Tuğba Doğan – Nefaset Lokantası

Varolmak, bulunduğun yere fırlatılarak atılmış olmanın – bir fırlatanın yokluğunun ön kabulüyle – idrakidir. Fırlatana inananların bir varoluş krizi yaşadığına tanıklığım çoktur ama bu kriz durumuna varoluş krizi dediklerine tanık olmadım hiç. Semavî bir şeye inanç duymayanların eninde sonunda yuvarlandıkları, sonunda kendi imkânlarıyla kör duvarlarından tırmanmak zorunda kalacakları bir derin çukurdur bu varoluş krizi. Kendi üzerine kapanan, içerden kilitli tahta kapaklı pencereleri sıkı sıkıya örtülmüş bir kimsesizliğin sessiz çığlığı bu bulantı. Okumuşların, daha okuyanların ve okudukça okuyanların çokça tutulduğu illet.

‘Üzerime geliyorlar’ kolaycılığına kaçmadan, bütün bu sıkışmışlığın dışarıdan içeriye değil ve çirkef bir çamur gibi çevresine de musallat olacak karanlık ile içeriden dışarıya hiç değil; sadece kendini yiyip bitiren içeriden de içeriye yönlü bir kaçışa çare olur mu ülke değiştirmek? Kitabımızın ilk bölümünde kahramanımızın yanıtladığını sandığı bir soru olarak.

Git buradan Salih, üç kez ertelemek zorunda kaldığın bileti bu sefer kullan ve dünyanın öbür tarafında sıcak kanlı, esmer tenli, dans etmeyi seven insanların dört gözle seni beklediği o memlekete git. Uçağının tekerlekleri yerden kesildiğinde bütün o iç sıkıntın İstanbul’da kalacak. Üzerine akıp çağlayan kalabalık nezaketsizlik, iş dünyasının acımasızlığı, hayat pahalılığı, ülke yöneten kabalık ve yalancılık burada kalacak bizlerle. Bindiğin o uçağın tekerlekleri tekrar yerle buluştuğunda içindeki karanlık delikler yamanmış olacak değil mi? Orada bulacaksın kendini, barışacaksın fırtınalarınla, barış imzalayacaksın geçmişinle; senin yazmadığın. Git Salih.

Senin yaşında olsaydım, yeni bir başlangıç, geçmişi temize çekme, ümit etme, uygar bir dünyayı hak etme gibi belki de klişe gelecek söylemlerle destek olurdum sana. Giderken yoluna fener olacak ışıklı kayalıklar dizerdim kaybolduğun okyanusta. Kargadan bir kılavuz olarak değil, kuzey yıldızı olabilirdim geceleri yolunu kaybetme artık diye. Ama ben Nefaset Lokantasının sahibi Afitap Hanım’ın yaşına daha yaklaştım. Biliyorsun kendisi tam da yola çıkmandan bir gece önce, Nefaset Lokantasında çok yakınlarını davet ettiğiniz yemekten sonra hem de tuvalette yığılıp kalmıştı.

Belki Afitap’ın yaşadığı anevrizmaya, belki de onun yaşadığı yılların sayısına seninkilerden daha yakın olduğum içindir Salih, gitmeye mesafeliyim. Gerçi bilsemki gittiğinde içinin uçurumu körelecek, adımların her an içine çekmeye aday kendi çukurlarından uzağa basacak git derim ama olmaz Salih. Buradaki çürümüşlük, toplumsal yozluk, bilinçlenip bedenlenmiş kötülük ve karanlık cahillik tek başına tükürmüyor seni oralara, ta dışarıya; seni içinden atmak için sabırsız bekleyen çığlıkların, hesaplaşamadığın karanlıkların da var, inkâr etme. Yaşadığı ülkenin saramadığı, sarmalayamadığı kaybolmakta olan bir gençliğin ferdisin doğru ama kendinden kaçabileceksen, kendi içine alayla dolu kendini beğenmiş, onaylamış ve memnun bir bakıştan sonra ‘yendim seni, sebep olduğun kırıkları yamadım, yeni çatlaklara izin vermeyeceğim’ diyebileceksen git tabii. Kurtuluşunda yurt dışını bir can simidi gibi bir yangın düdüğü gibi kullanabileceksen git.

Salih, vakit geçirmekten büyük keyif aldığın hatta artık orada olmanın bir gereklilik haline geldiği Nefaset Lokantasını anlatan Tuğba Doğan’da gönderemeyecek seni, biliyorsun. Gitmeni hazırlayan sebepleri inceden inceye ve tüm doğruluğuyla anlatan, küçücük bir çocuk olarak ebeveynlerini kaybederken kırılan kalbinin çıtırdayan sesini yazarken de istemiyor gitmeni. Sana, kalan tek kurtuluş yolunmuş, mümkün olan son tedavinmiş gibi sunduğu gidişini o da istemiyor.

Seni aşık ederken de, o oluş anının güzel bir tesadüf olduğunu düşündürürken de, turist olarak gezdiğiniz şehirlerde oynadığınız adımlama oyunlarını, aşkınla beraberken kendini ona anlatarak ilk defa yaşadığın gerçekleşme duygusunu da, kendi içinle kavga etmeni isteyerek verdi sana. İntiharına anlam veremediğinde, onu tanıyamamanın normal olduğunu, çünkü sadece kendini anlattığını ve aşık olduğun kadını hiç dinlemediğini düşündürttü sana. Kendini anlatmak yerine, ilk kez sevdiğin o güzel kadının anlattıklarını dinleseydin ruhunun en az seninki kadar kırık olduğunu da anlardın. Sen Nihan’ın gidişine hiç hazır değildin ama, Tugba Doğan bizi de kendi gibi senin gidişine hazırladı.

Ben de kendi varoluşum içinden, kendi sınırlı açılarımla okumaya aklımın yettiği bir hikaye için, ancak hikayenin kendisi okunduğunda anlam kazanabilecek bir yazı yazdım. Belki okuduğunuzda bile ortaklaşamayacağımız, başka manzaralara açılan pencerelerin önünde durduğumuzu görerek şaşıracağımız bir yazı. Ayakları yere basmasın, her an kendini hissettirip duran silme tuşuna yakın bir yazı olsun istedim. Salih’in içinin hep bildiği, onu böyle yapan ama bize söylemek için kitabın sonunu beklediği o yalın ama çirkin gerçeğin saklanmasından hoşlanmadığım için istedim bu yazının kapalı olmasını.

Kendi varoluşunun anlamını arayıp, eğer bulabilirse onunla kavga etmeye hazır kırık ruhlara mutlanmış bir ağıt için. İçinden kaçmayı başarmanın hayalini kuran büyük hayalciler, gidenlerini yanında taşımak zorunda kalan ezeli yenikler için. İçlerinden firar etmeyi becerdiğini sanırken, kendilerini kutsiyet dolu ruhanî güçlerin kucağına teslim edenler için, değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir