiliyoruz. Manzaranın dışına çıkıp azıcık yukarıdan gördüğümüz ve olgunluk yıllarına özgü, serin bir bakış sanırım bu.

Bir bakıma, romantizmi yavan ve kurumuş, başkalarının sözleriyle tanımlamak yerine, kendi yaşantımızla değerlendirebilmek için bile duygularımızla oluşturduğumuz ateş çemberinin dışına çıkabilmemiz gerekiyor. O çemberin dışındayken yapılan bir Werther okuması kılavuzluk yapıyor ama yine de zor bir mücadele.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir